Üçtutlar Mah., Merkez / Çorum Salı - Cumartesi, 10:00 - 18:00 0545 177 01 19 eda1erkan@gmail.com TR EN

Tarihi Şehirde Yaşamak: Binlerce Yıllık Çorum'da Büyümek ve Geçmişle Bağ Kurmak

Tarihi Şehirde Yaşamak: Binlerce Yıllık Çorum'da Büyümek ve Geçmişle Bağ Kurmak

Tarihi şehirde yaşamak aidiyeti nasıl etkiler? Hattuşa'nın gölgesinde büyüyen Çorumluların geçmişle kurduğu bağı veriler ve psikoloji ışığında okuyun.

Okul gezisinde Hattuşa'nın Aslanlı Kapı'sının önünde fotoğraf çektiren bir çocuk, o taşların kendisinden binlerce yıl önce yontulduğunu çoğu zaman tam olarak kavrayamaz. Yıllar sonra başka bir şehirde "Nerelisin?" diye sorulduğunda ise "Hititlerin başkentinin olduğu yer" demek, cümleye beklenmedik bir ağırlık katar. Tarihi şehirde yaşamak, gündelik hayatta pek fark edilmeyen ama kimliğin derinlerine sızan bir deneyimdir. Çorum bu açıdan Türkiye'de özel bir yerde durur: il sınırları içinde UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan bir antik başkent, Dünya Belleği listesine girmiş bir tablet arşivi ve bir asrı aşan kesintisiz kazılar var. Bu yazıda bu mirasın rakamlarına, toplumsal anlamına ve Çorumluların geçmişle kurduğu bağın psikolojik boyutlarına bakacağım; mitleştirmeden, olduğu gibi.

Tarihi Şehirde Yaşamak: Rakamlar Ne Söylüyor?

Önce somut veriye bakalım. Hattuşa, 1986'da UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne girdi; Türkiye'den listeye alınan dördüncü varlıktı. 2006'da adı "Hattusha: the Hittite Capital" olarak güncellendi. Boğazköy'de bulunan çivi yazılı tabletler de UNESCO'nun Dünya Belleği listesinde yer alıyor; UNESCO bu arşivi yaklaşık 25.000 tablet olarak tanımlıyor. Bir şehrin hem dünya mirası alanı hem de dünya belleği kaydıyla anılması Türkiye'de sık rastlanan bir durum değil.

Hattuşa'daki bilimsel kazılar 1906'da başladı ve 2026'da 120. yılına girdi. Aynı yıl kazı ekibinde 55 bilim insanının yanında 105 yerel işçinin çalıştığı aktarılıyor. Alacahöyük kazısı ise 1935'te başladı ve Cumhuriyet döneminin ilk ulusal kazısı olarak kabul ediliyor. Yani bu miras yalnızca geçmişe ait değil; bugün de bazı Çorumlu ailelerin geçim kaynağı ve gündelik işinin parçası.

Ziyaretçi verileri ise ilginç bir tablo çiziyor. İl Genel Meclisi Turizm Komisyonu raporuna göre 2023'te Çorum Müzesi, Alacahöyük ve Boğazköy Müzesi ile Hattuşa ören yeri toplam 117.424 ziyaretçi ağırladı. Bunların 108.670'i yerli ziyaretçiydi; yani yaklaşık yüzde 92,5'i. Yabancı ziyaretçi payı Hattuşa'da yüzde 13,3 civarındayken Alacahöyük'te ve Çorum Müzesi'nde çok daha düşüktü. TÜİK'in Kültürel Miras İstatistiklerinde aynı yıl Türkiye genelindeki müze ve ören yeri ziyaretçisi 55,7 milyonun üzerindeydi; Çorum'un bu toplamdaki payı yaklaşık binde ikidir.

Pandemi döneminin izleri de görülüyor. İkincil bir kaynakta aktarılan verilere göre Hattuşa, Yazılıkaya ve Boğazköy Müzesi'nin toplam ziyaretçisi 2019'da yaklaşık 52 bin iken 2020'de yaklaşık 22 bine geriledi; 2023'te ise Boğazköy Müzesi ve Hattuşa için açıklanan 56.833 rakamı, 2019 düzeyinin biraz üzerine çıkıldığını düşündürüyor. Kapsamlar tam örtüşmeyebileceği için bu karşılaştırmayı kaba bir eğilim olarak okumak gerekir. Yine de insanların kapanma döneminin ardından bu alanlara geri döndüğünü söylemek mümkün.

Bu rakamların sınırlarını da belirtmek gerekir: Ziyaretçi sayıları kimin hangi amaçla geldiğini, kaç kişinin okul gezisiyle ya da aile ziyaretiyle geldiğini göstermez. Çorum'da mekâna bağlılık ya da kent kimliği üzerine anket temelli bir akademik çalışmaya da erişilemedi. Dolayısıyla aşağıdaki yorumlar veriye dayanan ama kesinlik iddia etmeyen okumalardır.

Sosyolojik Okuma: Vitrin Değil, Mahalle Gibi Bir Miras

Ziyaretçilerin büyük çoğunluğunun yerli olması, Çorum'daki mirasın turistik bir vitrinden çok yerel ve bölgesel bir buluşma alanı olduğunu düşündürüyor. Okul gezileri, hafta sonu aile çıkışları, misafir ağırlarken "Sizi Alacahöyük'e götürelim" denmesi, mirası kuşaklar arası bir temas noktasına dönüştürür. Büyükanne ile torunun aynı taşın önünde durması, aile hafızasının kent hafızasıyla iç içe geçtiği anlardır.

Olası etkenleri şöyle sıralayabiliriz:

  • Süreklilik duygusu: 1981'den beri düzenlenen Uluslararası Çorum Hitit Fuarı ve Festivali gibi etkinlikler, Hitit adını kentin gündelik diline taşımıştır. Böylece geçmiş, kentin sıradan gündeminin bir parçası hâline gelir.
  • Katmanlı kent dokusu: Mirasın yalnızca Hititlerden ibaret olmaması da önemlidir. 1894 tarihli Saat Kulesi ya da Osmancık'taki 15. yüzyıldan kalma Koyunbaba Köprüsü, farklı dönemlerin aynı coğrafyada üst üste yaşandığını gösterir.
  • Yerel emek: Kazılarda çalışan yerel işçiler, tarihin "dışarıdan gelen bilim insanlarının işi" olmadığını, köydeki komşunun da bu hikâyenin parçası olduğunu hissettirir.
  • Görünmezleşme riski: Hep yanı başınızda olan bir değer zamanla sıradanlaşabilir. "Nasılsa burada" duygusu, mirası hem sahiplenilen hem de pek ziyaret edilmeyen bir şeye dönüştürebilir.

Bir de taşınma ve göç boyutu var. Pek çok Çorumlu eğitim ya da iş için başka şehirlerde yaşıyor; bu kişiler için memleketin tarihi yerleri, uzaktan bakıldığında daha da belirgin bir kimlik işaretine dönüşebilir. Yakındayken sıradan görünen bir yer, uzaklaşınca anlatılmaya değer bir hikâye olur.

Bu etkenler kesin nedensellik kurmaz; ama bir şehrin geçmişiyle ilişkisinin yalnızca ziyaretçi sayısıyla ölçülemeyeceğini hatırlatır.

Tarihi Şehirde Yaşamak Psikolojik Olarak Ne Anlama Gelir?

Çevre psikolojisinde mekâna bağlılık kavramı uzun süredir çalışılıyor. Scannell ve Gifford'un 2010'da önerdiği çerçeve, mekâna bağlılığı üç boyutta ele alır: kişi (bireyin ya da topluluğun yere yüklediği anlam), süreç (o yere karşı duygu, düşünce ve davranışlar) ve yer (fiziksel ve toplumsal özellikler). Lewicka'nın 2011 tarihli kapsamlı derlemesi de yere bağlılığın kimlik, güven duygusu ve topluluk katılımıyla ilişkili olduğunu gösteren uzun bir araştırma birikimini özetler.

Bu çerçeveden bakınca tarihi şehirde yaşamak birkaç psikolojik işlev görebilir:

Benlik sürekliliği: İnsan, "Ben kimim?" sorusuna yanıt verirken yalnızca kişisel anılarına değil, ait olduğu yerin hikâyesine de yaslanır. Değişen bir dünyada değişmeyen taşlar, içsel bir süreklilik hissi verebilir. Hayatın sarsıldığı dönemlerde, örneğin bir kayıp ya da taşınma sonrasında, tanıdık bir yere dönmek bu yüzden rahatlatıcıdır.

Aidiyet ve gurur: "Burası önemli bir yer" duygusu, özellikle gençlik ve genç yetişkinlikte aidiyeti besleyebilir. Aidiyet ihtiyacı insanın temel psikolojik ihtiyaçlarından biridir; bu konuyu aidiyet ihtiyacı yazısında daha ayrıntılı ele almıştım.

Zaman perspektifi: Binlerce yıl önce burada da insanların evlendiğini, tartıştığını, yas tuttuğunu bilmek, kendi sorunlarımızı küçültmese de onları daha geniş bir insanlık hikâyesinin parçası olarak görmemize yardım edebilir.

Ama madalyonun öbür yüzü de var. Bazı insanlar için tarihi şehirde yaşamak bir yük gibi de hissedilebilir:

  • "Bu kadar köklü bir yerden geliyorsun, sen de bir şey olmalısın" gibi örtük beklentiler,
  • değişimin, yeniliğin ya da farklı yaşam tarzlarının "geleneğe aykırı" bulunması,
  • şehirden ayrılan gençlerde "köklerimi terk ettim" türünden bir suçluluk duygusu,
  • geçmişin idealize edilmesi ve bugünün sürekli onunla kıyaslanması.

Diyelim ki üniversite için büyük şehre giden bir genç, her bayram dönüşünde "Bizim buralar başkadır" cümlesini duyuyor. Bir yandan buna içten katılıyor, öbür yandan kendi yolunu çizme isteğiyle bu cümle arasında sıkışıyor. Aidiyet, esneklikle birleştiğinde destekleyicidir; katı bir sadakat beklentisine dönüştüğünde ise kaygı ve suçluluk üretebilir.

Ergenler ve Gençler İçin Kökler ile Kanatlar Arasında

Ergenlik, kimliğin yoğun biçimde sorgulandığı bir dönemdir. Bu dönemde genç, ailesinden ve çevresinden aldığı hazır yanıtları tartar, bir kısmını kabul eder, bir kısmını reddeder. Ergenlikte kimlik arayışında yerin hikâyesi, gence hem dayanak hem de karşı çıkılacak bir şey sunar.

Tarihle iç içe büyüyen bir genç için şu sorular gündeme gelebilir: "Burada kalırsam sıkışır mıyım?", "Gidersem bir parçamı mı kaybederim?", "Benim hikâyem bu şehrin hikâyesine sığar mı?" Bu sorular sağlıklıdır; sorun, gence yalnızca tek bir doğru yanıt sunulduğunda başlar.

Ebeveynler ve öğretmenler bu noktada önemli bir rol oynar. Mirası "sahip olduğumuz bir şey" olarak değil, "merak ettiğimiz bir şey" olarak sunmak, gencin kendi ilişkisini kurmasına alan açar. Okul gezisi bir yoklama listesi olmaktan çıkıp "Sence o dönemde burada yaşayan bir genç neyle uğraşırdı?" sorusuyla zenginleştiğinde, tarih ezberden çok bir ayna işlevi görür.

Geçmişle Sağlıklı Bir Bağ Kurmak İçin Öneriler

Mekâna bağlılık kendiliğinden oluşmaz; deneyimlerle, anlamlarla ve ilişkilerle beslenir. Bireyler ve aileler için birkaç pratik öneri:

  1. Ziyareti bir aile ritüeline dönüştürün. Yılda bir kez, mevsim değişirken Hattuşa, Alacahöyük ya da Çorum Müzesi'ne gitmek, çocuklar için tekrar eden ve beklenen bir anı yaratır. Ritüeller, belirsiz dönemlerde güven duygusunu destekler.
  2. Hikâyeyi kişiselleştirin. "Hititler" demek soyut kalır. Tabletlerde aile, evlilik ya da miras üzerine yazılanları çocuğunuzla birlikte okumak, geçmişteki insanları tanıdık kılar.
  3. Büyüklerin anılarını kaydedin. Kentin eski hâlini hatırlayan büyükanne ve büyükbabaların anlattıklarını yazıya ya da ses kaydına geçirmek, hem yaşlının değerli hissetmesine hem de çocuğun kökleriyle bağ kurmasına katkı sağlar.
  4. Kıyaslamayı değil merakı besleyin. "Eskiden her şey daha güzeldi" söylemi yerine "Eskiden nasıldı, şimdi ne değişti?" sorusunu sorun. Geçmişi idealize etmek bugünü küçümsemeye dönüşebilir.
  5. Gidenlere kapıyı açık tutun. Başka şehirde okuyan ya da çalışan aile üyelerine "Buradan koptun" mesajı vermek yerine, onları dönüşlerinde şehrin yeniliklerine ortak edin. Bağ, suçlulukla değil, davetle güçlenir.
  6. Kendi ilişkinizi sorgulayın. Tarihi şehirde yaşamak size gurur mu, yük mü, yoksa ikisi birden mi hissettiriyor? Bu sorunun yanıtı, şehirle ilgili aldığınız kararları (kalmak, gitmek, dönmek) daha bilinçli kılabilir.

Bir yere ait olmak, o yerin bütün beklentilerine uymak demek değildir; o yerle kendi diliniz ve kendi sesinizle ilişki kurabilmektir.

Kurumlar açısından da benzer bir ilke geçerlidir: Okul gezileri, müze etkinlikleri ve yerel festivaller yalnızca bilgi aktarımına değil, katılımcıların kendi anılarını ve sorularını paylaşabileceği etkinliklere dönüştüğünde mekâna bağlılık daha sağlıklı bir zemin bulur.

Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?

Geçmişle ilişki kurmak çoğu zaman kendiliğinden ve besleyici bir süreçtir. Ancak bazı durumlarda bu ilişki yoğun bir sıkıntı kaynağına dönüşebilir. Şu işaretler, bir uzmanla konuşmanın yararlı olabileceğini düşündürür:

  • Şehirden ayrılma ya da şehirde kalma kararı aylardır içinizi kemiriyor ve gündelik işlevselliğinizi etkiliyorsa,
  • aile beklentileri ile kendi istekleriniz arasındaki çatışma sürekli tartışmalara, geri çekilmeye ya da öfke patlamalarına yol açıyorsa,
  • geçmişe duyduğunuz özlem bugünden keyif almanızı belirgin biçimde engelliyorsa,
  • köklerden kopmuşluk duygusu yalnızlık, uyku sorunları ve isteksizlikle birlikte haftalardır sürüyorsa,
  • gencinizde kimlik sorgulaması aileyle iletişimi tamamen koparacak düzeye geldiyse.

Bu işaretler tek başına bir tanı anlamına gelmez. Ama yükü tek başınıza taşımak zorunda olmadığınızı hatırlatır.

Terapide Aidiyet ve Kimlik Nasıl Ele Alınır?

Terapide aidiyet ve yerle ilgili sıkıntılar genellikle kişinin değerleri, aile içi beklentiler ve kendi yaşam hedefleri üzerinden konuşulur. Bilişsel davranışçı terapi (BDT) yaklaşımında, "Gidersem ailemi yüzüstü bırakmış olurum" ya da "Burada kalırsam hiçbir şey olamam" gibi otomatik düşünceler fark edilir ve kanıtlarıyla birlikte değerlendirilir. Amaç, kişinin kararlarını korku ya da suçluluk yerine kendi değerlerine dayanarak verebilmesidir.

Şema terapi bakış açısı ise bazı kişilerde "koşulsuz bağlılık" ya da "kendini feda etme" gibi erken dönem kalıplarının yer ve aile ilişkisine nasıl yansıdığını anlamaya yardımcı olur. Gençlerle çalışırken kimlik arayışı, aileyle müzakere ve geleceğe dair kaygılar birlikte ele alınır; aile görüşmeleri de sürece eklenebilir.

Çorum'da yüz yüze ve online olarak yürüttüğüm görüşmelerde, kişinin şehirle ilişkisinin hem güç hem de gerilim kaynağı olabileceğini sıkça görüyorum. Bireysel terapi sürecinde bu ikiliği yargılamadan konuşmak, kişinin hem köklerini hem de kendi yolunu sahiplenebileceği bir denge bulmasına katkı sağlayabilir.

Sıkça Sorulan Sorular

Tarihi şehirde yaşamak ruh sağlığına iyi gelir mi?

Alan yazın, mekâna bağlılığın aidiyet, güven duygusu ve topluluk katılımıyla ilişkili olduğunu gösteriyor. Ancak bu bir neden-sonuç ilişkisi değildir; tarihi bir şehirde yaşamak tek başına iyi oluş sağlamaz. Önemli olan, kişinin o yerle anlamlı ve esnek bir ilişki kurabilmesidir.

Çorum'daki tarihi yerleri en çok kimler ziyaret ediyor?

İl Genel Meclisi Turizm Komisyonu raporuna göre 2023'te Çorum'daki üç ana müze ve ören yerinin 117.424 ziyaretçisinin yaklaşık yüzde 92,5'i yerliydi. Bu, mirasın daha çok yerel ve bölgesel bir buluşma alanı olduğunu gösteriyor.

Memleketimden ayrıldığım için suçluluk hissediyorum, bu normal mi?

Evet, köklerle güçlü bağı olan kişilerde ayrılık sonrası suçluluk ya da özlem sık görülür. Bu duygu zamanla hafifleyebilir; ancak haftalarca süren yoğun bir sıkıntıya dönüşürse bir uzmanla konuşmak, duygunun kaynağını anlamanıza yardımcı olabilir.

Çocuğuma tarihi sevdirmek için ne yapabilirim?

Tarihi bilgi yığını olarak değil, insan hikâyeleri olarak anlatmak işe yarar. Düzenli aile gezileri, büyüklerin anılarını dinlemek ve çocuğun kendi sorularını sormasına alan açmak, geçmişle zorlamasız bir bağ kurmasını kolaylaştırır.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez. Yaşadığınız güçlükler için bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önerilir. Acil bir durumda lütfen 112'yi arayın.

Yazar

Eda Erkan Alapala

Klinik Psikolog. İstanbul Kent Üniversitesi Klinik Psikoloji Tezli Yüksek Lisans mezunu; bilişsel davranışçı terapi, çocuk merkezli oyun terapisi ve çocuk-ergen psikoterapisi alanlarında eğitimlerini tamamlamıştır.

Eğitimler
Okumaya devam edin

İlgili makaleler