Üçtutlar Mah., Merkez / Çorum Salı - Cumartesi, 10:00 - 18:00 0545 177 01 19 eda1erkan@gmail.com TR EN

Makamların İnsana Etkisi: Tarihî İnanç mı, Bilimsel Bulgu mu?

Makamların İnsana Etkisi: Tarihî İnanç mı, Bilimsel Bulgu mu?

Makamların insana etkisi hakkındaki listeler ne kadar doğru? Risalelerin kökenini, mizaç kuramını ve müziğin ruh hâline etkisi konusunda bugün bilineni okuyun.

Bir aile WhatsApp grubunda dolaşan görsel düşünün: Sarı zemin üzerine sıralanmış makam adları ve karşılarında hastalıklar. "Rehavi melankoliye, zirgüle uykusuzluğa, ırak menenjite iyi gelir. Paylaşın, herkes bilsin." Altına teyzelerden biri kalp emojisi bırakmış, bir başkası "Dedelerimiz boşuna söylememiş" diye yazmış. Makamların insana etkisi konusu tam da böyle, yarı tarih yarı efsane bir karışımla önümüze geliyor. Bu yazıda bu listelerin nereden çıktığını, hangi düşünce sistemine dayandığını, bugünkü araştırmaların müzik ve ruh hâli hakkında neler söylediğini ve neden bu listeleri sağlık önerisi olarak kullanmamamız gerektiğini anlatıyoruz. Amacımız geleneği küçümsemek değil; onu doğru yerde, bir kültür mirası olarak takdir etmek.

Makam Nedir ve Neden İnsan Ruhuyla İlişkilendirilmiştir?

Makam, Türk müziğinde seslerin belirli bir dizi, belirli duraklar ve belirli bir melodik gidişle kullanılma biçimidir. Batı müziğindeki majör ve minör dizilerden daha zengin bir ses dünyası sunar; her makamın kendine özgü bir "rengi", bir duygusal çağrışımı vardır. Bir dinleyici hicazın hüzünlü, rastın daha dingin ya da segâhın içe dönük bir hava taşıdığını hissedebilir.

Bu duygusal çağrışım, makamların insan ruhuyla ilişkilendirilmesinin doğal başlangıç noktasıdır. Bir müziğin bizi duygulandırdığını, hüzünlendirdiğini ya da coşturduğunu hepimiz deneyimleriz. Tarihteki düşünürler de bu deneyimi açıklamaya çalışmış ve onu kendi dönemlerinin bilgi sistemine yerleştirmiştir. Sorun, bu açıklamaların zamanla "şu makam şu hastalığı iyileştirir" biçiminde kesin bir reçeteye dönüşmesidir.

Burada iki farklı soruyu birbirinden ayırmak işimizi kolaylaştırır. Birincisi şudur: Bir makam dinleyende bir duygu uyandırır mı? Bu sorunun yanıtı büyük ölçüde evettir ve kişisel deneyimle sınanabilir. İkincisi ise şudur: Bir makam belirli bir hastalığı iyileştirir mi? Bu, bambaşka bir sorudur ve yanıtı ancak dikkatle tasarlanmış araştırmalarla verilebilir. Makamların insana etkisi tartışmasında yaşanan karışıklığın büyük kısmı, bu iki sorunun aynı soruymuş gibi ele alınmasından kaynaklanır. Bir eserin bizi duygulandırması, onun bir ilaç gibi işlediğini göstermez.

Risaleler Nereden Çıktı? Kindî'den Osmanlı Hekimlerine

Müziğin insan üzerindeki etkisine dair düşünce, İslam dünyasının filozof hekimlerine kadar uzanır. Bu geleneğin bazı önemli isimleri ve onlar hakkında güvenle söylenebilecekler şunlardır:

  • Kindî: On müzik risalesi yazdığı, bunlardan dördünün günümüze ulaştığı bilinir. Udun dört telini gök cisimleri, burçlar, mevsimler ve dört unsurla ilişkilendirmiş, insan bedenine etkilerini "ethos" öğretisi çerçevesinde açıklamıştır. Müziğin etkisini artırmak için renk ve koku kullanılmasını önerdiği de akademik çalışmalarda aktarılır.
  • Fârâbî: Makamlar, çalgılar ve akustik üzerine sistematik bir eser olan Kitâbü'l-Mûsîka'l-Kebîr'i yazmıştır. Musikinin insan ruhunu etkilediğini savunan düşünürler arasında sayılır. Ancak popüler kaynaklarda ona atfedilen "şu makam uyku verir, şu makam neşelendirir" türünden ayrıntılı eşleştirmelerin birincil kaynağı doğrulanmış değildir.
  • İbn Sînâ: Kitâbü'ş-Şifâ'nın bir bölümünü musikiye ayırmış ve musikiyi sesleri ve aralarındaki zaman sürelerini inceleyen matematiksel bir ilim olarak tanımlamıştır. Musikiyi tıbbi bir tedavi aracı olarak önerdiğine dair yaygın iddialar ise doğrulanmamıştır.

Dikkat edilirse, bu düşünürler için musiki önce bir bilgi alanıydı; matematik bilimleri arasında sayılıyordu. Tedavi boyutu sonraki yüzyıllarda ve özellikle popüler anlatımlarda öne çıkmıştır.

Osmanlı döneminde makamları duygular ve organlarla ilişkilendiren risalelerin yazıldığı ya da bazı hekimlere atfedildiği bilinir. Örneğin Hekimbaşı Gevrekzâde Hasan Efendi'ye, ruhsal hastalıkların musiki nağmeleriyle tedavisine dair bir eser atfedilir; ancak bu atfın kendisi tartışmalıdır ve ansiklopedik kaynaklar onun musikiyle doğrudan bir bağı olmadığını not eder. Popüler kaynaklarda bu konuda yazmış olarak sayılan isimlerin listesi de doğrulanmış değildir.

Mizaç Kuramı: Makamların İnsana Etkisi Hangi Düşünceye Dayanıyordu?

Bu risalelerin arkasında, Hipokrat ve Galen'den gelen dört hılt kuramı yatar. Bu kurama göre insan bedeninde kan, balgam, sarı safra ve kara safra adlı dört sıvı vardır. Sağlık bu sıvıların dengesine, hastalık ise dengenin bozulmasına bağlanır. Her sıvı bir mizaçla, her mizaç da sıcak, soğuk, kuru, nemli gibi niteliklerle ilişkilendirilir.

Bu sistemde musiki de bir "nitelik" taşıyan bir uyaran olarak görülür. Belirli bir makamın bedendeki dengeyi bir yöne doğru etkileyeceği düşünülür. Bazı listeler bir adım daha ileri gidip makamları günün saatleriyle eşleştirir: Sabah için bir makam, ikindi için başka bir makam önerilir.

Bu düşünce sistemi kendi içinde tutarlıdır ve yüzyıllar boyunca hekimliğe yön vermiştir. Ancak modern tıp dört hılt kuramını çoktan terk etmiştir. Hastalıkların nedenleri bugün bambaşka kavramlarla, mikroorganizmalardan genetiğe, beyin işlevlerinden çevresel etkenlere kadar çok farklı düzeylerde açıklanır. Bir kuram terk edildiğinde, onun üzerine kurulu öneriler de kendiliğinden geçerliliğini yitirir.

Bir makamın bizi duygulandırması gerçek bir deneyimdir; aynı makamın bir organı iyileştirdiği ise, terk edilmiş bir kuramın bugüne taşınmış bir yankısıdır.

Popüler Listeler Neden Güvenilir Değil?

İnternette ve sosyal medyada dolaşan makam ve hastalık listelerini dikkatle incelediğinizde birkaç sorun hemen göze çarpar:

  1. Listeler birbiriyle çelişir. Aynı makam bir kaynakta bir rahatsızlıkla, başka bir kaynakta bambaşka bir rahatsızlıkla eşleştirilir. Ortak ve tutarlı bir "reçete" yoktur.
  2. Kaynak belirsizdir. Listelerin çoğu hangi risaleden, hangi baskıdan, hangi sayfadan alındığını göstermez. Bazen bir yazara atfedilen bilgi, o yazarın eserinde bulunamaz.
  3. Hastalık kavramları değişmiştir. Risalelerde geçen hastalık adları, bugünkü tıbbi tanılarla birebir örtüşmez. "Menenjit" ya da "felç" gibi modern karşılıklar, çoğu zaman sonradan eklenmiş yorumlardır.
  4. Hiçbiri bilimsel olarak test edilmemiştir. Bir makamın belirli bir hastalığa iyi geldiğini göstermek için, o makamı dinleyen ve dinlemeyen hastaların karşılaştırıldığı, sonuçların tarafsızca ölçüldüğü araştırmalar gerekir. Bu listeler için böyle bir kanıt yoktur.

Bu eleştiriyi yalnız biz yapmıyoruz. 2011'de basında yer alan bir söyleşide bir müzik terapisi uzmanı, Fârâbî ve İbn Sînâ'ya dair bilgilerin "magazinel bir mantıkla, bilimsel metodolojiye uygun olmaksızın" kullanıldığını eleştirmişti. Gelenekle ilgilenen birçok araştırmacı da benzer bir uyarıda bulunur: Geleneğe saygı, onu olduğundan farklı göstermeyi gerektirmez.

Benzer bir durum, bugün "şifalı müzik", "frekans müziği" ya da "432 Hz" gibi ticari ürünler için de geçerlidir. Bu tür ürünlerin belirli hastalıkları iyileştirdiğine dair iddialar kanıtla desteklenmemektedir. Bir müziği dinlemekten keyif alıyorsanız dinlemeye devam edebilirsiniz; ama ondan tıbbi bir sonuç beklememek gerekir.

Bugün Bilim Müzik ve Ruh Hâli Hakkında Ne Söylüyor?

Listeler güvenilir değilse, müziğin insan üzerinde hiçbir etkisi yok mu? Elbette var; ama bu etki, listelerin vaat ettiğinden farklı ve daha mütevazıdır.

Gündelik deneyimimiz bile müziğin ruh hâlimizi, dikkatimizi ve bedensel gerginliğimizi etkileyebildiğini gösterir. Sevdiğimiz bir şarkı yorgun bir günde bizi canlandırabilir; sakin bir parça, kalabalık bir otobüste kendimizi biraz daha iyi hissetmemize yardım edebilir. Ancak bu etki, makamın kendisinden çok kişinin müzikle kurduğu ilişkiye, anılarına, zevkine ve o anki hâline bağlıdır. Birine huzur veren bir taksim, bir başkasında kayıp bir yakının hatırasını uyandırıp hüzün yaratabilir.

Müzik terapisi alanındaki araştırmalar da bu çizgidedir. Cochrane derlemesine göre müzik terapisi, olağan tedaviye eklendiğinde depresyon belirtilerinde kısa vadede azalma sağlayabilir; ancak kanıt düşük ile orta kesinlikte değerlendirilmiştir. Burada önemli bir ayrıntı vardır: Bu araştırmalarda müzik terapisi, eğitimli bir uygulayıcının terapötik bir çerçeve içinde danışanla müzikal etkileşim kurduğu bir süreç olarak tanımlanır. Yalnız kayıttan müzik dinlemek bu tanıma girmez. Yani "her gün yarım saat şu makamı dinleyin" önerisi, araştırılan şeyle aynı değildir. Günümüz yaklaşımının nasıl işlediğini müzik terapisi yazımızda ayrıntılı olarak anlattık.

Kültürel bağlamın da payı büyüktür. Türk müziğiyle büyümüş bir dinleyici için bir uşşak şarkısı tanıdık bir duygusal dünyayı çağırırken, bu müziği ilk kez duyan biri aynı eseri yalnız "farklı" ya da "egzotik" bulabilir. Bu da makamların insana etkisinin evrensel ve sabit bir formül olmadığını, dinleyicinin geçmişiyle birlikte şekillendiğini gösterir. Bir makamın herkese aynı şeyi yapacağını varsaymak, müziği deneyimleyen insanı denklemin dışında bırakmak demektir.

Bu alandaki çalışmaların ortak sınırlılıkları da bilinir: Örneklemler çoğu zaman küçüktür, katılımcılar neye katıldıklarını bilir, ölçümler büyük ölçüde kişinin kendi bildirimine dayanır ve izlem süreleri kısadır. Bu nedenle bugün söylenebilecek en dürüst cümle şudur: Müzik temelli yaklaşımlar destekleyici olabilir; ilacın, psikoterapinin ya da tıbbi tedavinin yerini almaz.

Makamların İnsana Etkisini Gündelik Hayatta Nasıl Düşünebiliriz?

Bilimsel sınırları bilmek, makam müziğinden uzak durmak anlamına gelmez. Tam tersine, bu müziği bir kültür mirası ve kişisel bir keyif kaynağı olarak hayatımıza katmanın birçok sağlıklı yolu vardır:

  • Kendi tepkinizi gözlemleyin. Hangi eser sizi sakinleştiriyor, hangisi hüzünlendiriyor? Bir hafta boyunca dinlediğiniz müziklerden sonra kendinizi nasıl hissettiğinizi kısaca not edebilirsiniz.
  • Müziği bir mola olarak kullanın. Yoğun bir iş gününün ortasında birkaç dakika gözlerinizi kapatıp sevdiğiniz bir eseri dinlemek, kısa bir nefes alanı yaratabilir.
  • Birlikte dinleyin. Yaşlı bir yakınınızla onun gençliğinde dinlediği şarkıları açmak, anılar üzerine sohbet başlatabilir ve aranızdaki bağı güçlendirebilir.
  • Öğrenmeye açık olun. Bir ney ya da ud kursuna başlamak, hem yeni bir beceri hem de sosyal bir ortam sağlayabilir.
  • Reçete dilinden uzak durun. Kendinize ya da bir başkasına "şu hastalık için şu makamı dinle" demek yerine, "bu müzik bana iyi geliyor" demek hem daha doğru hem de daha güvenlidir.

Diyelim ki emekli bir öğretmen, akşamları bir süredir içinin daraldığını fark ediyor ve internetten okuduğu bir listeye göre her akşam belirli bir makamı dinlemeye başlıyor. Birkaç hafta sonra hiçbir şeyin değişmediğini, hatta "demek ki bende bir sorun var, müzik bile işe yaramıyor" diye daha da karamsarlaştığını söylüyor. Oysa sorun müzikte ya da onda değil, beklentinin yanlış kurulmasındadır. Müzik onun için güzel bir eşlikçi olabilir; ama haftalardır süren içi daralmanın nedenini anlamak için bir uzmanla konuşmak da gerekebilir.

Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?

Müzikle kendinizi iyi hissetmeye çalışmak değerli bir öz bakım adımıdır. Ancak şu durumlarda bir ruh sağlığı uzmanıyla görüşmek yerinde olur:

  • İki haftadan uzun süren çökkünlük, isteksizlik ya da hiçbir şeyden keyif alamama
  • Uyku, iştah ve enerjide belirgin değişiklikler
  • Kaygı ya da huzursuzluğun günlük işleri yürütmeyi zorlaştırması
  • Sevdiğiniz müziklerin bile size artık hiçbir şey hissettirmemesi
  • Kendinize zarar verme ya da yaşamınıza son verme düşünceleri

Son madde söz konusuysa beklemeden 112'yi arayın ya da en yakın acil servise başvurun.

Depresyon ve duygu durumu alanındaki psikolojik destekte temel çalışma, kişinin düşünceleri, duyguları, davranışları ve yaşam koşulları üzerine yürütülen yapılandırılmış bir süreçtir. Bu süreçte müzik gibi kişinin kendini iyi hissettiren etkinlikleri günlük hayatına yeniden katması da konuşulabilir; ancak bu, bir makam reçetesi değil, kişinin kendi tercihleriyle oluşturulan bir öz bakım planıdır. Tarihte musikinin hastalara nasıl dinletildiğini merak ediyorsanız, Edirne Darüşşifası yazımız iyi bir başlangıç olabilir.

Sıkça Sorulan Sorular

Makam müziği dinlemek ruh sağlığına iyi gelir mi?

Sevdiğiniz bir müziği dinlemek ruh hâlinizi olumlu etkileyebilir ve rahatlamanıza yardım edebilir. Ancak bu etki kişiden kişiye değişir ve makam müziğine özgü değildir. Ruhsal bir sıkıntının tedavisi yerine geçmez.

Hangi makamın hangi hastalığa iyi geldiğini gösteren listeler doğru mu?

Bu listeler tarihsel risalelere dayanır, birbirleriyle çelişir ve bilimsel olarak test edilmemiştir. Kültür tarihi açısından ilgi çekicidir, ama sağlık önerisi olarak kullanılmamalıdır.

432 Hz ya da "şifalı frekans" müzikleri işe yarar mı?

Bu tür ürünlerin belirli hastalıkları iyileştirdiğine dair iddialar kanıtla desteklenmemektedir. Dinlemekten hoşlanıyorsanız dinleyebilirsiniz; ama ondan tıbbi bir sonuç beklememek ve gerekli tedaviyi ertelememek önemlidir.

Müzik terapisi ile müzik dinlemek aynı şey mi?

Hayır. Müzik terapisi, eğitimli bir uygulayıcının terapötik bir çerçevede danışanla müzikal etkileşim kurduğu yapılandırılmış bir süreçtir. Kendi başınıza müzik dinlemek değerli bir öz bakım etkinliğidir, ama terapi değildir.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez. Yaşadığınız güçlükler için bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önerilir. Acil bir durumda lütfen 112'yi arayın.

Yazar

Eda Erkan Alapala

Klinik Psikolog. İstanbul Kent Üniversitesi Klinik Psikoloji Tezli Yüksek Lisans mezunu; bilişsel davranışçı terapi, çocuk merkezli oyun terapisi ve çocuk-ergen psikoterapisi alanlarında eğitimlerini tamamlamıştır.

Eğitimler
Okumaya devam edin

İlgili makaleler