Üçtutlar Mah., Merkez / Çorum Salı - Cumartesi, 10:00 - 18:00 0545 177 01 19 eda1erkan@gmail.com TR EN

Köyden Kente Göç: Köklerden Kopmak ve Şehre Tutunmak

Köyden Kente Göç: Köklerden Kopmak ve Şehre Tutunmak

Köyden kente göç, yalnızca adres değiştirmek değil; alışılmış hayatı, komşuluğu ve kimliği geride bırakmaktır. Uyum sürecinin psikolojisini okuyun.

Köyde sabah horoz sesiyle uyanırdınız; şimdi apartmanın asansör kapısının gıcırtısıyla uyanıyorsunuz. Eskiden yolda karşılaştığınız herkes adınızı bilirdi, bakkala gittiğinizde annenizin hatırını sorarlardı. Şehirde ise aynı katta oturduğunuz komşunun adını aylardır öğrenemediniz. Çocuklarınız için daha iyi okullar, sizin için daha düzenli bir iş umuduyla geldiniz; ama akşamları balkona çıkıp karşı binanın ışıklarına bakarken içinizde tarif edemediğiniz bir boşluk büyüyor. Köyden kente göç, Türkiye'de milyonlarca ailenin ortak hikâyesidir ve çoğu zaman yalnızca ekonomik bir karar olarak konuşulur. Oysa bu göçün bir de görünmeyen, duygusal bir tarafı vardır. Bu yazıda köyden ya da kasabadan şehre taşınanların yaşadığı uyum zorluklarını, köklerden kopmanın yarattığı duyguları ve şehirde yeni bir aidiyet kurmanın yollarını ele alacağız.

Köyden Kente Göç Neden Psikolojik Bir Geçiştir?

Göç denince akla çoğunlukla ülke değiştirmek gelir. Ancak aynı ülke içinde, köyden şehre yapılan bir taşınma da insanın hayatında köklü değişiklikler yaratır. Değişen yalnızca adres değildir; zamanın akışı, ilişkilerin biçimi, mekânın büyüklüğü ve hatta sessizliğin anlamı değişir.

Taşınmanın nedeni de deneyimi etkiler. Kendi isteğiyle, bir hayalin peşinden gelen biriyle; kuraklık, geçim sıkıntısı ya da aile baskısı nedeniyle istemeden yerinden ayrılan birinin yaşadığı uyum süreci aynı olmaz. Zorunlu göçlerde kayıp duygusu çoğu zaman daha belirgindir.

Köy ya da kasaba hayatında:

  • İnsanlar birbirini yıllardır, hatta kuşaklardır tanır.
  • Gündelik hayat mevsimlere, hasada, hayvanlara ve doğanın ritmine göre şekillenir.
  • Yardımlaşma kendiliğinden gerçekleşir; düğünde, cenazede, hasatta herkes bir yerden tutar.
  • Kimlik, ailenin adıyla ve köydeki yeriyle tanımlanır: "Falancanın oğlu", "Filancanın gelini".

Şehirde ise:

  • İnsanlar çoğunlukla birbirine yabancıdır ve mesafeli durmayı tercih eder.
  • Gündelik hayat mesai saatlerine, trafiğe ve servis saatlerine göre akar.
  • Yardım istemek daha zordur; kimseyi rahatsız etmemek bir nezaket kuralıdır.
  • Kimlik, kişinin işiyle, okuluyla ve kendi çabasıyla yeniden kurulmak zorundadır.

Bu fark, bir dünya görüşünden diğerine geçmek gibidir. Bu yüzden köyden kente göç eden pek çok kişi, yıllar sonra bile kendini "tam olarak buralı" hissedemeyebilir.

Köklerden Kopmanın Duygusal Yükü

Sıla özlemi

Köyün havasını, toprağın kokusunu, sabah çayını içtiğiniz bahçeyi, ana babanızın sesini özlemek, göç sonrası en yaygın duygulardan biridir. Bu özlem bazen bir şarkıyla, bazen pazarda gördüğünüz bir meyveyle, bazen de bayram yaklaştığında birden yükselir. Memleket hasretinin ruh hâline etkisini sıla özlemi yazımızda daha ayrıntılı ele aldık.

Yalnızlık ve görünmezlik

Köyde biri hasta olsa haber hemen yayılır, kapınız çalınır. Şehirde ise günlerce kimseyle konuşmadan yaşamak mümkündür. Bu görünmezlik, özellikle evde çocuklarla vakit geçiren kadınlar ve emekli yaşlılar için yoğun bir yalnızlık yaratabilir.

Yetersizlik ve utanç

Şehrin kurallarını bilmemek, toplu taşıma kartını nasıl dolduracağını, hastaneden nasıl randevu alacağını, bankada hangi kuyruğa gireceğini bilememek, kişiye kendini acemi ve yetersiz hissettirebilir. Şivesi yüzünden alay edilmek, "köylü" sözünün aşağılayıcı bir anlamla kullanıldığını duymak ise derin bir utanç yaratabilir.

Suçluluk

Köyde yaşlı ana babasını bırakıp gelen kişi, "Onları yalnız bıraktım" düşüncesiyle suçluluk duyabilir. Tarlayı, bağı ya da hayvanları bırakmak, ailenin yıllarca emek verdiği bir şeyi terk etmek gibi hissedilebilir.

İkiye bölünmüşlük

Köye döndüğünde artık "şehirli" sayılmak, şehirde ise hâlâ "köylü" görülmek, kişiyi iki dünya arasında asılı bırakabilir. Bu ara konum, aidiyet duygusunu zayıflatır.

Bedendeki yansımalar

Göçün duygusal yükü bedende de hissedilebilir. Şehre yeni gelen pek çok kişi ilk aylarda uykuya dalmakta zorlandığını, göğsünde bir sıkışma ya da sürekli bir yorgunluk taşıdığını anlatır. Kalabalık bir çarşıda başın dönmesi, yoğun trafikte çarpıntı ya da apartman dairesinde "Nefes alamıyorum" hissi, alışılmış ortamdan uzaklaşmanın bedensel izleri olabilir. Bu belirtiler çoğu zaman uyum ilerledikçe azalır; ama sürekli hâle gelirse önce bir hekim değerlendirmesi, ardından psikolojik destek düşünülmelidir.

Kökler taşınmaz; ama yeni toprağa doğru dikkatle uzanabilir.

Köyden Kente Göçte Aile İçinde Yaşanan Değişimler

Göç, aile üyelerinin her birini farklı biçimde etkiler. Bu farklılık, aile içinde yeni gerginliklere de yol açabilir.

Çocuklar ve gençler genellikle şehre en hızlı uyum sağlayan kişilerdir. Okulda yeni arkadaşlar edinir, şehrin dilini ve alışkanlıklarını kısa sürede öğrenirler. Bu hızlı uyum, bazen anne babayla aralarında bir kuşak ve kültür uçurumu oluşturabilir. Ergen bir genç, köydeki akrabalarının yanında ailesinden utanabilir ya da tam tersine şehirdeki arkadaşlarına köyünü anlatmaktan çekinebilir.

Kadınlar, köydeki geniş sosyal ağlarını kaybedebilir. Köyde komşularla birlikte ekmek yapmak, bahçede çalışmak, çocukları ortak gözetmek gibi paylaşımlar şehirde yerini dört duvar arasındaki bir yalnızlığa bırakabilir.

Erkekler, ailenin geçimini sağlama sorumluluğunu çoğu zaman yeni ve yabancı bir iş ortamında üstlenir. İnşaatta, fabrikada ya da serviste uzun saatler çalışırken köydeki statüsünü ve kendi işinin sahibi olma duygusunu kaybetmiş olabilir.

Yaşlılar, çocuklarının yanına şehre geldiklerinde kendilerini en çok yerinden edilmiş hisseden kişiler olabilir. Bahçesi, hayvanları ve kahvedeki arkadaşları olmadan, bir apartman dairesinde günün nasıl geçeceğini bilemezler.

Diyelim ki on iki yaşındaki kızınız şehre taşındıktan birkaç ay sonra size "Arkadaşlarımın yanında köyden söz etme" diyor. Bu cümle kırıcı gelebilir, ama çoğu zaman bir aidiyet arayışının ifadesidir. Kızınızın yeni çevresine uyum sağlama çabasını anlamak ve aynı zamanda köklerini değerli kılan hikâyeleri onunla paylaşmaya devam etmek, iki dünyayı birleştirmesine yardım eder.

Şehirde Yaşamanın Zorlukları ve Stres Kaynakları

Köyden gelen biri için şehir, aynı anda birçok yeni stres kaynağı demektir:

  • Gürültü ve kalabalık: Sürekli trafik sesi, korna, kalabalık otobüsler ve metrolar, sessizliğe alışmış bir bedeni yorar.
  • Zaman baskısı: Her şeyin saatle ölçüldüğü, servise yetişmek, mesaiye girmek için koşturulan bir düzen.
  • Ekonomik baskı: Kira, fatura ve ulaşım masrafları, köydeki kendi evinde oturan, kendi sebzesini yetiştiren biri için büyük bir yük olabilir.
  • Doğadan kopukluk: Toprağa, ağaca, açık gökyüzüne erişimin azalması, pek çok kişide bunaltı ve sıkışmışlık hissi yaratır.
  • Güvensizlik duygusu: Kapıları kilitlemek, çocukları sokakta yalnız bırakamamak, tanımadık insanlar arasında tetikte olmak.

Şehir hayatının ruh sağlığı üzerindeki genel etkilerini merak ediyorsanız şehir stresi yazımıza göz atabilirsiniz.

Şehre Tutunmanın Yolları

Uyumun zaman aldığını kabul edin

Yeni bir yere alışmak aylar, hatta yıllar sürebilir. İlk dönemde yaşanan hüzün, yalnızlık ve yabancılık duyguları, yanlış bir karar verdiğiniz anlamına gelmez. Göç araştırmaları, uyumun genellikle inişli çıkışlı bir süreç olduğunu gösterir.

Küçük bir köy kurun

Şehrin büyüklüğü içinde kendinize küçük ve tanıdık bir dünya yaratmak mümkündür. Her gün aynı fırından ekmek almak, mahalle camisine ya da cemevine düzenli gitmek, semt pazarında aynı tezgâhtan alışveriş yapmak, apartmanda bir iki komşuyla selamlaşmayı sohbete dönüştürmek, şehrin içinde bir aidiyet dokusu örer.

Gününüze bir yapı verin

Köyde gün kendiliğinden bir düzene sahipti: sabah hayvanlar, öğlen tarla, akşam komşu ziyareti. Şehirde ise özellikle çalışmayan aile üyeleri için gün şekilsiz ve uzun gelebilir. Belirli saatlerde yürüyüşe çıkmak, bir kursa yazılmak, mahalledeki bir gönüllü etkinliğe katılmak ya da her gün aynı saatte bir yakını aramak, güne tutunacak noktalar kazandırır. Yapı, yabancılık duygusunu azaltan en basit araçlardan biridir.

Hemşehri ağlarını ölçülü kullanın

Hemşehri dernekleri, aynı yöreden gelen ailelerle buluşmalar ve düğünler, göçün ilk yıllarında güçlü bir destek sağlar. Ancak yalnızca bu çevreyle sınırlı kalmak, şehirle bağ kurmayı geciktirebilir. Hem eski bağları korumak hem de yeni insanlarla tanışmaya açık olmak dengeli bir yoldur.

Doğayla bağınızı koruyun

Balkonda birkaç saksı domates ya da biber yetiştirmek, belediyenin hobi bahçelerinden yararlanmak, hafta sonları parka ya da şehir dışına çıkmak, toprakla bağı canlı tutar. Pek çok kişi için bu küçük uğraşlar, şehirde nefes almanın en etkili yoludur.

Şehrin kurallarını öğrenmekten utanmayın

Bilmediğiniz bir işlemi sormak, toplu taşımayı öğrenmek için bir yakınınızdan yardım istemek, belediyenin kurslarına katılmak bir zayıflık değil, yeni bir hayata yapılan yatırımdır. Bildiğiniz şeyler arttıkça şehir daha az yabancı görünür.

Köyle bağı canlı tutun

Bayramlarda, hasat zamanında ya da yaz tatillerinde köye gitmek, akrabalarla düzenli telefonlaşmak ve çocuklara köyün hikâyelerini anlatmak, köklerle bağı korur. Kökleri korumak, şehre uyum sağlamaya engel değildir; tersine, kim olduğunuzu hatırlatarak size güç verir.

Kendi değerinizi hatırlayın

Köyden getirdiğiniz bilgi ve beceriler değerlidir: toprağı tanımak, el emeği, dayanıklılık, yardımlaşma kültürü, sabır. Şehirde bunları kullanabileceğiniz alanlar bulmak, kendinize olan saygınızı güçlendirir.

Örneğin köyde yıllarca bahçe işleriyle uğraşmış biri, apartmanın ortak bahçesinin bakımına gönüllü olarak katkı verebilir; el işi bilen biri, mahalledeki bir kadın kooperatifinde ya da semt evinde yeni bir çevre edinebilir. Böyle küçük katkılar, şehirde yalnızca "yeni gelen" değil, bir şey veren biri olarak görülmenizi sağlar.

Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?

Göç sonrası hüzün ve yabancılık duyguları çoğu zaman zamanla hafifler. Ancak şu durumlarda bir uzmanla görüşmek faydalı olabilir:

  • Aylar geçmesine rağmen keyifsizlik, ağlama isteği ve isteksizlik azalmıyorsa
  • Evden çıkmak, insanlarla görüşmek giderek zorlaşıyorsa
  • Uyku ve iştahta belirgin değişiklikler varsa
  • Aile içinde göç nedeniyle yaşanan tartışmalar ilişkileri yıpratıyorsa
  • Çocuğunuzda okul uyumsuzluğu, içe kapanma ya da öfke patlamaları gibi işaretler fark ediyorsanız
  • Kendinizi umutsuz, değersiz ve çıkışsız hissediyorsanız

Bu belirtiler tek başına bir tanı anlamına gelmez; ancak göçün yarattığı yükün sizi zorladığını gösteren önemli işaretlerdir.

Terapide Göç ve Uyum Süreci Nasıl Ele Alınır?

Terapide köyden şehre taşınmanın sizin için ne anlama geldiği, geride bıraktıklarınız ve yeni hayatınızda aradıklarınız birlikte konuşulur. Göçün bir kayıp boyutu olduğu kabul edilir; geride kalan evin, toprağın ve ilişkilerin yasını tutmaya alan açılır.

Bilişsel davranışçı terapi (BDT) yaklaşımıyla "Burada hiçbir zaman ait olamayacağım" ya da "Şehirliler beni küçümsüyor" gibi düşünceler fark edilir ve gerçekçi bir bakışla incelenir. Sosyal bağlar kurmak için küçük, uygulanabilir adımlar planlanır; günlük hayatta keyif veren etkinlikler yeniden yapılandırılır. Aile içinde kuşaklar arası farklı uyum hızlarının yarattığı gerginlikler de görüşmelere dahil edilebilir.

Şehrin yoğun temposu nedeniyle görüşmelere ulaşmak zor geliyorsa ya da yaşadığınız yerde destek almak mümkün değilse, online terapi de bir seçenek olabilir. Küçük yerden büyük şehre geçişin daha genel yönlerini okumak isterseniz küçük şehirden büyük şehre yazımız da size eşlik edebilir.

Sıkça Sorulan Sorular

Köyden şehre taşındıktan sonra uyum sağlamak ne kadar sürer?

Bu süre kişiden kişiye değişir. Bazı insanlar birkaç ay içinde yeni düzene alışırken, bazıları için yıllar sürebilir. Yaş, göçün gönüllü olup olmadığı, ekonomik koşullar ve sosyal destek bu süreyi etkileyen başlıca etkenlerdir.

Köye geri dönmeyi düşünmek başarısızlık mı demektir?

Hayır. Geri dönme düşüncesi, göç sürecinde sık yaşanan bir duygudur ve bazen gerçekçi bir seçenek de olabilir. Önemli olan, bu kararı ani bir duygu dalgasıyla değil; ekonomik, ailevi ve kişisel koşulları birlikte değerlendirerek vermektir.

Yaşlı annem babam şehre gelince çok mutsuz oldu, ne yapabilirim?

Yaşlılar için alışkın oldukları yaşamdan kopmak çok zorlayıcıdır. Onların günlük hayatında anlamlı uğraşlar yaratmak, örneğin balkonda bir bahçe kurmak, mahalledeki yaşıtlarıyla tanıştırmak ve köyle bağlarını sürdürmelerine yardımcı olmak uyumu kolaylaştırır. Mutsuzluk uzun süre devam ederse bir uzmana danışmak yararlı olur.

Çocuğum köyden geldiğimiz için okulda alay edilirse ne yapmalıyım?

Önce çocuğunuzu sakin bir şekilde dinleyin ve yaşadıklarının sizin için önemli olduğunu gösterin. Okul yönetimi ve öğretmeniyle iş birliği yapmak gerekir. Evde de kökenlerini utanılacak değil, gurur duyulacak bir hikâye olarak anlatmak, çocuğunuzun kendine olan saygısını korur.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez. Yaşadığınız güçlükler için bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önerilir. Acil bir durumda lütfen 112'yi arayın.

Yazar

Eda Erkan Alapala

Klinik Psikolog. İstanbul Kent Üniversitesi Klinik Psikoloji Tezli Yüksek Lisans mezunu; bilişsel davranışçı terapi, çocuk merkezli oyun terapisi ve çocuk-ergen psikoterapisi alanlarında eğitimlerini tamamlamıştır.

Eğitimler
Okumaya devam edin

İlgili makaleler