Üçtutlar Mah., Merkez / Çorum Salı - Cumartesi, 10:00 - 18:00 0545 177 01 19 eda1erkan@gmail.com TR EN

Hayatta Kalan Suçluluğu: Deprem ve Kazalardan Sonra Neden Ben?

Hayatta Kalan Suçluluğu: Deprem ve Kazalardan Sonra Neden Ben?

Hayatta kalan suçluluğu nedir, neden olur? Deprem ya da kazadan sağ çıkıp kendini suçlayanlar için belirtiler, öneriler ve destek almanın yolları.

"Bizim bina ayakta kaldı, karşı apartman yerle bir oldu. Herkes bana 'Çok şükür' diyor ama ben şükredemiyorum." Bu cümleyi, 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından farklı biçimlerde pek çok kez duyduk. Bir afetten, bir kazadan ya da başkalarının hayatını kaybettiği bir olaydan sağ çıkan kişilerin bir kısmı, hayatta kalmanın sevinci yerine ağır bir suçluluk yaşar. Hayatta kalan suçluluğu, "Neden onlar da ben değil?", "Ben yaşamayı hak etmiyorum", "Daha fazlasını yapabilirdim" gibi düşüncelerle kendini gösteren, yasla ve travmayla iç içe geçmiş bir deneyimdir. Bu yazıda bu duygunun ne olduğunu, neden ortaya çıktığını, gündelik hayatta nasıl göründüğünü ve onunla yaşamayı öğrenmenin yollarını ele alıyorum.

Hayatta Kalan Suçluluğu Nedir?

Bu kavram, başkalarının öldüğü ya da ağır biçimde zarar gördüğü bir olaydan kişinin kendisinin sağ ya da görece zarar görmeden çıkması nedeniyle duyduğu suçluluk ve haksızlık hissidir. Ayrı bir tanı değildir; çoğu zaman travma sonrası tepkilerin, karmaşık yasın ya da depresif belirtilerin bir parçası olarak görülür.

Bu duygunun mantıklı bir açıklaması olmayabilir. Kişi, depremin binanın zemininden, kazanın karşı aracın hızından kaynaklandığını bilir. Yine de içinde bir ses, "Sen kurtuldun, o kurtulamadı; bu adil değil" demeye devam eder. Bu ses, aklın bildiği ile kalbin hissettiği arasında derin bir uçurum yaratır.

Bu suçluluk farklı biçimlerde görülebilir:

  • Var olmanın suçluluğu: "Ben neden yaşıyorum?" sorusu; hayatta olmayı haksız bir ayrıcalık gibi hissetmek.
  • Yapılan ya da yapılmayanın suçluluğu: "Onu da çıkarabilirdim", "Kapıyı neden açmadım?", "Arabayı ben kullansaydım"...
  • Şanslı olmanın suçluluğu: Evi sağlam kalan, o gece şehir dışında olan ya da son anda planını değiştiren kişilerin duyduğu rahatsızlık.

Neden "Neden Ben?" Diye Sorarız?

İnsan zihni anlam arar. Rastgele gibi görünen bir felaket, "Dünya adil bir yerdir, iyi insanlara kötü şeyler olmaz" inancını sarsar. Bu inanç yıkıldığında zihin, olayı açıklayacak bir neden bulmaya çalışır. Kendini suçlamak acı vericidir; ama tuhaf bir biçimde, olanların tamamen rastlantısal olduğunu kabul etmekten daha katlanılabilir gelebilir. Çünkü suçluluk, bir şeyi kontrol edebilirmişiz gibi hissettirir.

Bir de olay anında verilen zor kararlar vardır. Enkaz altında hangi sese önce yönelineceği, kazada kime ilk yardım yapılacağı, sel suyunda kimin elinin tutulacağı gibi saniyeler içinde verilen kararlar, sonradan aylarca sorgulanabilir. Bu kararlar çoğu zaman imkânsız koşullarda verilmiştir; ama zihin onları sakin bir masa başında verilmiş gibi yargılar.

Ayrıca suçluluk, sevginin ve bağlılığın bir uzantısıdır. Kaybettiğimiz insanlara duyduğumuz bağ, onlarsız devam eden hayatımızı bir tür ihanet gibi algılamamıza yol açabilir. Gülmek, plan yapmak, yeni bir eve taşınmak, hatta sıcak bir yemek yemek bile "Onlar bunu yapamıyor" düşüncesiyle gölgelenebilir.

Türkiye'de bu duygu bazen kültürel ifadelerle de beslenir. "Allah onların yerine seni korudu", "Senin vaktin daha gelmemiş" gibi iyi niyetli cümleler, bazı kişilerde hayatta kalmayı hak etmeleri gereken bir borca dönüştürebilir: "Madem kurtuldum, bunu hak edecek bir şey yapmalıyım." Bu düşünce, kişiyi sürekli kendini ispat etmeye, dinlenmeyi ve keyif almayı kendine yasaklamaya itebilir.

Hayatta kalmak bir suç değil, bir sonuçtur; suçluluk ise çoğu zaman kaybettiğiniz insanlara duyduğunuz sevginin acı veren yüzüdür.

Bu Duygu Kimlerde Görülür?

Bu duygu yalnızca büyük afetlerle sınırlı değildir. Klinikte farklı yaşantılarla karşımıza çıkar:

  • Deprem ve afetzedeler: Enkazdan çıkarılan, ailesinden bazı kişileri kaybeden ya da komşuları hayatını kaybederken kendi evi hasarsız kalan kişiler.
  • Trafik ya da iş kazası geçirenler: Aynı araçta, aynı vardiyada bulunup arkadaşını kaybedenler.
  • Ağır hastalığı atlatanlar: Aynı serviste tedavi gördüğü hastaların bir kısmı hayatını kaybederken iyileşenler.
  • Arama kurtarma çalışanları ve sağlık personeli: Kurtaramadıkları kişileri unutamayanlar.
  • Göç edenler ve geride kalanlar: Savaş ya da afet bölgesinden ayrılabilen, ama ailesinin bir kısmı orada kalan kişiler.
  • Uzaktan izleyenler: Deprem bölgesinde olmayan, ama o geceyi sıcak evinde geçirdiği için suçluluk duyanlar.

Diyelim ki üniversite öğrencisi bir genç, deprem gecesi yurt odasında değil, sınav için kuzeninin evinde kalıyor. Yurt binası ağır hasar görüyor ve oda arkadaşı hayatını kaybediyor. Aylar sonra bile yeni bir oda arkadaşıyla tanışmak, hatta sınavından iyi bir not almak onu sevindirmek yerine huzursuz ediyor. "Ben o gece orada olsaydım ne olurdu?" sorusu, cevabı olmayan bir döngü hâlinde zihninde dönüp duruyor.

Belirtiler: Suçluluk Kendini Nasıl Gösterir?

Bu deneyim kişiden kişiye farklılık gösterse de sık görülen bazı işaretler vardır:

  • Olayı ve "keşke"leri zihninde sürekli tekrar etmek
  • Mutlu anlarda ani bir hüzün ya da suçluluk dalgası yaşamak
  • Kutlamalardan, bayramlardan, doğum günlerinden kaçınmak
  • Kendi ihtiyaçlarını ihmal etmek, hatta kendini cezalandırır gibi davranmak
  • Kaybedilen kişilerin yakınlarıyla karşılaşmaktan utanmak ya da onlardan saklanmak
  • Kendini değersiz, yaşamaya layık olmayan biri gibi görmek
  • Uyku sorunları, kâbuslar, iştah değişiklikleri
  • Aşırı fedakârlık; sürekli başkaları için çalışıp kendine yer bırakmamak

Bu belirtiler tek başına bir tanı anlamına gelmez. Ancak uzun süre devam ediyor ve günlük hayatı belirgin biçimde etkiliyorsa travma sonrası stres, karmaşık yas ya da depresyon açısından bir uzman değerlendirmesi önemlidir.

Yıldönümleri, Bayramlar ve Mutlu Anlar

Bu suçluluk çoğu zaman en beklenmedik anlarda yoğunlaşır. Şubat ayı yaklaştıkça uykuları bozulan, haber sitelerinde "yıldönümü" kelimesini görünce midesi düğümlenen pek çok insan var. Bayram sofrasında boş kalan bir sandalye, düğün davetiyesi, hatta bir bebeğin doğumu bile "Onlar bunu göremedi" düşüncesini uyandırabilir.

Bazı kişiler bu nedenle kendilerine sevinmeyi yasaklar: Tatile gitmez, yeni kıyafet almaz, sosyal medyada mutlu bir fotoğraf paylaşmaktan kaçınır. "Ben gülersem ayıp olur" düşüncesi, özellikle küçük ve birbirini tanıyan topluluklarda, başkalarının ne diyeceği kaygısıyla da birleşir. Oysa sevinmek, kaybedilenleri unutmak anlamına gelmez. İkisi aynı yürekte yan yana durabilir.

Kaybın ardından suçluluğun yasla nasıl iç içe geçtiğini daha ayrıntılı ele aldığım yas ve suçluluk yazısı da size iyi gelebilir.

Hayatta Kalan Suçluluğuyla Baş Etmek İçin Neler Yapabilirsiniz?

Aşağıdaki öneriler, suçluluğu bir anda ortadan kaldırmayı değil, onunla daha yumuşak bir ilişki kurmayı amaçlar.

1. Sorumluluk ile suçluluğu ayırın

Bir kâğıda "Benim kontrolümde olanlar" ve "Benim kontrolümde olmayanlar" diye iki sütun açın. Binanın sağlamlığı, depremin saati, karşı aracın hızı, hastalığın seyri ikinci sütuna girer. Çoğu kişi bu listeyi yazdığında, suçlandığı şeylerin büyük kısmının aslında kontrolü dışında olduğunu görür.

2. "O an bildiklerimle" düşünün

Geriye dönüp bakarken, olayın sonunu bildiğimiz için o anki seçeneklerimizi olduğundan çok daha açık görürüz. Kendinize "O anda, o bilgiyle, o korku içinde ne yapabilirdim?" diye sorun. Bu soru, sonradan edinilen bilgiyle kendini yargılamanın haksızlığını görünür kılar.

3. Kaybettiğiniz kişiyle içsel bir diyalog kurun

Kaybettiğiniz kişiye bir mektup yazmak ya da onun size ne söyleyeceğini düşünmek güçlü bir deneyim olabilir. Çoğu insan, sevdiği birinin "Keşke sen de ölseydin" demeyeceğini, aksine "Yaşa, benim için de yaşa" diyeceğini bilir.

4. Anmayı anlamlı bir eyleme dönüştürün

Suçluluğu kendini cezalandırmaya değil, anmaya yöneltmek iyileştirici olabilir. Kaybettiğiniz kişi adına bir fidan dikmek, sevdiği bir derneğe katkıda bulunmak, onun bir alışkanlığını sürdürmek ya da yıldönümünde onu sevenlerle bir araya gelmek bunun örnekleridir.

5. Sevinmeye küçük adımlarla izin verin

Bir arkadaşınızla çay içmek, sevdiğiniz bir müziği dinlemek, yürüyüşe çıkmak... Bu anlarda suçluluk gelirse onu bastırmaya çalışmayın; "Şu an hem özlüyorum hem de bu anın tadını çıkarıyorum" diyebilirsiniz.

6. Yalnız taşımayın

Aynı olayı yaşamış kişilerle konuşmak, "Bunu hisseden yalnızca ben değilim" duygusunu güçlendirir. Ancak bu paylaşımın sizi yeniden sarsmayacak bir ortamda, kendi hızınızda olması önemlidir.

7. Bedeninizin temel ihtiyaçlarını ihmal etmeyin

Suçluluk duyan kişiler çoğu zaman kendilerine bakmayı da bir ayrıcalık gibi görür: Öğün atlar, uykusunu ertelemeyi dert etmez, sağlık kontrollerini aksatır. Oysa düzenli uyku, beslenme ve kısa yürüyüşler, zihnin bu ağır duyguyu taşıyabilmesi için gereken zemini oluşturur. Kendinize bakmak, kaybettiklerinize sırt çevirmek değil, onları anabilecek gücü korumaktır.

Yakınlarınız nasıl yardımcı olabilir?

Çevredekiler çoğu zaman ne diyeceğini bilemez ve "Bak, sen kurtuldun, şükret" gibi cümlelerle teselli etmeye çalışır. Bu cümleler suçluluğu hafifletmek yerine derinleştirebilir. Daha yararlı olan, duyguyu düzeltmeye çalışmadan dinlemek, "Bunu taşımak çok ağır olmalı" diyebilmek ve pratik konularda yanında olmaktır. Bir yakınınız bu duyguyu yaşıyorsa onu kalabalık kutlamalara zorlamak yerine küçük ve sakin buluşmalar önermek de iyi gelebilir. Eğer siz bu duyguyu yaşıyorsanız, yakınlarınıza neye ihtiyacınız olduğunu söylemekten çekinmeyin; çoğu insan yardım etmek ister ama nasıl edeceğini bilmez.

Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?

Suçluluk duygusu aylar geçtiği hâlde azalmıyor, aksine artıyorsa; işinizi, ilişkilerinizi ve kendinize bakımınızı belirgin biçimde etkiliyorsa bir uzmandan destek almak önemlidir. Özellikle şu durumlar dikkat gerektirir:

  • "Ben de ölmeliydim" düşüncesinin sık ve yoğun hâle gelmesi
  • Kendinize zarar vermeyi ya da yaşamınıza son vermeyi düşünmek
  • Alkol veya başka maddelere yönelmek
  • Uzun süre uyuyamamak, yemek yiyememek
  • Kaybedilen kişinin yakınlarından ve toplumdan tamamen çekilmek

Bu duygu bazen yaşamın anlamsız olduğu hissine dönüşebilir. Kendinize zarar verme ya da yaşamınıza son verme düşünceleriniz varsa lütfen beklemeden 112'yi arayın ve yakınınızdaki birine haber verin. İlaç desteğinin gerekip gerekmediğine ise psikiyatri hekimi karar verir.

Terapide Hayatta Kalan Suçluluğu Nasıl Ele Alınır?

Terapide ilk hedef, suçluluğu yargılamadan dinlemek ve kişinin yaşadığı kaybın büyüklüğünü kabul etmektir. Pek çok danışan, ilk kez "Bunu hissetmen anlaşılır" cümlesini duyduğunda büyük bir rahatlama yaşar.

Bilişsel davranışçı terapide, suçluluğu besleyen düşünceler ayrıntılı biçimde incelenir: "Onu kurtarabilirdim" düşüncesinin hangi bilgilere dayandığı, o anda gerçekten hangi seçeneklerin olduğu, sorumluluğun hangi kısmının kişiye, hangi kısmının koşullara ait olduğu birlikte değerlendirilir. Travmatik anılar bu süreçte güvenli bir çerçevede ele alınabilir. Bazı danışanlarla, suçluluğun ne kadarının gerçekten kendisine ait olduğunu görmek için bir "sorumluluk pastası" çizeriz: Olayda payı olan tüm etkenler, bina denetiminden hava koşullarına, karşı sürücüden şansa kadar dilimlere ayrılır. Kişi, başlangıçta pastanın neredeyse tamamını kendine ayırırken, çalışmanın sonunda kendi diliminin çok daha küçük olduğunu fark edebilir. Bu fark, duyguyu bir anda yok etmez ama ona daha gerçekçi bir boyut kazandırır.

Yas çalışması da sürecin önemli bir parçasıdır. Kaybedilen kişiyle bağı koparmadan, onu hayatın içinde anlamlı bir yere koyarak yaşamaya devam etmek mümkündür. Zamanla bazı kişiler bu acı deneyimden yeni bir anlam ve değerler çıkarabilir; bu konuyu travma sonrası büyüme yazısında anlattım. Duygu durumunun belirgin biçimde etkilendiği süreçlerde nasıl çalışıldığına depresyon ve duygu durumu sayfasından ulaşabilirsiniz.

Sıkça Sorulan Sorular

Hayatta kalan suçluluğu bir yas tepkisi midir?

Çoğu zaman yasla iç içedir, ancak ondan biraz farklıdır. Yas kaybın acısını, hayatta kalan suçluluğu ise o kayba rağmen yaşıyor olmanın getirdiği haksızlık hissini içerir. İkisi birlikte görüldüğünde süreç daha ağır yaşanabilir.

Deprem bölgesinde değildim, yine de suçlu hissediyorum. Bu normal mi?

Evet, bu da sık görülen bir tepkidir. Görüntüleri izleyen, yardım çağrılarını okuyan ve o gece sıcak evinde olan pek çok kişi benzer bir suçluluk yaşadı. Bu duygu empatinizin bir göstergesidir; ancak sizi uzun süre ezmeye başladıysa onunla çalışmak önemlidir.

Gülmek ya da mutlu olmak kaybettiklerime saygısızlık mı?

Hayır. Sevinç ve yas aynı anda var olabilir. Kaybettiğiniz insanları hatırlamak ile kendi hayatınızı yaşamak birbirine rakip değildir; çoğu insan, sevdiklerinin kendisinin mutsuz olmasını istemeyeceğini bilir.

Bu duygu ne kadar sürer?

Bunun belirli bir süresi yoktur. Kaybın büyüklüğü, olayın yaşanma biçimi ve aldığınız destek süreyi etkiler. Pek çok kişide yoğunluk zamanla azalır; ancak yıldönümleri gibi dönemlerde yeniden yükselebilir. Bu dalgalanma geri gitmek anlamına gelmez.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez. Yaşadığınız güçlükler için bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önerilir. Acil bir durumda lütfen 112'yi arayın.

Yazar

Eda Erkan Alapala

Klinik Psikolog. İstanbul Kent Üniversitesi Klinik Psikoloji Tezli Yüksek Lisans mezunu; bilişsel davranışçı terapi, çocuk merkezli oyun terapisi ve çocuk-ergen psikoterapisi alanlarında eğitimlerini tamamlamıştır.

Eğitimler
Okumaya devam edin

İlgili makaleler