İstemediği bölümü kazandı ve kararsız mı kaldı? Okumak ile yeniden hazırlanmak arasında karar verirken duyguları, seçenekleri ve aile baskısını ele alıyoruz.
Sonuç sayfası açıldığında bir program adı görünür ve o an, bir yıllık ya da daha uzun bir emeğin karşılığı somutlaşır. Ama bazı gençler için o isim bir sevinç değil, bir soru işaretidir: "Burayı ben mi yazdım? Gerçekten bunu mu okuyacağım?" Tercih listesinin alt sıralarına "boş kalmasın" diye eklenen bir bölüm, ailenin ısrarıyla yazılan bir program ya da puanı yettiği için seçilen ama hiç düşünülmemiş bir alan, birden önümüzdeki dört yılın adı olur. Gençlerin ya da ailelerinin "istemediği bölümü kazandı, şimdi ne yapacağız?" diye sorduğu bu dönem, kayıt tarihlerinin baskısı altında, kısa sürede büyük bir karar vermeyi gerektirir. Bu yazıda bu kararsızlığın psikolojisine, seçenekleri değerlendirirken işe yarayabilecek sorulara ve ailenin bu süreçteki rolüne bakıyoruz. Doğru cevabı biz veremeyiz; ama kararın daha az kaygıyla, daha çok bilgiyle verilmesine yardımcı olabiliriz.
İstemediği Bölümü Kazandı: Neden Bu Kadar Zor Bir Karar?
İlk bakışta seçenekler basit görünür: Ya kayıt yaptırıp okumak ya da bir yıl daha hazırlanmak. Ancak bu iki seçeneğin her biri, gencin zihninde çok daha büyük anlamlar taşır.
Okumayı seçmek bazı gençler için "pes etmek", "hayallerinden vazgeçmek" anlamına gelir. Yeniden hazırlanmayı seçmek ise "bir yılı kaybetmek", "arkadaşlarından geride kalmak" ve "ya bir dahaki sefere daha kötü olursa" korkusunu beraberinde getirir. Her iki yolun da bir bedeli vardır ve genç, bu bedellerden hangisine katlanabileceğini bilmediği için donup kalır.
Bu donup kalmanın birkaç psikolojik kaynağı vardır:
- Kayıptan kaçınma: İnsanlar, bir şey kazanmanın sevincinden çok, bir şey kaybetmenin acısına odaklanma eğilimindedir. Her iki seçenek de bir kayıp içerdiğinde, karar vermek felç edici hâle gelebilir.
- Pişmanlık korkusu: "Ya yanlış seçersem ve ömür boyu pişman olursam?" düşüncesi, kararı olduğundan çok daha geri dönüşsüz gösterir.
- Kimlik belirsizliği: On sekiz yaşında bir genç, kendisinin ne istediğini, hangi işte mutlu olacağını henüz tam bilmeyebilir. Bu belirsizlik doğaldır ama kararı zorlaştırır.
- Dış seslerin yoğunluğu: Aile, akrabalar, dershane öğretmenleri, arkadaşlar ve sosyal medya, birbirine zıt tavsiyeler verir. Gencin kendi sesi bu kalabalıkta kaybolabilir.
Kararsızlığın genel mekanizmalarını karar verememe yazımızda daha ayrıntılı ele aldık.
"İstemiyorum" Duygusunun Altında Ne Var?
Karar vermeden önce, "bu bölümü istemiyorum" cümlesinin içini açmak gerekir. Bu cümle farklı gençlerde çok farklı şeyler anlatabilir:
- Bölümün kendisini tanımamak: Genç, bölüm hakkında yalnızca adını ve birkaç ön yargıyı biliyor olabilir. Dersleri, mezunların nerelerde çalıştığı, bölümün içinden nasıl göründüğü hiç araştırılmamış olabilir.
- Hayal kırıklığının sesi: Asıl istenen bölüm kazanılamadığı için, kazanılan bölüm ne olursa olsun reddediliyor olabilir. Bu durumda sorun bölüm değil, henüz yası tutulmamış bir hayaldir.
- Statü kaygısı: Bölümün toplumdaki algısı, gencin kendi ilgisinden daha belirleyici olabilir. "İnsanlar ne der?" sorusu, "Ben ne isterim?" sorusunun önüne geçer.
- Gerçek bir uyumsuzluk: Genç, bölümün içeriğini gerçekten tanıyor ve kendi ilgi, yetenek ve değerleriyle belirgin biçimde uyuşmadığını görüyor olabilir.
- Şehir ve yaşam koşulları: Bazen istenmeyen şey bölüm değil, üniversitenin bulunduğu şehir, aileden uzak olmak ya da yurt koşullarıdır.
Bu ayrımı yapmak, kararın niteliğini değiştirir. Örneğin hayal kırıklığının sesiyle verilen bir "hayır", birkaç hafta sonra yerini kararsızlığa ya da kabullenmeye bırakabilir. Gerçek bir uyumsuzluk ise zamanla büyüme eğilimindedir.
Diyelim ki tıp fakültesini hedefleyen bir genç, puanı yetmediği için listesinin ortalarına yazdığı biyoloji bölümünü kazanıyor. İlk tepkisi kesin bir red: "Bunu okumam." Bir hafta sonra, bölümün ders içeriğine ve mezunların çalıştığı alanlara bakarken laboratuvar çalışmalarının ilgisini çektiğini fark ediyor. Ama hâlâ "doktor olmak" hayalini bırakmaya hazır değil. Bu gencin karar vermeden önce yapması gereken şey, ikisinden birini seçmek değil, önce hangi duygunun hangi düşünceyi beslediğini ayırt etmektir.
İstemediği Bölümü Kazandı: Seçenekleri Gerçekçi Biçimde Değerlendirmek
Panikle karar vermek yerine, seçenekleri somut bilgilerle tartmak gerekir. Bunun için bazı pratik adımlar şunlardır:
Bilgi toplayın
- Bölümün ders programına ve ilk iki yılın içeriğine bakın.
- Mümkünse o bölümde okuyan ya da oradan mezun olmuş biriyle konuşun.
- Üniversitenin yatay geçiş, çift anadal ve yandal koşullarını araştırın. Bu imkânlar her üniversitenin kendi yönetmeliğine göre farklı koşullara bağlıdır.
- Yeniden sınava girmeyi düşünüyorsanız, bir önceki yıl bir programa yerleşmenin bir sonraki yılın puan hesabına etkisi olup olmadığını güncel ÖSYM kılavuzundan kontrol edin.
Bir karar tablosu hazırlayın
Kâğıdı ikiye bölün: Bir tarafa "okumak", diğer tarafa "yeniden hazırlanmak" yazın. Her biri için olası kazançları, bedelleri ve sizi en çok korkutan şeyi not edin. Ardından her maddenin yanına, sizin için ne kadar önemli olduğunu gösteren bir puan verin. Bu tablo kararı sizin yerinize vermez; ama zihninizde dönen bulanık düşünceleri görünür ve karşılaştırılabilir kılar.
Yeniden hazırlanmanın psikolojik maliyetini hesaba katın
Bir yıl daha hazırlanmak, yalnızca akademik değil, duygusal bir süreçtir. Arkadaşlar üniversiteye başlarken evde kalmak, sosyal hayatın daralması, "ya bu sefer de olmazsa" kaygısı ve ailenin beklentileri, bu yılı zorlaştırabilir. Bu maliyeti göze alabilecek durumda olup olmadığınızı dürüstçe değerlendirin. Önceki yılın hazırlığında yaşadığınız tükenmişlik ya da yoğun kaygı hâlâ taze ise, bu ayrıca düşünülmesi gereken bir konudur.
Yeniden hazırlanmaya karar verirseniz, bu yılı yalnızca ders çalışılan bir bekleme odası gibi kurmamaya özen gösterin. Haftanın belli günlerinde bir spor, bir gönüllü çalışma, yarı zamanlı bir iş ya da düzenli arkadaş buluşmaları, hem günlük ritmi korur hem de "hayatım durdu" duygusunu hafifletir. Hedefinizi de yalnızca bir program adı olarak değil, o programı neden istediğinizle birlikte yazın; zor günlerde sizi masaya döndüren şey çoğu zaman bu "neden" olur.
Kararı kayıt telaşından ayırın
Kayıt tarihleri çoğu zaman sonuçların açıklanmasından kısa bir süre sonradır ve bu kısa süre, kararı bir yangından mal kaçırır gibi vermeye yol açabilir. Kendinize belirli bir karar günü koyun ve o güne kadar her gün kısa bir süre bu konuyu düşünmeye ayırın; günün geri kalanında ise kararı zihninizde sürekli çevirmemeye çalışın. Geceleri, yorgun ve kaygılıyken varılan sonuçlar genellikle sabah aynı ağırlıkta görünmez. Önemli bir karar verirken uykuyu, yemeği ve sizi rahatlatan kişilerle temasınızı korumak, kararın kalitesini de korur.
Kendi sesinizi duyabileceğiniz bir alan yaratın
Bu dönemde sosyal medyada arkadaşların "kazandım" paylaşımları, sınıf gruplarında puan konuşmaları ve akrabaların telefonları birbirini izler. Her biri, kararınıza başka birinin ölçütünü ekler. Birkaç günlüğüne bu seslerin bir kısmını kısmak, örneğin bildirimleri kapatmak ve yalnızca güvendiğiniz bir iki kişiyle konuşmak, kendi ne istediğinizi duymayı kolaylaştırır. Kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: "Kimse ne seçtiğimi bilmeyecek olsaydı, hangisine daha yakın hissederdim?"
Okumayı seçmenin de bir süreç olduğunu unutmayın
Okumayı seçmek, bölümü sevmek zorunda olmak anlamına gelmez. Bazı gençler ilk yılı bir keşif dönemi olarak kullanır, derslerin içinde ilgi çekici bir alan bulur, ya da bölümün sağladığı becerileri bambaşka bir alanda değerlendirir. Okurken hedef değiştirmek de mümkündür. İstemediği bölümü kazandı diye okumaya başlayan pek çok genç, ilk yılın sonunda kararını yeniden ve bu kez çok daha fazla bilgiyle değerlendirme fırsatı bulur.
Bu kararı, bütün hayatınızı belirleyecek tek bir hamle gibi değil, bir sonraki adımınızı seçmek gibi düşünmek, yükü taşınabilir kılar.
Aile Baskısı ve Türkiye'de Bölüm Seçimi
Türkiye'de üniversite tercihi nadiren yalnızca gencin kararıdır. Ebeveynler, kendi yaşam deneyimleri ve ekonomik kaygılarıyla belirli bölümleri "işi hazır meslek" olarak görür; bu da gencin ilgisinin ikinci plana düşmesine yol açabilir. Hayat pahalılığı ve genç işsizliği konuşulurken, "iş bulabileceği bir bölüm okusun" düşüncesi daha da güçlenir.
Bazı ailelerde tersi de görülür: Genç okumaya razıdır ama aile, "bizim çocuğumuza bu bölüm yakışmaz" diyerek yeniden hazırlanması için ısrar eder. Her iki durumda da gencin kendi sesi, ailenin kaygısı altında kalabilir.
Ailelere önerim şudur: Kendi görüşünüzü dürüstçe paylaşın, ama kararı gencin yerine vermeyin. "Biz şunu düşünüyoruz, çünkü şundan endişeleniyoruz; ama bu senin hayatın ve senin kararını desteklemek istiyoruz" demek, gencin hem ailesinin görüşünü duymasına hem de kendi kararının sahibi olmasına izin verir. Ailenin meslek konusundaki beklentileriyle ilgili daha geniş bir değerlendirmeyi ailenin meslek baskısı yazımızda bulabilirsiniz.
Karar sonrasında
Karar verildikten sonra bile şüpheler devam edebilir. Bu, kararın yanlış olduğu anlamına gelmez; büyük kararların doğal bir yan etkisidir. Okumayı seçen genç için ilk dönem, yeni bir şehre, yurda ve sosyal çevreye uyum gibi ek zorluklar içerir. Bu dönemi kolaylaştırmak için üniversiteye uyum yazımızdaki öneriler yararlı olabilir.
Yeniden hazırlanmayı seçen genç için ise en zor anlar genellikle eylül ve ekim aylarıdır: Arkadaşlar yeni şehirlerine giderken evde kalmak, kararın sorgulanmasına yol açabilir. Bu duyguların geleceğini önceden bilmek, onları kararın yanlış olduğunun kanıtı olarak okumamayı kolaylaştırır.
Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?
Kararsızlık bu dönemde beklenen bir durumdur. Ancak şu durumlarda bir uzmanla görüşmek faydalı olabilir:
- Kararsızlık haftalarca sürüyor ve genç, günlük hayatını sürdüremeyecek kadar sıkışmış hissediyorsa
- Uyku, iştah ve enerji düzeyinde belirgin bozulmalar varsa
- Genç, kendini sürekli suçluyor, "her şeyi mahvettim" gibi düşüncelerle boğuşuyorsa
- Aile içinde karar konusu ciddi ve sürekli çatışmalara dönüştüyse
- Kendine zarar verme ya da yaşamını sonlandırma düşünceleri dile getiriliyorsa
Son durumda vakit kaybetmeden destek alınmalı; acil durumlarda 112 aranmalıdır. Bu belirtilerin tek başına bir tanı anlamına gelmediğini, ancak gencin desteğe ihtiyaç duyduğunu gösterebileceğini unutmayın. On sekiz yaşını doldurmuş gençler için bireysel terapi sürecinde bu karar, gencin kendi değerleri ve hedefleri çerçevesinde ele alınabilir.
Terapide Bölüm Kararsızlığı Nasıl Ele Alınır?
Terapide amaç, gence ne yapması gerektiğini söylemek değil, kendi kararını verebileceği bir zihinsel alan açmaktır. Süreç genellikle gencin bu karara yüklediği anlamları ve duyguları keşfetmesiyle başlar. Hayal kırıklığı, utanç, öfke ya da korku gibi duyguların adı konulduğunda, kararın kendisi daha net görünmeye başlar.
Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) çerçevesinde, "Yanlış seçersem hayatım mahvolur", "Okursam başarısız biri olduğumu kabul etmiş olurum" gibi düşünceler incelenir. Bu düşüncelerin ne kadar gerçekçi olduğu, başka hangi olasılıkların bulunduğu sorgulanır. Değerler üzerine yapılan çalışmalar da bu süreçte önemlidir: Genç, hayatında neyin gerçekten önemli olduğunu düşünür ve seçeneklerini bu değerlere göre değerlendirir.
Bazı gençlerde bu karar, "ya mükemmel olmalıyım ya da başarısızım" gibi daha derin kalıpları tetikler. Bu kalıpların fark edilmesi, yalnızca bu karar için değil, gelecekteki büyük seçimler için de gencin kendine karşı daha esnek ve şefkatli olmasına katkı sağlar. Gerektiğinde aile de sürece dahil edilir.
Sıkça Sorulan Sorular
Kaydımı yaptırıp bir yandan yeniden hazırlanmak mantıklı mı?
Bazı gençler için bu yol, bir güvence sağladığı için kaygıyı azaltır. Ancak hem okulda hem de sınav hazırlığında yeterli verimi sağlamak zordur; ikisinden biri genellikle aksar. Bu yolu seçmeden önce zaman ve enerji planınızı gerçekçi biçimde düşünün ve güncel sınav kurallarını kontrol edin.
Bölümü sevmek zamanla gelişebilir mi?
Evet, bazı gençlerde bu mümkündür. Bir alanı sevmek çoğu zaman o alanla temas ettikçe, başarı deneyimleri yaşadıkça ve içinde kendine bir yer bulabildikçe gelişir. Ancak bu bir zorunluluk değildir; ilgi gelişmezse yatay geçiş, çift anadal ya da mezuniyet sonrası farklı yönelimler hâlâ mümkündür.
Ailem okumamı istiyor ama ben istemiyorum, ne yapmalıyım?
Önce kendi gerekçelerinizi netleştirin ve bunları sakin bir anda ailenize açıkça anlatın. Ailenizin endişelerini de dinleyin; çoğu zaman bu endişeler sizin geleceğinize dair korkulardan beslenir. Anlaşmazlık sürüyorsa, ortak bir görüşme ya da bir uzmanın aracılığı, iki tarafın da kendini anlaşılmış hissetmesine yardımcı olabilir.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez. Yaşadığınız güçlükler için bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önerilir. Acil bir durumda lütfen 112'yi arayın.