Üçtutlar Mah., Merkez / Çorum Salı - Cumartesi, 10:00 - 18:00 0545 177 01 19 eda1erkan@gmail.com TR EN

Vurana Vur Demek Doğru mu? Çocuğa Kendini Korumayı Öğretmek

Vurana Vur Demek Doğru mu? Çocuğa Kendini Korumayı Öğretmek

Vurana vur demek çocuğu korur mu, yoksa yeni sorunlar mı doğurur? Kendini korumak ile karşılık vermek arasındaki fark ve çocuğa sınır koymayı öğretmek.

Akşam yemeğinde birinci sınıfa giden kızınız, tabağındaki pilavla oynarken anlatıyor: Teneffüste sıradaki bir çocuk onu yine itmiş, beslenme çantasını yere atmış. Baba kaşığını bırakıyor: "Bir daha iterse sen de it! Vurana vur, ağlayarak eve gelme." Anne hemen itiraz ediyor: "Olur mu öyle şey, öğretmenine söyle kızım." Çocuk ikisine de bakıyor ve sessizleşiyor; hangisini yapacağını bilmiyor. Bu tartışma pek çok evde yaşanır. Vurana vur demek, çocuğunu korumak isteyen bir ebeveynin çaresizlik anında akla gelen en hızlı cevaptır. Ama bu cevap, çocuğun gerçekten güvende olmasını sağlar mı? Bu yazıda bu öğüdün neden bu kadar yaygın olduğunu, çocuğa farkında olmadan neler öğretebileceğini ve çocuğunuza kendini korumayı şiddete başvurmadan nasıl öğretebileceğinizi ele alıyoruz.

Vurana Vur Demek Neden Bu Kadar Yaygın?

Bu öğüdün arkasında kötü bir niyet yoktur; tam tersine, derin bir koruma isteği vardır. Hiçbir ebeveyn çocuğunun ezilmesini, sürekli hırpalanmasını, "kimsenin hesap sormadığı" bir çocuk olmasını istemez.

Bu cümleyi kurmanın arkasında genellikle şu duygular vardır:

  • Çaresizlik: Ebeveyn okulda değildir, çocuğunu her an koruyamaz. "Kendini koru" demek, kontrolü çocuğa devretmenin bir yoludur.
  • Kendi çocukluk deneyimleri: Pek çok yetişkin, çocukken itilip kakıldığında kimsenin ona sahip çıkmadığını hatırlar. Kendi çocuğunun aynı şeyi yaşamasını istemez.
  • Yetişkinlere güvensizlik: "Öğretmene söylesen ne olacak, kimse bir şey yapmıyor" düşüncesi, ebeveyni çocuğun kendi başının çaresine bakması gerektiğine inandırabilir.
  • Kültürel mesajlar: "Ezik olmasın", "Kendini savunmayı bilsin", "Erkek çocuk dediğin..." gibi kalıplar, özellikle oğlan çocuklarında güç göstermeyi değerli kılar. Bu beklenti son yıllarda kız çocuklarına da sıkça yöneltiliyor.

Bu duygular gerçek ve anlaşılırdır. Ancak bir öğüdün iyi niyetle verilmesi, onun işe yarayacağı anlamına gelmez. Üstelik çocuğa yapılan kısa ama güçlü bir yönlendirme, onun zihninde ebeveyninin sesi olarak yıllarca yer edebilir. Bu yüzden ne söylediğimiz kadar, o sözün çocuğun gözünde neye dönüştüğü de önemlidir. Dokuz yaşında bir çocuk "vur" öğüdünü "Babam bana güveniyor" diye de duyabilir, "Babam bana yardım etmeyecek" diye de.

Vurana Vur Demek Çocuğa Ne Öğretir?

Çocuğa "vurana vur" dediğimizde, ona yalnızca bir davranış değil, bir dünya görüşü de aktarırız. Bu öğüdün beklenmedik sonuçları olabilir:

Şiddetin çözüm yolu olduğunu öğretir. Çocuk, bir anlaşmazlıkta en etkili yolun fiziksel güç olduğunu öğrenir. Bu öğrenme yalnızca kendini savunduğu anlarla sınırlı kalmaz; kardeşiyle, arkadaşıyla yaşadığı sıradan anlaşmazlıklara da taşınabilir.

Kavgayı büyütür. Bir itme bir vurmaya, bir vurma bir kavgaya dönüşebilir. Karşılık veren çocuk, çoğu zaman kendinden daha güçlü bir çocukla daha büyük bir çatışmanın içine girer.

Çocuğu cezalandırılan taraf yapabilir. Öğretmenler genellikle ilk hareketi değil, gördükleri anı fark eder. Karşılık veren çocuk, kavganın başlatıcısı gibi görünebilir ve okulda ceza alan taraf o olabilir. Bu da çocukta derin bir haksızlık duygusu yaratır.

Güç dengesizliğini görmezden gelir. Kendisinden büyük, kalabalık bir gruba karşı tek başına kalmış ya da doğası gereği sakin bir çocuk için "vur" öğüdü uygulanabilir değildir. Çocuk bu öğüdü yerine getiremediğinde hem mağdur hem de başarısız hisseder: "Babam vur dedi ama ben yapamadım."

Yetişkinden yardım istemeyi zayıflık gibi gösterir. "Ağlayarak gelme" mesajı, çocuğa sorunlarını ailesine anlatmamasını da öğretebilir. Bu, özellikle zorbalığın ciddileştiği durumlarda çocuğu yalnız bırakır.

Öte yandan çocuğu hiç savunmasız bırakan, "Bir şey yapma, sus, geçer" yaklaşımı da sağlıklı değildir. Bu da çocuğa ihtiyaçlarının ve bedeninin önemsiz olduğunu söyler. Amaç iki uç arasında bir denge kurmaktır.

Kendini Korumak ile Karşılık Vermek Arasındaki Fark

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Kendini korumak ile karşılık vermek aynı şey değildir.

Kendini korumak: Saldırıyı durdurmaya ve güvenliğe ulaşmaya yöneliktir. Kolunu kaldırarak darbeyi engellemek, karşıdakini iterek uzaklaşmak, yüksek sesle "Dur!" demek, oradan ayrılmak ve bir yetişkine ulaşmak kendini korumanın örnekleridir. Fiziksel bir tehlike anında karşıdakini kendinden uzaklaştırmak meşrudur ve çocuğa bu hakkı olduğu söylenmelidir.

Karşılık vermek: Saldırıya aynı ya da daha büyük bir saldırıyla cevap vermektir. Amaç güvenliğe ulaşmak değil, karşıdakine "acısını ödetmek"tir. Bu da çoğu zaman döngüyü uzatır.

Çocuğa söylenecek mesaj şöyle özetlenebilir: "Kimsenin sana vurmaya hakkı yok. Biri sana vurursa kendini koruyabilirsin, onu durdurabilir ve oradan uzaklaşabilirsin. Ama ona zarar vermek için vurmak, sorunu çözmez. Hemen bir büyüğe söyle; ben de sana destek olacağım."

Çocuğa Kendini Korumayı Nasıl Öğretebilirsiniz?

Önce dinleyin, sonra öğüt verin

Çocuk okulda yaşadığı bir itilme ya da vurulma olayını anlattığında, ilk tepkiniz konuşmanın devamını belirler. Hemen "Sen de vur!" ya da "Öğretmene neden söylemedin?" demek, çocuğun kendini yargılanmış hissetmesine yol açabilir. Önce ne olduğunu, nasıl hissettiğini ve o an ne yaptığını merak ederek dinleyin: "Seni ittiğinde ne oldu? Çok mu korktun?" Vurana vur demek yerine önce duygusunu görmek, çocuğa bir sonraki sefer de size gelebileceğini öğretir; bu güven, her türlü öğütten daha koruyucudur.

Güçlü bir ses ve beden dili kazandırın

Zorbalık yapan çocuklar çoğu zaman tepki vermeyeceğini düşündükleri çocukları hedef alır. Dik durmak, göz teması kurmak ve net, yüksek sesle "Dur! Bunu istemiyorum!" demek, çoğu durumda saldırganın geri adım atmasını sağlayabilir. Bu cümleyi evde ayna karşısında, oyun içinde, defalarca prova edin. Sesin gürlüğünü birlikte ayarlayın: Fısıltı değil, bağırma değil, kararlı bir ses.

Yardım istemenin güç olduğunu anlatın

Çocuğa bir yetişkine söylemenin "ispiyonculuk" değil, kendini ve başkalarını korumak olduğunu açıklayın. Basit bir ayrım işe yarar: "Birini başı belaya girsin diye anlatmak ispiyonculuktur. Birini ya da kendini korumak için anlatmak ise yardım istemektir." Okulda hangi yetişkinlere ulaşabileceğini (sınıf öğretmeni, nöbetçi öğretmen, rehber öğretmen) birlikte belirleyin.

Rol oyunlarıyla prova edin

Oyuncak figürlerle ya da siz "iten çocuk" rolüne girerek, farklı senaryoları çalışın: Sırada itilirse ne yapar? Eşyası alınırsa ne der? Lakap takılırsa nasıl tepki verir? Her senaryoda çocuğun söyleyebileceği kısa cümleleri ve yapabileceği hareketleri birlikte bulun. Prova edilmiş davranışlar, gerçek anda çok daha kolay ortaya çıkar.

Sözel saldırılara karşı kısa cevaplar hazırlayın

Lakap takma ve alay gibi sözel saldırılarda, uzun tartışmalar yerine kısa ve sakin cevaplar etkilidir: "Bu hoşuma gitmiyor", "Öyle diyorsan öyle" ya da hiç tepki vermeden uzaklaşmak. Saldırgan çocuk beklediği tepkiyi alamayınca çoğu zaman ilgisini kaybeder.

Güvenli bir arkadaşlık ağı kurun

Yalnız kalan çocuklar daha kolay hedef olur. Bir ya da iki yakın arkadaş, hem koruyucu bir kalkan hem de duygusal bir destek sağlar. Çocuğunuzun arkadaşlıklarını desteklemek, kendini korumanın dolaylı ama güçlü bir yoludur.

Özgüveni besleyen alanlar açın

Spor, müzik, resim, izcilik gibi çocuğun yetkin hissettiği alanlar, genel olarak daha özgüvenli bir duruş kazandırır. Savunma sporları da bu alanlardan biri olabilir; ancak burada amacın "kavga etmeyi öğrenmek" değil, öz disiplin, beden farkındalığı ve kendine güven kazanmak olduğu çocuğa net biçimde anlatılmalıdır.

Evde şiddetsiz bir model sunun

Çocuk, evde anlaşmazlıkların nasıl çözüldüğünü izleyerek öğrenir. Ebeveynlerin tartışırken bağırmaması, kardeşler arasındaki kavgalarda fiziksel cezaya başvurulmaması, çocuğa "güçlü olmanın" şiddetle değil, kararlılıkla ilgili olduğunu gösterir. Bu konuda çocuk vuruyor yazımız da ev içindeki vurma davranışlarına nasıl yaklaşılacağını anlatıyor.

Yaşına uygun beklentiler koyun

Kendini koruma becerileri yaşa göre değişir. Okul öncesi dönemde çocuktan beklenen, bir arkadaşı onu ittiğinde "Dur!" diyebilmesi ve hemen bir öğretmene koşabilmesidir; bu yaşta çocuğun sorunu kendi başına çözmesini beklemek gerçekçi değildir. İlkokulda çocuk net bir sesle sınır koymayı, ortamdan uzaklaşmayı ve olayı bir yetişkine anlatmayı öğrenebilir. Ortaokulda ise sorunlar çoğu zaman grup dinamikleri ve mesajlaşma uygulamaları üzerinden yaşanır; burada ekran görüntüsü almak, grubu sessize almak, gerektiğinde ebeveyne göstermek gibi yeni beceriler de devreye girer. Her yaşta ortak olan mesaj ise aynıdır: Çocuk bu durumla tek başına baş etmek zorunda değildir.

Güçlü bir çocuk, en sert vuran değil; "Dur" diyebilen, gerektiğinde uzaklaşabilen ve yardım istemekten çekinmeyen çocuktur.

Okul ve Öğretmenle Nasıl İş Birliği Yapılır?

Çocuğunuz okulda sürekli itiliyor, vuruluyor ya da alay ediliyorsa, bu sorunun yalnızca çocuğunuzun omuzlarına bırakılmaması gerekir. Okulun, öğrencilerin güvenliğini sağlama sorumluluğu vardır.

  • Öğretmenle görüşürken somut olayları, tarihleri ve çocuğunuzun anlattıklarını paylaşın.
  • Suçlayıcı değil, iş birliğine açık bir dil kullanın: "Birlikte ne yapabiliriz?"
  • Teneffüs ve servis gibi denetimin azaldığı zamanlar için önlem isteyin.
  • Durum düzelmezse rehberlik servisi ve okul yönetimiyle görüşmekten çekinmeyin.

Servis de dikkat edilmesi gereken bir alandır: Servis şoförü ve hostes, araçta yaşanan itişmelerden haberdar edilmeli; mümkünse çocuğun önde ya da güvendiği bir arkadaşının yanında oturması sağlanmalıdır.

Tekrarlayan itme, vurma ya da dışlama durumları zorbalığa işaret ediyor olabilir. Bu konudaki işaretleri ve ebeveyn adımlarını akran zorbalığı yazımızda ayrıntılı bulabilirsiniz.

Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?

Aşağıdaki durumlarda bir çocuk ruh sağlığı uzmanıyla görüşmek yararlı olabilir:

  • Çocuğunuz okulda sürekli hedef alınıyor ve bu durum aylardır devam ediyorsa
  • Okula gitmek istemiyor, sabahları karın ağrısı, uyku sorunları ya da kabuslar yaşıyorsa
  • Kendini hiç savunamıyor, en küçük bir itmede bile donup kalıyorsa
  • Tersine, en küçük bir temasa bile yoğun öfkeyle karşılık veriyor ve sık sık kavgaya karışıyorsa
  • "Ben zaten hep eziliyorum", "Kimse beni sevmiyor" gibi cümleler kuruyorsa
  • Çocuğunuzun içe kapandığını, sevdiği etkinliklerden uzaklaştığını fark ediyorsanız

Bu belirtiler tek başına bir tanı anlamına gelmez; ancak çocuğun hem kendini koruma becerilerini hem de duygusal durumunu desteklemek için bir fırsattır.

Terapide Kendini Koruma Becerileri Nasıl Ele Alınır?

Terapi süreci, ebeveynlerle yapılan bir görüşmeyle başlar. Çocuğun okulda yaşadıkları, ailenin bu konudaki tutumu ve ebeveynler arasındaki fikir ayrılıkları ele alınır. Anne ve babanın çocuğa tutarlı bir mesaj verebilmesi, sürecin önemli bir parçasıdır.

Atılganlık çalışmaları: Bilişsel davranışçı yaklaşım içinde çocukla birlikte "pasif", "saldırgan" ve "atılgan" davranış arasındaki fark somut örneklerle çalışılır. Çocuk, hakkını savunurken başkasının hakkını çiğnemeden nasıl net olabileceğini rol oyunlarıyla deneyimler.

Oyun terapisi: Küçük çocuklar, kuklalar ve figürlerle güç, korku ve öfke gibi temaları güvenli bir ortamda ifade eder. Oyun içinde "güçlü" olmayı denemek, gerçek hayata taşınabilecek bir özgüven kazandırabilir.

Duygu düzenleme: Hem korkuyla donakalan hem de öfkeyle aşırı tepki veren çocuklar için bedendeki sinyalleri tanıma ve sakinleşme becerileri üzerinde çalışılır.

Bu süreç hakkında daha fazla bilgi için çocuk ve oyun terapisi sayfasını inceleyebilirsiniz.

Sıkça Sorulan Sorular

Çocuğum hiç karşılık vermiyor, ezik biri mi olacak?

Karşılık vermemek, zayıflık anlamına gelmez. Pek çok çocuk mizacı gereği sakindir ve fiziksel çatışmadan kaçınır; bu bir erdem de olabilir. Önemli olan çocuğun kendini koruyabilecek sözel ve davranışsal araçlara sahip olması ve yardım istemekten çekinmemesidir.

Savunma sporlarına göndermeli miyim?

Savunma sporları öz disiplin, beden farkındalığı ve özgüven açısından yararlı olabilir. Ancak çocuğun bu sporu kavga etmek için değil, kendini tanımak ve güçlü hissetmek için yaptığını bilmesi önemlidir. İyi bir antrenör de bu mesajı destekler.

Eşimle bu konuda farklı düşünüyoruz, ne yapmalıyız?

Bu çok yaygın bir durumdur. Çocuğun yanında tartışmak yerine, baş başa konuşup ortak bir mesajda buluşmak önemlidir. Çoğu zaman iki görüşün ortak noktası şudur: Çocuk kendini koruyabilmeli ve yalnız kalmamalıdır. Bu ortak noktadan yola çıkarak tek bir dil oluşturabilirsiniz.

Çocuğum ispiyoncu damgası yemekten korkuyor, ne demeliyim?

Bu korku gerçek ve anlaşılırdır. Çocuğa, bir yetişkine sessizce, başkalarının görmediği bir anda ulaşabileceğini anlatın. Öğretmenden de konuyu sınıfın önünde açmamasını, bilginin nereden geldiğini belli etmeden önlem almasını isteyebilirsiniz.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez. Yaşadığınız güçlükler için bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önerilir. Acil bir durumda lütfen 112'yi arayın.

Yazar

Eda Erkan Alapala

Klinik Psikolog. İstanbul Kent Üniversitesi Klinik Psikoloji Tezli Yüksek Lisans mezunu; bilişsel davranışçı terapi, çocuk merkezli oyun terapisi ve çocuk-ergen psikoterapisi alanlarında eğitimlerini tamamlamıştır.

Eğitimler
Okumaya devam edin

İlgili makaleler