Üçtutlar Mah., Merkez / Çorum Salı - Cumartesi, 10:00 - 18:00 0545 177 01 19 eda1erkan@gmail.com TR EN

Depresyon Kalıtsal mı? Ailede Depresyon Varsa Bilmeniz Gerekenler

Depresyon Kalıtsal mı? Ailede Depresyon Varsa Bilmeniz Gerekenler

Depresyon kalıtsal mı, annenizde ya da babanızda depresyon varsa sizin riskiniz ne? Genetik yatkınlığı, aile içi örüntüleri ve koruyucu adımları okuyun.

Annenizin yıllarca "sinirleri bozuk" diye anlatıldığını hatırlıyorsunuz. Bazı dönemler günlerce yataktan çıkmazdı, evde perdeler kapalı olurdu ve siz okuldan dönünce sessizce kendi yemeğinizi hazırlardınız. Şimdi siz otuzlu yaşlarınızdasınız ve son aylarda tanıdık bir ağırlık hissediyorsunuz. Aklınızdan geçen soru hem korkutucu hem de çok insani: "Ben de annem gibi mi olacağım?" Belki de bir çocuğunuz var ve onun için endişeleniyorsunuz. Depresyon kalıtsal mı sorusu, ailesinde depresyon öyküsü olan pek çok kişinin zihninde sessizce dolaşır. Bu yazıda genetik yatkınlığın ne anlama geldiğini, aileden yalnızca genlerin değil, alışkanlıkların ve örüntülerin de aktarıldığını ve en önemlisi, bu yatkınlığa karşı neler yapılabileceğini anlatacağız.

Depresyon Kalıtsal mı? Kısa Yanıt

Kısa yanıt şudur: Depresyona karşı yatkınlık ailede aktarılabilir, ama depresyonun kendisi bir kader gibi aktarılmaz.

Aile ve ikiz çalışmaları, birinci derece yakınlarında (anne, baba, kardeş) depresyon öyküsü olan kişilerde depresyon görülme olasılığının genel nüfusa göre daha yüksek olduğunu göstermektedir. Ancak aynı çalışmalar, bu yatkınlığın tek başına belirleyici olmadığını, yaşam koşulları ve deneyimlerle birlikte ortaya çıktığını da göstermektedir. Ailesinde depresyon olan pek çok insan hayatı boyunca depresyon yaşamaz; ailesinde hiç depresyon öyküsü olmayan pek çok insan da depresyon yaşayabilir.

Genetik etkinin bazı durumlarda daha belirgin olduğu bilinmektedir: Depresyonun erken yaşta başladığı, çok kez tekrarladığı ya da ağır seyrettiği ailelerde yatkınlık daha güçlü olabilir. Bu bilgi korkutmak için değil, ailenizin öyküsünü daha dikkatli değerlendirmeniz için önemlidir.

Genler Depresyonda Nasıl Bir Rol Oynar?

Tek Bir "Depresyon Geni" Yok

Göz rengi gibi bazı özellikler görece az sayıda genle belirlenir. Depresyon ise böyle değildir. Bugün bilinen, depresyona yatkınlığın her biri çok küçük etkisi olan çok sayıda genin bir araya gelmesiyle oluştuğudur. Bu genler doğrudan "depresyon" yaratmaz; stres karşısında bedenin ve beynin nasıl tepki verdiğini, duyguların ne kadar yoğun yaşandığını ve ne kadar hızlı toparlandığını etkiler.

Mizaç: Aktarılan Şey Çoğu Zaman Bir Hassasiyettir

Ailede aktarılan şey çoğu zaman bir mizaç özelliğidir: olumsuz olaylara daha yoğun tepki verme, kaygıya daha yatkın olma, stresten sonra daha yavaş toparlanma gibi. Bu özellikler kendi başına bir rahatsızlık değildir; hatta bazı durumlarda derin empati ve duyarlılık gibi güçlü yanlarla birlikte gelir. Ancak yoğun ve uzun süreli stresle karşılaşıldığında depresyon riskini artırabilir.

Gen ve Çevre Birlikte Çalışır

Genler bir zemin hazırlar, çevre ise bu zeminin üzerinde nelerin büyüyeceğini etkiler. Aynı yatkınlığa sahip iki kardeşten biri destekleyici bir evlilik, düzenli bir iş ve güçlü arkadaşlıklar içinde yaşarken depresyon geçirmeyebilir; diğeri ise art arda kayıplar ve yalnızlık içinde depresyona girebilir. Araştırmalar, yaşantıların genlerin nasıl işlediğini de etkileyebildiğini göstermektedir. Kısacası genler bir olasılık yaratır, ama hikâyenin sonunu yazmaz.

Aileden Sadece Genler Geçmez: Öğrenilen Örüntüler

Depresyonun ailede tekrarlanması yalnızca genetikle açıklanamaz. Depresyondaki bir ebeveynle büyümek, çocuğun dünyayı algılama ve duygularla baş etme biçimini de etkiler.

Duygularla baş etme modelleri. Çocuklar duygularla nasıl baş edileceğini en çok ebeveynlerini izleyerek öğrenir. Zor bir durumda geri çekilen, susan ya da yatağa kapanan bir ebeveyn, farkında olmadan bu yolu çocuğa da gösterir.

Erken sorumluluk. Depresyondaki bir ebeveynin çocuğu, çoğu zaman yaşından büyük sorumluluklar üstlenir: kardeşlere bakmak, evi çekip çevirmek, ebeveyni neşelendirmeye çalışmak. Bu çocuklar yetişkinlikte kendi ihtiyaçlarını görmezden gelmeye, başkalarının duygularından sorumlu hissetmeye yatkın olabilir.

Sessizlik ve sırlar. Türkiye'de pek çok ailede ruhsal rahatsızlıklar açıkça konuşulmaz. "Annen biraz rahatsız", "baban sinirli bir dönemde" gibi belirsiz açıklamalarla geçiştirilir. Kimi ailelerde bir dedenin ya da halanın yaşadığı ağır depresyon ya da intihar, yıllarca bir sır olarak saklanır. Bu sessizlik, çocuğun yaşadığını anlamlandırmasını zorlaştırır ve "bizim ailede böyle şeyler konuşulmaz" kuralını bir sonraki kuşağa taşır.

Düşünce kalıpları. "Hayat zaten zor", "bizim şansımız hep kötü", "elimizden bir şey gelmez" gibi aile içinde sık duyulan cümleler, çocuğun dünyaya bakışını şekillendirebilir.

Diyelim ki üç kardeşsiniz ve babanız uzun yıllar depresyonla yaşadı. Büyük ablanız erken yaşta evin yükünü üstlendi, siz ise evden uzak durmayı, okulda ve arkadaşlarınızın yanında vakit geçirmeyi seçtiniz. En küçük kardeşiniz ise babanızın en zor dönemlerine çok küçük yaşta tanık oldu. Aynı evde, aynı ebeveynle büyümenize rağmen her birinizin deneyimi ve bugünkü ruh hâli farklı olabilir. Depresyon kalıtsal mı sorusunun yanıtının neden bu kadar katmanlı olduğunu bu örnek de gösterir.

Bu örüntülerin iyi tarafı şudur: Öğrenilen şeyler, yeniden öğrenilebilir. Genetik yatkınlığınızı değiştiremezsiniz, ama aileden öğrendiğiniz baş etme biçimlerini fark edip değiştirebilirsiniz. Depresyondaki bir aile bireyine nasıl destek olunabileceğini depresyondaki birine nasıl yardım edilir yazımızda ele aldık.

Ailenizden bir yatkınlık almış olabilirsiniz; ama o yatkınlıkla ne yapacağınızı belirleyen, bugün attığınız adımlardır.

Ailede Depresyon Öyküsü Olanlar İçin Koruyucu Adımlar

Yatkınlık bir risk etkenidir; koruyucu etkenler ise bu riski dengeleyebilir. Ailenizde depresyon öyküsü varsa aşağıdaki adımlar özellikle önemlidir.

Ailenizin Öyküsünü Öğrenin

Mümkünse ailenizdeki ruhsal rahatsızlıklar hakkında bilgi toplayın: Kimler depresyon yaşadı, hangi yaşta başladı, nasıl seyretti, tedavi oldu mu, aşırı neşeli ve enerjik dönemler de görüldü mü? Bu bilgiler, olası bir değerlendirmede uzmanınız için çok değerlidir. Konuşmak zor olabilir; ama bazen bir teyzenin ya da büyükbabanın anlattıkları, ailedeki sessizliği kırmanın da başlangıcı olur.

Uykunuzu Koruyun

Düzensiz ve yetersiz uyku, yatkın kişilerde depresif dönemleri tetikleyebilir. Düzenli bir uyku ritmi, en temel koruyucu alışkanlıklardan biridir.

Alkol ve Maddeye Dikkat Edin

Alkol, yatkınlığı olan kişilerde duygu durumunu daha kolay düşürebilir. Zor dönemlerde alkolü bir baş etme aracı olarak kullanmamak önemlidir.

Stresi Yönetmeyi Öğrenin

Stresi tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir; ama onu fark etmek, ara vermek, yardım istemek ve sınır koymak öğrenilebilir becerilerdir.

İlişkilerinizi Besleyin

Güvendiğiniz insanlarla düzenli temas, en güçlü koruyucu etkenlerden biridir. Zor dönemde konuşabileceğiniz birkaç kişinin varlığı büyük fark yaratır.

Erken İşaretlerinizi Tanıyın

Uykunun bozulması, insanlardan uzaklaşma, keyif kaybı, artan sinirlilik gibi sizde depresyonun habercisi olabilecek değişiklikleri fark etmeyi öğrenin. Erken fark edilen bir dönem, çok daha kolay yönetilir.

Riskli Dönemlere Hazırlıklı Olun

Doğum sonrası dönem, büyük kayıplar, işsizlik ve menopoz gibi geçiş dönemleri, yatkın kişilerde daha dikkatli izlenmelidir. Örneğin ailesinde depresyon öyküsü olan bir anne adayının, gebelik sırasında ve doğum sonrasında bu konuyu hekimiyle konuşması önemlidir. Bu dönemle ilgili ayrıntıları doğum sonrası depresyon yazımızda bulabilirsiniz.

Kendinize Şefkatle Yaklaşın

Ailesinde depresyon görmüş biri, kendi zor günlerinde çoğu zaman iki kat yük taşır: hem yaşadığı sıkıntının hem de "işte başlıyor" korkusunun. Her hüzünlü günün depresyon olmadığını, her yorgunluğun ailedeki öykünün tekrarı anlamına gelmediğini kendinize hatırlatın. Kendinizi sürekli izlemek ve her duyguyu bir belirti olarak yorumlamak, kaygıyı artırarak tam da korktuğunuz tabloyu besleyebilir. Dikkatli olmak ile tetikte yaşamak arasındaki dengeyi kurmak, önemli bir koruyucu beceridir.

Depresyon Kalıtsal mı Diye Endişelenen Ebeveynler İçin

Depresyon yaşamış ya da yaşamakta olan pek çok ebeveynin en büyük kaygısı, bunun çocuğuna geçip geçmeyeceğidir. Bu kaygı anlaşılırdır, ama şunu bilmek önemlidir: Ebeveynin kendi ruh sağlığına bakması, çocuk için en önemli koruyucu etkenlerden biridir. Tedavi olan, duygularını tanıyan ve onlarla sağlıklı biçimde baş etmeyi öğrenen bir ebeveyn, çocuğuna da bu becerileri aktarır.

Çocuklarınız için yapabileceğiniz bazı şeyler:

  • Kendi zor dönemlerinizi yaşına uygun ve sakin bir dille açıklayın: "Annem şu sıralar hasta, bunun senin yüzünden olmadığını bilmeni istiyorum, doktordan yardım alıyorum."
  • Çocuğun sizin bakımınızı üstlenmesine izin vermeyin; o çocuk olarak kalabilmeli.
  • Duyguların evde konuşulabildiği bir ortam yaratın.
  • Çocuğun hayatında başka destekleyici yetişkinlerin de olmasını sağlayın: bir büyükanne, bir teyze, bir öğretmen.

Çocuğunuzda uzun süren mutsuzluk, içe kapanma, sinirlilik, okul başarısında düşüş, uyku ve iştah değişiklikleri gibi işaretler görürseniz, bir çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanına danışmak yerinde olur. Küçük yaştaki çocuklarda duygular çoğu zaman oyunla ifade edildiği için, çocuk ve oyun terapisi bu süreçte değerli bir destek olabilir.

Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?

Ailenizde depresyon öyküsü olması, sizin için destek almanın eşiğini biraz daha aşağı çekmek için iyi bir nedendir. Şu durumlarda bir uzmanla görüşmenizi öneririz:

  • Çökkün duygu durumu, keyif kaybı ya da isteksizlik iki haftadan uzun süredir devam ediyorsa
  • Uyku, iştah ve enerjinizde belirgin değişiklikler varsa
  • Ailenizdeki birinin yaşadığına benzer belirtiler fark ediyorsanız
  • "Ben de onun gibi olacağım" kaygısı hayatınızı belirgin biçimde etkiliyorsa

Bir uzmana ya da hekime başvurduğunuzda aile öykünüzü mutlaka anlatın. Özellikle ailede bipolar bozukluk öyküsü varsa, bu bilgi tedavinin yönünü önemli ölçüde etkileyebilir. İki tablonun farklarını bipolar ile depresyon farkı yazımızda ele aldık.

Kendinize zarar verme düşünceleri yaşıyorsanız, özellikle de ailenizde intihar öyküsü varsa, bu düşünceleri ciddiye alın ve bir uzmanla paylaşın. Acil durumlarda 112'yi arayın ya da en yakın acil servise başvurun.

Terapide Aile Öyküsü Nasıl Ele Alınır?

Terapide aile öyküsü, kişinin bugünkü tablosunu anlamanın önemli bir parçasıdır. Bazen birkaç kuşağı kapsayan bir aile haritası çıkarılır; kimin ne yaşadığı, hangi duyguların konuşulduğu ya da susulduğu, aile içinde hangi rollerin üstlenildiği birlikte incelenir.

Ailesinde depresyon olan kişilerde sık görülen bir düşünce, "nasılsa ben de öyle olacağım" inancıdır. Bu inanç, her kötü günü bir felaketin habercisi gibi algılamaya ve aşırı kaygıya yol açabilir. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) bu tür düşünceleri fark etmeye ve gerçeklikle sınamaya yardımcı olur: Yatkınlık bir olasılıktır, bir kesinlik değil.

Depresif bir ebeveynle büyümüş kişilerde "kendi ihtiyaçlarımı bir kenara koymalıyım", "duygularımı göstermemeliyim" gibi derin inançlar, yani şemalar da sık görülür. Şema terapi bakış açısıyla bu inançların çocuklukta nasıl oluştuğu anlaşılır ve yetişkin olarak kendi ihtiyaçlarını gören, daha şefkatli bir iç ses geliştirilir.

Bazen terapide konuşulan şey, ebeveynin depresyonunun çocuklukta nasıl yaşandığıdır. O yıllarda anlaşılamayan öfke, kırgınlık ya da suçluluk, yetişkin gözüyle yeniden ele alındığında yerini daha dengeli bir anlayışa bırakabilir. Ebeveynin de bir hastalıkla mücadele ettiğini görmek, hem onunla hem de kendi geçmişinizle barışmanın yolunu açabilir.

Terapi aynı zamanda kişiye bir önleme planı oluşturma fırsatı da verir: Kendi erken uyarı işaretlerini tanımak, zor dönemlerde neyin iyi geldiğini bilmek ve gerektiğinde nereden destek alacağını önceden planlamak. Böylece aileden gelen yatkınlık, korkuyla beklenen bir kader olmaktan çıkar; farkında olunan ve yönetilen bir özelliğe dönüşür.

Sıkça Sorulan Sorular

Annem ya da babam depresyon geçirdiyse ben de geçirecek miyim?

Hayır, bu kesin değildir. Ebeveyninizde depresyon olması riskinizi artırabilir, ama yatkınlığı olan pek çok insan hayatı boyunca depresyon yaşamaz. Koruyucu alışkanlıklar, destekleyici ilişkiler ve erken yardım arama, bu riski önemli ölçüde dengeleyebilir.

Depresyon için genetik test yaptırabilir miyim?

Günümüzde depresyon riskini güvenilir biçimde öngören bir genetik test bulunmamaktadır. Yatkınlık pek çok genin küçük etkileriyle oluştuğu için, tek bir testle belirlenemez. Aile öyküsünü bilmek ve kendi erken işaretlerinizi tanımak çok daha işe yarar bir yoldur.

Depresyon kuşak atlayarak geçer mi?

Depresyona yatkınlık bir kuşakta belirgin olmayıp bir sonraki kuşakta ortaya çıkabilir. Bunun nedeni, yatkınlığın tek başına değil, yaşam koşullarıyla birlikte etkili olmasıdır. Büyükanne ya da büyükbabanızda depresyon öyküsü varsa, bunu da aile öykünüzün bir parçası olarak değerlendirmek gerekir.

Ailemde depresyon varken çocuk sahibi olmalı mıyım?

Bu tamamen kişisel bir karardır ve ailede depresyon öyküsü, tek başına çocuk sahibi olmamak için bir neden olarak görülmez. Önemli olan, kendi ruh sağlığınıza dikkat etmeniz, gebelik ve doğum sonrası dönemde hekiminizi aile öykünüz hakkında bilgilendirmeniz ve gerektiğinde destek almaktan çekinmemenizdir.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez. Yaşadığınız güçlükler için bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önerilir. Acil bir durumda lütfen 112'yi arayın.

Yazar

Eda Erkan Alapala

Klinik Psikolog. İstanbul Kent Üniversitesi Klinik Psikoloji Tezli Yüksek Lisans mezunu; bilişsel davranışçı terapi, çocuk merkezli oyun terapisi ve çocuk-ergen psikoterapisi alanlarında eğitimlerini tamamlamıştır.

Eğitimler