Üçtutlar Mah., Merkez / Çorum Salı - Cumartesi, 10:00 - 18:00 0545 177 01 19 eda1erkan@gmail.com TR EN

Bu Dünyaya Çocuk Getirmek: Gelecek Kaygısı ve Ebeveynlik Kararı

Bu Dünyaya Çocuk Getirmek: Gelecek Kaygısı ve Ebeveynlik Kararı

Bu dünyaya çocuk getirmek doğru mu? Ekonomi ve gelecek kaygısının ebeveynlik kararını nasıl etkilediğini ve çift olarak nasıl konuşabileceğinizi okuyun.

Bayram sofrasında yine aynı soru geliyor: "Eee, ne zaman bir torun göreceğiz?" Siz gülümseyip konuyu değiştiriyorsunuz ama eve dönüş yolunda araba sessiz. Eşiniz sonunda soruyor: "Sen gerçekten istiyor musun, yoksa sadece korkuyor musun?" Cevabı siz de tam bilmiyorsunuz. Bir yanınız bir bebeği kucağınıza aldığınızı hayal ediyor; diğer yanınız kira artışlarını, kreş ücretlerini, deprem haberlerini, ısınan dünyayı ve savaşları düşünüyor. Bu dünyaya çocuk getirmek doğru mu sorusu, son yıllarda pek çok çiftin zihninde sessizce dönen, kimseyle tam olarak konuşulamayan bir soru hâline geldi. Bu yazıda kararı belirlemeye çalışmayacağız; çünkü bu karar yalnızca size ait. Bunun yerine bu soruyu bu kadar ağır yapan duyguları, kaygı ile gerçekçi değerlendirmeyi birbirinden ayırmanın yollarını ve çift olarak bu konuyu daha sağlıklı nasıl konuşabileceğinizi ele alacağız.

Bu Dünyaya Çocuk Getirmek Neden Bu Kadar Zor Bir Soru Oldu?

Eskiden çocuk sahibi olmak, pek çok aile için evliliğin doğal ve neredeyse sorgulanmayan bir devamıydı. Bugün ise bu karar, birçok etkenin aynı anda tartıldığı bir teraziye dönüştü.

Ekonomik belirsizlik. Hayat pahalılığı, kira artışları, ev sahibi olamamak, iş güvencesizliği ve çocuk bakımının maliyeti, "Bir çocuğa iyi bir hayat sunabilir miyiz?" sorusunu çok somut hâle getiriyor. Birçok çift, kendi geçimini sağlamakta zorlanırken bir çocuğun sorumluluğunu üstlenmekten çekiniyor.

Dünyanın gidişatı. İklim değişikliği, doğal afetler, salgınlar ve savaş haberleri, çocuğun büyüyeceği dünyaya dair karanlık tablolar çiziyor. "Böyle bir dünyaya çocuk getirmek ona haksızlık mı?" sorusu, bazı kişiler için ahlaki bir yük taşıyor.

Kariyer ve kimlik. Özellikle kadınlar için çocuk sahibi olmak, iş hayatında geri kalma, kendi hedeflerinden vazgeçme ve kimliğinin "anne" rolüne indirgenmesi kaygısını beraberinde getirebiliyor.

Destek ağının daralması. Geniş ailenin bir arada yaşadığı, anneanne ve babaannenin çocuk bakımında doğal olarak yer aldığı düzen pek çok şehirde değişti. Başka bir şehirde, çekirdek aile olarak yaşayan çiftler, bu yükü tek başlarına taşıyacaklarını düşünüyor.

Sosyal medyadaki ebeveynlik tabloları. Bir yanda kusursuz düzenlenmiş çocuk odaları, organik beslenme listeleri ve her hafta yeni bir etkinlik; öbür yanda uykusuzluktan tükenmiş anne babaların paylaşımları. Bu iki uç, ebeveynliğin ya ulaşılamayacak kadar mükemmel olması gereken ya da altından kalkılamayacak kadar ağır bir yük olduğu izlenimini verebilir. Gerçek hayattaki ebeveynlik ise çoğu zaman bu ikisinin arasında, sıradan günlerden oluşur.

Kendi çocukluk deneyimleri. Zor bir çocukluk geçirmiş biri için "Ben de ailemin yaptığı hataları tekrarlarsam?" korkusu, karar sürecini derinden etkileyebilir.

Kaygı mı Konuşuyor, Gerçekçi Bir Değerlendirme mi?

Bu soruda hem kaygının hem de sağduyunun payı vardır. İkisini birbirinden ayırmak kolay değildir; ama ayırabilmek, karara daha net bakmanızı sağlar.

Gerçekçi bir değerlendirme genellikle somuttur, belli bilgilere dayanır ve bir sonuca ya da bir sonraki adıma ulaşır. "Şu anki gelirimizle kreş masrafını karşılayamayız; iki yıl içinde iş durumumuz netleşince yeniden konuşalım" demek, gerçekçi bir değerlendirmedir.

Kaygı ise genellikle şu özellikleri taşır:

  • Sınırsızdır: Her endişe cevaplandığında yenisi ortaya çıkar. Gelir artsa bile "Ya deprem olursa?", o da konuşulsa "Ya iklim felaketi olursa?" gelir.
  • Kesinlik ister: "Her şeyin yoluna gireceğinden emin olmadan karar veremem" duygusu. Oysa hiçbir ebeveyn bu kesinliğe sahip değildir.
  • Felaket odaklıdır: Olası sonuçlar arasından yalnızca en kötüleri görülür.
  • Erteler: Karar sürekli "daha uygun bir zamana" bırakılır ama o zaman bir türlü gelmez.

Diyelim ki otuz dört yaşında, ikisi de çalışan bir çiftsiniz. Her yıl "Önümüzdeki yıl" diyorsunuz. Önce ev taşımayı beklediniz, sonra bir terfiyi, ardından ekonomik durumun düzelmesini. Her engel aşıldığında yerine yenisi geldi. Bir akşam oturup konuştuğunuzda, aslında ikinizin de çocuk istediğini ama mükemmel koşulları beklediğinizi fark ediyorsunuz. Aynı şekilde, bir başka çift aynı konuşmada ikisinin de aslında çocuksuz bir hayatı tercih ettiğini ama bunu yüksek sesle söylemeye çekindiğini fark edebilir. Bu fark ediş, kararı kendiliğinden vermez; ama hangi endişenin gerçek bir engel, hangisinin kaygının yeni kılığı olduğunu konuşmanın kapısını açar.

Geleceğe dair kaygının genel olarak nasıl işlediğini gelecek kaygısı yazımızda ayrıntılı olarak ele aldık.

Çocuk Sahibi Olmamak da Bir Seçenektir

Bu konuşmada çoğu zaman gözden kaçan bir nokta vardır: Çocuk sahibi olmamak da meşru, bilinçli ve değerli bir yaşam tercihidir. Bazı kişiler ve çiftler, ekonomiden ya da dünyanın gidişatından bağımsız olarak, hayatlarını çocuksuz kurmak istediklerini fark eder.

Türkiye'de bu tercih hâlâ sıklıkla sorgulanır. "Yaşlanınca kim bakacak?", "Evlilik çocuksuz olmaz", "Sonra pişman olursun" gibi cümleler, kişinin kendi isteğini duymasını zorlaştırır. Aile büyüklerinin ve çevrenin bu beklentisi, karar sürecini kendi değerleriniz yerine başkalarının beklentileriyle şekillendirebilir. Çevreden gelen bu baskıyla nasıl baş edilebileceğini çocuk yapma baskısı yazımızda bulabilirsiniz.

Önemli olan, hangi yönde olursa olsun kararın sizin değerlerinizi, isteklerinizi ve gerçekçi koşullarınızı yansıtmasıdır; korku, utanç ya da baskı tarafından verilmemesidir.

Çiftler Arasında Farklı İstekler Olduğunda

Çoğu zaman en zor durum, iki partnerin bu konuda farklı yerlerde durmasıdır. Biri hazır hissederken diğeri kaygılıdır; biri kesinlikle isterken diğeri hiç istemez; ya da biri kararsızken diğeri sabırsızlanır.

Bu durumda sık yaşanan tuzaklar şunlardır:

  • Konuyu hiç açmamak: Tartışma çıkmasın diye konuyu yıllarca ertelemek, sessiz bir mesafe yaratır.
  • İkna savaşına dönüştürmek: Her konuşmanın karşı tarafı ikna etmeye yönelik bir pazarlığa dönmesi, iki tarafı da savunmaya iter.
  • Duyguyu küçümsemek: "Senin kaygın saçma", "Sen hep her şeyi kafana takıyorsun" gibi cümleler, partnerin kendini anlaşılmamış hissetmesine yol açar.
  • Zamanla tehdit etmek: "Yaşın geçiyor" baskısı, karar vermeyi kolaylaştırmaz; kaygıyı artırır.

Bu konuşmalara zaman zaman yaşla ilgili bir baskı da eklenir. Özellikle otuzlu yaşların ortasından sonra bazı çiftler, "Beklersek geç kalır mıyız?" sorusuyla karar vermeye zorlanmış hisseder. Bu konuda kulaktan dolma bilgilerle kaygılanmak yerine, bireysel durumunuzu bir hekimle değerlendirmek gerçekçi bir zemin sağlar. Zamanla ilgili bilgi netleştiğinde, karar kaygının değil bilginin ışığında konuşulabilir.

Daha sağlıklı bir konuşma için, ilk adım partnerinizin bakış açısını değiştirmeye çalışmadan önce anlamaya çalışmaktır. "Senin için bu karar ne anlama geliyor? En çok neden korkuyorsun? Ne olursa kendini daha hazır hissedersin?" gibi sorular, konuşmayı bir tartışmadan bir keşfe dönüştürür.

Bu Dünyaya Çocuk Getirmek Konusunda Karar Verirken Kendinize Sorabilecekleriniz

Aşağıdaki sorular kesin bir cevap vermez; ama düşüncelerinizi ve duygularınızı ayırt etmenize yardımcı olabilir. Bunları önce tek başınıza yazarak, sonra partnerinizle birlikte konuşarak cevaplamayı deneyebilirsiniz.

Korkularımı bir kenara koysam ne isterdim?

Bir an için ekonomik endişelerin ve dünyanın gidişatının çözüldüğünü hayal edin. O durumda çocuk ister miydiniz? Bu soru, korkunun altındaki isteği görmenize yardım eder.

Endişelerimden hangileri somut, hangileri sınırsız?

Endişelerinizi bir kâğıda yazın ve her birinin yanına "Bununla ilgili somut bir adım atabilir miyim?" sorusunun cevabını ekleyin. Somut olanlar için bir plan yapılabilir; sınırsız olanlar ise kaygının alanıdır.

Bu karar kimin sesiyle konuşuyor?

İstediğiniz ya da istemediğiniz şey gerçekten size mi ait, yoksa anne babanızın, çevrenizin ya da sosyal medyanın sesi mi? Kendi sesinizi ayırt etmek zaman alabilir.

Maddi tabloyu somutlaştırabilir miyiz?

"Çocuk çok pahalı" düşüncesi belirsiz kaldıkça kaygı büyür. Gerçekçi bir bütçe taslağı çıkarmak, hangi kalemlerin karşılanabilir, hangilerinin zorlayıcı olduğunu görmenizi sağlar. Bu bazen kaygıyı azaltır, bazen de beklemek için somut bir gerekçe ortaya koyar. İki durum da daha net bir zemindir.

Hangi seçenek kayıp içeriyor?

Çocuk sahibi olmak da olmamak da bazı kayıplar içerir: Biri özgürlüğün, zamanın ve kaynakların bir kısmından vazgeçmeyi; diğeri bir deneyimden ve hayalden vazgeçmeyi. Her iki seçeneğin de bir bedeli olduğunu kabul etmek, "doğru" kararın acısız olması gerektiği yanılgısını hafifletir.

Destek ağımızı nasıl güçlendirebiliriz?

Çocuk sahibi olmayı düşünüyorsanız, yalnız kalmamak için neler yapabileceğinizi konuşun: aile, arkadaşlar, komşular, iş yeri olanakları. Desteğin varlığı, belirsizliğe tahammülü artırır. Çocuk sahibi arkadaşlarınızla ebeveynliğin gerçek gündelik hâlini konuşmak, bir hafta sonu bir yakınınızın çocuğuna bakmayı üstlenmek ya da kendi ebeveynlerinizin ne ölçüde yanınızda olabileceğini açıkça sormak, soyut korkuları daha somut bilgilere dönüştürebilir.

Kararı ertelemek bilinçli bir seçim mi?

Bazen en doğru adım, şimdilik karar vermemektir. Ancak belirsiz bir erteleme ile bilinçli bir erteleme arasında fark vardır. "Şu an hazır değiliz; bir yıl sonra, şu koşullar netleştiğinde bu konuyu yeniden konuşacağız" demek, ikinizin de zihninde konuya bir yer açar ve konunun her bayram sofrasında, her tartışmada yeniden patlamasını önler. Takvime küçük bir not düşmek bile, sorunun sürekli aklınızın bir köşesinde dönmesini azaltabilir.

Hiçbir ebeveyn çocuğuna kusursuz bir dünya vaat edemez; ama ona sevgiyle, dürüstlükle ve dayanıklılıkla nasıl yaşanacağını gösterebilir.

Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?

Bu kadar önemli bir kararda zorlanmak son derece doğaldır. Ancak aşağıdaki durumlarda bir uzmandan destek almak yararlı olabilir:

  • Konu açıldığında çift olarak sürekli tartışıyor ya da tamamen susuyorsanız
  • Kararsızlık uzun süredir sizi kaygılı, mutsuz ya da uykusuz bırakıyorsa
  • Kendi çocukluğunuzdan gelen yaşantılar ebeveynlik fikrini korkutucu hâle getiriyorsa
  • Aile baskısı ilişkinizi ve ruh hâlinizi belirgin biçimde etkiliyorsa
  • Partnerinizle bu konuda derin bir ayrılık yaşıyor ve ilişkinin geleceği konusunda belirsizlik hissediyorsanız

Bu konuyu birlikte konuşmakta zorlanan çiftler için çift terapisi, her iki tarafın da duyulduğu güvenli bir alan sunabilir.

Terapide Ebeveynlik Kararı Nasıl Ele Alınır?

Terapistin görevi bu kararı sizin yerinize vermek ya da sizi bir yöne yönlendirmek değildir. Amaç, kararınızı kaygıdan, baskıdan ve suçluluktan arınmış olarak, kendi değerlerinizle uyumlu biçimde verebilmenize yardım etmektir.

Bireysel çalışmada, ebeveynlikle ilgili korkular, kişinin kendi aile öyküsü ve çocukluk deneyimleri ele alınır. Şema terapi bakış açısıyla, örneğin "Ben iyi bir anne olamam" ya da "Hayat her an kötüye gidebilir" gibi derin inançların kökeni anlaşılmaya çalışılır.

Bilişsel davranışçı terapi (BDT) teknikleriyle felaketleştirici düşünceler ve kesinlik ihtiyacı incelenir; somut endişeler için problem çözme becerileri geliştirilir.

Kabul ve kararlılık terapisi yaklaşımından yararlanılarak kişinin neye değer verdiği netleştirilir: Bağ kurmak, özgürlük, üretkenlik, bir şeyleri sonraki kuşaklara aktarmak... Bu açıdan bakıldığında bu dünyaya çocuk getirmek ya da getirmemek, değerlerin hayata geçirilmesinin farklı yollarından biri olarak ele alınır ve kaygı ortadan kalkmasa bile değerlere uygun bir yön seçilebilir.

Çift terapisinde ise iki partnerin bu konudaki istekleri, korkuları ve beklentileri birbirini suçlamadan konuşulur. Çiftin ortak değerleri ve birlikte nasıl bir hayat kurmak istedikleri görünür hâle getirilir. Farklı isteklerin uzlaştırılamadığı durumlarda bile bu süreç, çiftin kararlarını daha saygılı ve bilinçli biçimde vermesini kolaylaştırır.

Sıkça Sorulan Sorular

Gelecek kaygısı yüzünden çocuk istememek bencillik mi?

Hayır. Bir çocuğa sunabileceğiniz hayatı düşünmek, sorumluluk duygusunun bir göstergesidir. Ancak kaygı bütün kararı tek başına belirliyorsa, istekleriniz ile korkularınızı ayırt etmek için zaman ayırmak yararlı olabilir.

Ekonomik durumumuz düzelene kadar beklemeli miyiz?

Somut ve ulaşılabilir bir hedef için beklemek mantıklı olabilir. Ancak "düzelme" tanımı her seferinde değişiyorsa, beklemenin kaygıyı yönetmenin bir yolu olup olmadığını düşünmek gerekir. Gerçekçi bir bütçe ve zaman planı bu ayrımı kolaylaştırır.

Eşim çocuk istiyor, ben emin değilim. Ne yapmalıyım?

Önce kendi kararsızlığınızın nedenlerini anlamaya çalışın ve bunları eşinizle suçlama olmadan paylaşın. Birbirinizi ikna etmek yerine anlamaya odaklanmak, konuşmayı daha verimli kılar. Zorlanıyorsanız bir uzman eşliğinde konuşmak yardımcı olabilir.

Çocuk sahibi olmazsam ileride pişman olur muyum?

Kimse geleceği kesin olarak bilemez; her iki seçenekte de zaman zaman "Ya öteki yolu seçseydim?" düşüncesi gelebilir. Kararınızı kendi değerlerinizle uyumlu verdiğinizde, bu düşünceler geldiğinde onlarla daha kolay barışabilirsiniz.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez. Yaşadığınız güçlükler için bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önerilir. Acil bir durumda lütfen 112'yi arayın.

Yazar

Eda Erkan Alapala

Klinik Psikolog. İstanbul Kent Üniversitesi Klinik Psikoloji Tezli Yüksek Lisans mezunu; bilişsel davranışçı terapi, çocuk merkezli oyun terapisi ve çocuk-ergen psikoterapisi alanlarında eğitimlerini tamamlamıştır.

Eğitimler
Okumaya devam edin

İlgili makaleler