Üçtutlar Mah., Merkez / Çorum Salı - Cumartesi, 10:00 - 18:00 0545 177 01 19 eda1erkan@gmail.com TR EN

Hasta Çocuğu Olan Çiftler: Tedavi Sürecinde Evliliği ve Bağı Korumak

Hasta Çocuğu Olan Çiftler: Tedavi Sürecinde Evliliği ve Bağı Korumak

Hasta çocuğu olan çiftler neden birbirinden uzaklaşır? Farklı yas biçimleri, görev paylaşımı, suçlama döngüsü ve tedavi sürecinde evliliği korumanın yolları.

Gece yarısı hastane koridorunda telefon çalıyor. Arayan eşiniz; evdeki küçük çocuğun ateşlendiğini, yarın işe gidip gidemeyeceğini bilmediğini söylüyor. Siz ise refakatçi koltuğunda üçüncü gecenizi geçiriyorsunuz ve onun sesindeki yorgunluğu, kendi yorgunluğunuzun altında neredeyse duymuyorsunuz. Konuşma kısa ve gergin bitiyor. Telefonu kapattıktan sonra aklınızdan bir düşünce geçiyor: "Ne zaman birbirimize bu kadar yabancılaştık?" Hasta çocuğu olan çiftler, en çok birbirlerine ihtiyaç duydukları dönemde birbirlerinden uzaklaşabilir. Bu, sevginin bittiği anlamına gelmez; ağır bir yükün iki kişiyi farklı yönlere çekmesidir. Bu yazıda, çocuğunun hastalığı sırasında eşiyle arasına mesafe girdiğini hisseden anne babalar için bu mesafenin nedenlerini ve ilişkiyi korumak için atılabilecek adımları ele alıyorum.

Hasta Çocuğu Olan Çiftler Neden Birbirinden Uzaklaşır?

Bir çocuğun ciddi ya da uzun süreli hastalığı, ailenin bütün düzenini yeniden şekillendirir. Bu yeniden yapılanma sırasında çift ilişkisi çoğu zaman ilk ihmal edilen alan olur. Bunun birkaç nedeni vardır.

  • Zaman ve enerji kalmaz. Hastane randevuları, tedavi takvimi, ev işleri, diğer çocukların ihtiyaçları ve iş hayatı arasında eşlerin birbirine ayıracak zamanı neredeyse kalmaz.
  • Rol bölünmesi. Çoğu ailede ebeveynlerden biri hastanede refakatçi olurken diğeri işe gider ve evi çekip çevirir. Zamanla iki ayrı dünyada yaşamaya başlarlar ve birbirlerinin yükünü görmekte zorlanırlar.
  • Farklı baş etme biçimleri. Biri konuşarak rahatlarken diğeri susarak, biri bilgi toplayarak rahatlarken diğeri konudan uzak durarak baş eder. Bu farklılık, "Umursamıyor" ya da "Her şeyi abartıyor" gibi yanlış yorumlara yol açabilir.
  • Bastırılan duygular. Ebeveynler çoğu zaman çocuklarının yanında güçlü görünmeye çalışır. Biriken korku, öfke ve üzüntü bazen eşe yönelen kısa ve sert sözlerle dışa vurulur.
  • Maddi baskı. Tedavi masrafları, ulaşım, iş günü kaybı ve hayat pahalılığı, zaten gergin olan ilişkiye ek bir yük bindirir.

Bu nedenlerin hiçbiri ilişkinin zayıf olduğunu göstermez. Aksine, çok güçlü çiftler bile bu kadar yoğun bir stres altında sarsılabilir.

Farklı Yas ve Baş Etme Biçimleri

Bir çocuğun hastalığı, ebeveynlerde bir tür yas başlatır. Bu, beklenen sağlıklı çocukluğun, planlanan geleceğin ya da alışılmış aile hayatının yasıdır. Ancak eşler bu yası çoğu zaman aynı biçimde ve aynı hızda yaşamaz.

"Ben ağlıyorum, o neden ağlamıyor?"

Bazı ebeveynler duygularını açıkça ifade eder; ağlar, konuşur, başkalarıyla paylaşır. Bazıları ise duygularını içinde yaşar, işe, tamire ya da pratik görevlere yönelir. Bu ikinci grup çoğu zaman "duygusuz" ya da "umursamaz" olarak algılanır. Oysa bu, kişinin kendi tarzında acıyla baş etme biçimidir.

"Neden sürekli bunu konuşmak zorundayız?"

Konuşarak rahatlayan eş için bu konuyu açmak bir ihtiyaçtır. Diğeri için ise her konuşma, zar zor kapattığı bir yarayı yeniden açmak gibi gelebilir. Bu iki ihtiyaç çatıştığında, her iki taraf da kendini yalnız ve anlaşılmamış hisseder.

Toplumsal beklentiler de bu farkı derinleştirebilir. "Erkek adam ağlamaz, ailesine güç vermeli" ya da "Anne dediğin her şeye yetişir" gibi kalıplar, babanın üzüntüsünü saklamasına, annenin ise yorgunluğunu dile getirmekten utanmasına yol açabilir. Oysa her iki ebeveyn de korkmaya, ağlamaya ve yardım istemeye aynı ölçüde hakkı olan insanlardır. Bu kalıpları fark edip eşinize "Benim yanımda güçlü görünmek zorunda değilsin" demek, aranızdaki sessiz duvarı inceltebilir.

Bu farklılıkları "doğru" ve "yanlış" olarak değil, iki farklı baş etme tarzı olarak görmek, karşılıklı anlayışın kapısını açar. Bir çift için şöyle bir orta yol bulunabilir: belirli bir zaman diliminde, örneğin akşam yemeğinden sonra on beş dakika, sadece duyguların konuşulduğu bir alan açmak ve geri kalan zamanda konuyu dinlendirmek.

Suçlama Döngüsü ve Onu Kırmak

Yoğun stres altındaki çiftlerde sık görülen bir örüntü, suçlama döngüsüdür. Çaresizlik duygusu bir hedef arar ve bu hedef çoğu zaman en yakındaki kişi olur.

  • "Belirtileri daha önce fark etseydin…"
  • "Sen hiç hastaneye gelmiyorsun, her şey benim üstümde."
  • "Doktorla konuşurken neden o soruyu sormadın?"
  • "Ailen bize hiç destek olmuyor."

Bu cümleler genellikle eşe değil, durumun kendisine duyulan öfkenin dışavurumudur. Ancak söylenen kişi için derin bir yara açabilir. Suçlama döngüsünü kırmak için:

  • Duyguyu suçlamadan ayırın. "Sen hiç gelmiyorsun" yerine "Bu hafta çok yalnız hissettim, sana ihtiyacım vardı" demek, eşinizin savunmaya geçmeden sizi duymasını kolaylaştırır.
  • Hastalığı ortak düşman olarak görün. Karşınızda birbiriniz değil, birlikte mücadele ettiğiniz bir hastalık var. "Biz buna karşı birlikteyiz" cümlesi, ilişkinin zeminini değiştirebilir.
  • Geçmişe dair "keşke"leri bırakmaya çalışın. Çocuğun hastalığında ebeveynlerden birinin hatası olduğu düşüncesi çoğu zaman gerçeği yansıtmaz ve yalnızca acıyı derinleştirir. Bu konuda sorularınız varsa, bunları çocuğunuzun hekimine sormak daha sağlıklı bir yoldur.

Hasta bir çocuğun anne babası için en zor ama en koruyucu cümlelerden biri şudur: "Karşımızdaki sen değilsin, bu hastalık."

Görev Paylaşımı ve Görünmeyen Yük

Hasta çocuğu olan çiftlerde iş bölümü çoğu zaman kendiliğinden ve dengesiz biçimde oluşur. Türkiye'de pek çok ailede refakatçilik genellikle annenin üzerine kalırken, baba çoğunlukla dışarıda çalışmaya ve maddi yükü taşımaya yönelir. Her iki rol de ağırdır; ama birbirlerinin yükü görünmez hâle gelebilir.

Refakatçi olan ebeveyn uykusuzluğu, hastane koşullarını, çocuğun acısına tanıklık etmeyi ve yalnızlığı taşır. Evde ya da işte olan ebeveyn ise ayrı kalmanın suçluluğunu, diğer çocukların sorumluluğunu ve maddi kaygıyı taşır. Her biri, "Benim yüküm daha ağır" diye düşünmeye başlayabilir.

Bu dengesizliği yönetmek için bazı adımlar yardımcı olabilir:

  • Görevleri açıkça konuşun. Kimin neyi yaptığını, neyin kimin üzerinde kaldığını birlikte gözden geçirin. Bazen bir listeye dökmek, görünmeyen işleri görünür kılar.
  • Mümkünse nöbetleşin. Refakatçiliği zaman zaman değiştirmek, her iki ebeveynin de hem hastane hem ev deneyimini yaşamasını sağlar ve birbirlerinin yükünü daha iyi anlamalarına yardımcı olur.
  • Yardım kabul edin. Geniş aile, komşular ya da arkadaşlardan gelen somut yardım tekliflerini geri çevirmeyin. Yemek, kardeşlerin okula götürülmesi, ev işleri gibi konularda destek almak çiftin birbirine biraz alan açmasını sağlar.
  • Takdir edin. "Bugün işten sonra hastaneye gelip beni rahatlattığın için teşekkür ederim" ya da "Kardeşlerle evde yalnız başına her şeyi idare ettiğin için minnettarım" gibi küçük takdir cümleleri, görünmeyen yükü görünür kılar.

Hasta Çocuğu Olan Çiftler İlişkilerini Nasıl Korur?

Bu dönemde ilişkiyi korumak, büyük jestler değil, küçük ve sürdürülebilir alışkanlıklar gerektirir.

Günlük küçük bağlantı anları

Uzun konuşmalar mümkün olmasa da kısa bağlantı anları yaratılabilir. Sabah atılan bir mesaj, hastane koridorunda birlikte içilen bir çay, yatmadan önce birkaç dakika el ele oturmak… Bu küçük anlar, iki kişinin hâlâ aynı takımda olduğunu hatırlatır. Eşlerden biri hastanede kaldığı için ayrı uyunan gecelerde, yatmadan önce birbirinize günün en zor ve en güzel anını kısa bir mesajla yazmak gibi basit bir ritüel bile bağlantıyı sürdürebilir.

Yalnızca hastalığı konuşmamak

Çiftler bu dönemde neredeyse sadece tahlil sonuçlarını, tedavi takvimini ve masrafları konuşur hâle gelebilir. Ara sıra hastalık dışında bir konuyu, örneğin bir anıyı, bir diziyi ya da ortak bir hayali konuşmak, ilişkinin hastalıktan ibaret olmadığını hatırlatır.

Birbirine sormak

"Sen nasılsın?" sorusu bu dönemde neredeyse unutulur. Çünkü bütün dikkat çocuğa yönelmiştir. Eşinize bu soruyu sormak ve cevabını gerçekten dinlemek, onu görmenin en basit yoludur.

Ne söylenmeli, ne söylenmemeli?

Aşağıdaki cümleler kurgusal örneklerdir:

  • İyi gelebilecek: "Bugün senin için nasıl geçti?", "Bu gece ben kalayım, sen eve gidip uyu.", "Bunu birlikte atlatacağız.", "Senin de korkman çok normal."
  • Yorabilecek: "Sen hiçbir şeyi anlamıyorsun.", "Bu durumda nasıl gülebiliyorsun?", "Ben olmasam bu ev yürümez.", "Senin ailen hep böyleydi."

Bu yorucu cümlelerden birini söylediğinizi fark ettiğinizde, kısa bir özür ve "Çok yorgunum, sana yüklenmek istemedim" gibi bir açıklama ilişkiyi onarabilir.

Kardeşler ve Ebeveynlik Dengesi

Hasta bir çocuğun yanında diğer çocukların ihtiyaçları da devam eder. Çiftler bu konuda da farklı görüşlere sahip olabilir: Biri kardeşlere olabildiğince fazla bilgi vermek isterken, diğeri onları korumak için bilgiyi sınırlamak isteyebilir. Kardeşlerin yaşlarına uygun, dürüst bir dille bilgilendirilmesi ve her iki ebeveynin de onlara ayrı zaman ayırması, hem çocukların hem de ilişkinin dengesine katkı sağlar. Kardeşlerden biri hasta çocuğa ayrılan ilgiyi kıskanıyorsa, bunu bir ebeveynlik başarısızlığı olarak değil, anlaşılır bir tepki olarak görmek gerilimi azaltır.

Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?

Çocuğun hastalığı sırasında çift ilişkisinde gerginlik yaşanması beklenen bir durumdur. Ancak bazı işaretler, profesyonel destek almanın yararlı olabileceğini düşündürür:

  • Eşler arasında konuşmanın neredeyse tamamen kesilmesi ya da yalnızca pratik konularla sınırlı kalması
  • Tartışmaların sıklaşması ve kırıcı bir hâl alması
  • Eşlerden birinin kendini tamamen yalnız ve yükün tek taşıyıcısı gibi hissetmesi
  • Ayrılık ya da boşanma düşüncelerinin sıklıkla gündeme gelmesi
  • Ebeveynlerden birinde uzun süren umutsuzluk, uyku bozuklukları ya da tükenmişlik belirtileri

Ebeveynlerden birinde ya da her ikisinde ağır depresif belirtiler, yaşama isteğinin azalması ya da kendine zarar verme düşünceleri varsa bunu ertelemeyin; acil durumlarda 112'yi arayın. Bakım veren tükenmişliğinin belirtilerine dair ayrıntılı bilgi için bakım veren tükenmişliği yazısına göz atabilirsiniz. Pek çok çocuk hastanesinde aileler için psikososyal destek hizmetleri de bulunur; tedavi ekibine bu olanakları sormak iyi bir başlangıç olabilir.

Terapide Hasta Çocuğu Olan Çiftlerle Nasıl Çalışılır?

Çift terapisi, eşlerin bu zorlu dönemde birbirlerini yeniden duyabilecekleri güvenli bir alan sunar. Bu çalışmada amaç, kimin haklı olduğunu belirlemek değil; her iki eşin de duygularını ve ihtiyaçlarını ifade edebilmesini ve birbirini anlamaya yeniden yönelebilmesini sağlamaktır. Çift terapisinin genel olarak nasıl işlediğini merak ediyorsanız çift terapisi yazısına göz atabilirsiniz.

Hasta çocuğu olan çiftlerle çalışırken sık ele alınan konular arasında farklı baş etme biçimlerini anlamak, suçlama döngüsünü fark etmek ve kırmak, görev paylaşımını yeniden düzenlemek ve ilişkide küçük bağlantı anları yaratmak yer alır. Ayrıca her iki eşin de kendi korku ve yasına alan açılır. Bilişsel davranışçı yaklaşımın iletişim ve problem çözme becerilerine yönelik teknikleri, çiftlerin günlük hayatta uygulayabileceği somut araçlar sunar.

Hastane ve ev arasında zaman bulmak zor olabileceği için, çift terapisi görüşmeleri online olarak da yapılabilir. Bu, özellikle eşlerden birinin hastanede refakatçi olduğu ya da hastanenin başka bir şehirde olduğu dönemlerde süreci daha erişilebilir kılar.

Sıkça Sorulan Sorular

Eşimle çocuğumuzun hastalığı hakkında konuşamıyoruz. Bu normal mi?

Evet, pek çok çift bu konuda konuşmakta zorlanır; çünkü konuşmak acıyı yeniden canlandırabilir. Kısa ve belirli zaman dilimlerinde konuşmayı denemek, ya da duyguları yazıya dökmek bir başlangıç olabilir. Zorlanmaya devam ediyorsanız bir uzmandan destek almak yararlı olabilir.

Çocuğumuz hastayken kendimize zaman ayırmak bencillik mi?

Hayır. Kısa da olsa birlikte geçirilen zaman, ilişkinizin ve dolayısıyla çocuğunuza sunduğunuz bakımın sürdürülebilir olmasını sağlar. Bir yakınınızdan ya da güvendiğiniz birinden kısa süreliğine destek almak bu zamanı yaratmanıza yardımcı olabilir.

Geniş aile ilişkimize çok karışıyor. Nasıl sınır koyabiliriz?

Eşlerin önce kendi aralarında hangi konularda ortak bir tutum alacaklarını konuşması önemlidir. Ardından sınırı, kendi ailesine karşı her eşin kendisinin ifade etmesi genellikle daha az gerginlik yaratır. Yardım tekliflerine teşekkür ederken, kararların çift olarak verildiğini nazikçe hatırlatmak işe yarayabilir.

Tedavi bittikten sonra ilişkimiz eskisi gibi olur mu?

Her çiftin deneyimi farklıdır. Bazı çiftler bu süreçten birbirine daha yakın çıkarken, bazıları uzun süre mesafeyi kapatmakta zorlanır. Tedavi sonrası dönemde de ilişkiye emek vermek ve gerekirse destek almak, iki kişinin yeniden birbirini bulmasına yardımcı olabilir.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez. Yaşadığınız güçlükler için bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önerilir. Acil bir durumda lütfen 112'yi arayın.

Yazar

Eda Erkan Alapala

Klinik Psikolog. İstanbul Kent Üniversitesi Klinik Psikoloji Tezli Yüksek Lisans mezunu; bilişsel davranışçı terapi, çocuk merkezli oyun terapisi ve çocuk-ergen psikoterapisi alanlarında eğitimlerini tamamlamıştır.

Eğitimler
Okumaya devam edin

İlgili makaleler