Üçtutlar Mah., Merkez / Çorum Salı - Cumartesi, 10:00 - 18:00 0545 177 01 19 eda1erkan@gmail.com TR EN

İkinci ve Üçüncü Kuşak Türklerin Kimlik Deneyimi

İkinci kuşak Türkler hangi kimlik zorluklarını yaşar? Aile beklentileri, ebeveynlerin fedakârlığı, aidiyet ve üçüncü kuşağa geçen izler üzerine bir rehber.

Ebeveynleriniz ya da büyükanne ve büyükbabanız yıllar önce başka bir ülkeye gitmiş, siz ise o ülkede doğup büyümüş olabilirsiniz. Okulda yaşadığınız ülkenin dilini, evde Türkçeyi konuştunuz. Yaz tatillerinde Türkiye'ye gittiniz, kuzenlerinizle oynadınız, sonra yeniden "evinize" döndünüz. Peki hangisi evinizdi? İkinci kuşak Türkler ve onların çocukları olan üçüncü kuşak, bu soruyu çoğu zaman bir ömür boyu taşır. Bu yazıda ikinci ve üçüncü kuşak Türklerin kimlik deneyimini, sık yaşanan duygusal zorlukları, bunların kökenlerini, aile ilişkilerine yansımalarını ve kendi yolunuzu bulmak için atabileceğiniz adımları ele alacağız.

İkinci Kuşak Türkler Kimdir ve Deneyimleri Neden Farklıdır?

Göç araştırmalarında "birinci kuşak", göç eden kişilerin kendisini; "ikinci kuşak", onların göç edilen ülkede doğan ya da çok küçük yaşta oraya gelen çocuklarını; "üçüncü kuşak" ise ikinci kuşağın çocuklarını tanımlar. Avrupa'daki Türk toplumunun önemli bir kısmı, 1960'lı yıllarda başlayan işgücü göçüyle Almanya, Hollanda, Belçika, Avusturya ve Fransa gibi ülkelere giden işçilerin torunları ve çocuklarıdır. Daha sonraki yıllarda aile birleşimi, evlilik, eğitim ve mesleki göç gibi yollarla yeni göç dalgaları da yaşandı.

Birinci kuşağın birçoğu, başlangıçta birkaç yıl çalışıp memlekete dönmeyi planlıyordu. Bu "geçicilik" duygusu, aile içinde uzun yıllar boyunca bir arka plan duygusu olarak kaldı: "Bir gün döneceğiz." Ancak çocuklar okula başladı, evler alındı, torunlar doğdu ve dönüş planı çoğu ailede gerçekleşmedi.

İkinci kuşak, bu geçicilik duygusunun içinde büyüyen ama aslında hiçbir yere "geçici" olarak ait olmayan bir kuşaktır. Onlar için yaşadıkları ülke, doğup büyüdükleri yerdir. Türkiye ise hem ailenin kökü hem de çoğu zaman yalnızca tatillerde görülen bir yerdir. Üçüncü kuşakta ise Türkiye ile bağ daha da farklılaşabilir; bazıları için Türkçe ikinci dil hâline gelirken, bazıları köklerine daha bilinçli bir şekilde yönelir.

İki kültür arasında kimlik deneyiminin genel yönlerini iki kültür arasında kimlik yazımızda ayrıntılı olarak ele aldık. Bu yazıda ise kuşaklar arası aktarım ve aile dinamikleri üzerinde duracağız.

İkinci ve Üçüncü Kuşakta Sık Görülen Duygusal Zorluklar

Her kişinin deneyimi kendine özgüdür; ancak ikinci ve üçüncü kuşak Türklerin terapide sıkça dile getirdiği bazı temalar vardır:

  • Aidiyet belirsizliği: "Burada yabancı, orada Almancı" hissi; hiçbir yerde tam olarak kabul görmediğini düşünme
  • Borçluluk duygusu: Ebeveynlerin büyük fedakârlıklar yaptığını bilmek ve bunun karşılığını "ödemek" zorunda hissetme
  • Başarı baskısı: "Biz fabrikada çalıştık, sen okuyacaksın" mesajının getirdiği yüksek beklentiler
  • Erken sorumluluk: Çocukken ebeveynlere tercümanlık yapmak, resmi yazışmaları okumak, doktora eşlik etmek
  • Duyguların konuşulmadığı aile ortamı: Zorlukların "katlanılması gereken şeyler" olarak görüldüğü, duyguların az ifade edildiği bir ailede büyümek
  • Değer çatışmaları: Eş seçimi, kariyer, yaşam tarzı ve inanç konularında aile ile toplum arasında sıkışma
  • Dil konusunda utanç: Türkçeyi "yarım" konuşmaktan ya da aksanlı konuşmaktan dolayı hem Türkiye'de hem yaşadığı ülkede utanç duyma
  • Ayrımcılık deneyimleri: Okulda, iş başvurularında ya da günlük hayatta önyargıyla karşılaşma

Bu temalar tek başına bir ruh sağlığı sorunu anlamına gelmez. Ancak uzun süre taşındıklarında kaygı, depresif duygu durum, mükemmeliyetçilik, tükenmişlik ya da ilişki sorunlarıyla birlikte görülebilirler.

Kuşaklar Arası Aktarım: Nedenler ve Kültürel Bağlam

İkinci ve üçüncü kuşağın yaşadığı zorlukların önemli bir kısmı, ailelerin göç deneyimiyle ve bu deneyimin kuşaktan kuşağa aktarılmasıyla ilgilidir.

Söylenmemiş göç öyküleri. Birinci kuşağın birçoğu, göçün getirdiği zorlukları, yalnızlığı, ayrımcılığı ve yorgunluğu çocuklarıyla pek paylaşmadı. "Biz çok çektik" cümlesi sıkça söylendi ama ayrıntılar çoğu zaman anlatılmadı. Bu sessizlik, çocukların ebeveynlerinin duygusal dünyasını anlamakta zorlanmasına yol açabildi.

Fedakârlık ve borç. Ebeveynlerin "Her şeyi sizin için yaptık" cümlesi hem sevginin hem de beklentinin ifadesidir. Bu cümle, çocuklarda derin bir minnet duygusunun yanında, kendi isteklerini önemsiz görmeye ve ailenin beklentilerini karşılayamazsa suçluluk duymaya da yol açabilir.

Koruma içgüdüsü. Yabancı bir ülkede çocuk yetiştiren ebeveynler, çocuklarını hem dış dünyadan hem de "kültürlerini kaybetmekten" korumaya çalışabilir. Bu koruma bazen sıkı kurallar ve sınırlamalar olarak yaşanır. Özellikle kız çocukları üzerinde bu baskı daha belirgin olabilir.

Ebeveynleşmiş çocuk. Dil bilmeyen ebeveynlerin yerine resmi işleri yürüten, aile içi sorunlarda arabuluculuk yapan çocuklar, yaşlarından büyük sorumluluklar üstlenir. Bu çocuklar yetişkinlikte çoğu zaman başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyan, "güçlü olmak zorunda" hisseden kişiler olabilir. Diyelim ki on yaşındayken annesinin doktor randevularında tercümanlık yapan, kira sözleşmelerini okuyan bir çocuk, bugün kırklı yaşlarında başarılı bir yönetici. İş yerinde herkesin sorununu çözen, ailede herkesin aradığı kişi o. Ancak kendi yorgunluğunu dile getirmekte, yardım istemekte ve "hayır" demekte zorlanıyor.

Duygusal ifadenin sınırlı olması. Zorluklara katlanmayı ve "şikâyet etmemeyi" bir değer olarak gören bir aile ortamında büyüyen kişiler, kendi duygularını tanımakta ve ifade etmekte zorlanabilir.

Psikolojide, çocukluk döneminde karşılanmayan temel duygusal ihtiyaçların yetişkinlikte belirli inanç kalıplarına dönüşebileceği düşünülür. "Kendi isteklerim önemsiz", "Ailemi hayal kırıklığına uğratırsam sevilmem" ya da "Kusursuz olmalıyım" gibi kalıplar, ikinci kuşakta da sık rastlanan temalardır.

Ebeveynlerinizin fedakârlığını onurlandırmak ile kendi hayatınızı yaşamak birbirinin karşıtı değildir.

İkinci Kuşak Türklerde Aile, İlişkiler ve Üçüncü Kuşak

Ebeveynlerle ilişki. İkinci kuşak yetişkinler, yaşlanan ebeveynleriyle ilişkilerinde yeni zorluklarla karşılaşabilir. Birinci kuşağın bir kısmı emeklilikte Türkiye ile yaşadığı ülke arasında gidip gelir; bir kısmı ise yalnızlık ve sağlık sorunlarıyla baş eder. Ebeveynlerin bakımı, kardeşler arasında sorumluluk paylaşımı ve "dönüş" hayalinin gerçekleşmemesinin getirdiği hüzün, aile içinde yeni gerilimlere yol açabilir.

Evlilik ve çift ilişkisi. İkinci kuşakta eş seçimi, aile ile kişisel tercih arasındaki en hassas noktalardan biridir. Türkiye'den evlilik yoluyla gelen bir eşle evlilik, aynı kültürden olsa da çok farklı deneyimlere sahip iki kişiyi bir araya getirebilir. Farklı kültürden bir partnerle evlilik ise aile ile yeni bir müzakere sürecini gerektirebilir.

Üçüncü kuşağı yetiştirmek. İkinci kuşak ebeveynler çoğu zaman şu soruyla karşı karşıyadır: "Çocuklarıma hangi değerleri aktaracağım?" Bazıları kendi çocukluklarında yaşadıkları baskıyı tekrarlamak istemez; ama köklerin de kaybolmasından endişe eder. Türkçenin korunması, dini ve kültürel ritüellerin aktarılması ve çocuğun yaşadığı ülkeye tam uyumu arasında denge kurmak, bu kuşağın önemli gündem maddelerindendir. Bu konuyu yurt dışında çocuk yetiştirmek yazımızda ayrıca ele aldık.

Üçüncü kuşağın deneyimi. Üçüncü kuşak, kökenleriyle daha uzak ama bazen daha seçici bir ilişki kurabilir. Bazı gençler Türkçeyi sınırlı konuşur ve Türkiye'yi daha çok tatil ülkesi olarak görür. Bazıları ise kimliklerini bilinçli olarak araştırır, büyükanne ve büyükbabalarının göç öykülerini merak eder. Her iki yol da meşrudur.

Kendi Yolunuzu Bulmak: Kendi Başınıza Yapabilecekleriniz

  1. Ailenizin göç öyküsünü öğrenin. Ebeveynlerinize ya da büyükanne ve büyükbabanıza göç ettikleri dönemi sorun: Neden gittiler, ilk yıllar nasıldı, neleri özlediler, neleri başardılar? Bu sorular, hem onların deneyimini anlamanızı hem de kendi hikâyenizi bir bağlama oturtmanızı sağlar. Sorarken yargılamadan, merakla dinlemeye çalışın.
  2. Minnet ve borç arasındaki farkı fark edin. Ebeveynlerinize minnet duymak, her kararınızı onların beklentilerine göre vermek zorunda olduğunuz anlamına gelmez. "Onların fedakârlığına teşekkür ediyorum ve kendi hayatımı da yaşamaya hakkım var" cümlesini kendinize hatırlatın.
  3. Kendi ihtiyaçlarınızı listeleyin. Özellikle çocukken çok sorumluluk üstlendiyseniz, kendi ihtiyaçlarınızı fark etmekte zorlanabilirsiniz. Bir hafta boyunca her gün "Bugün neye ihtiyacım vardı?" sorusunu yanıtlayın.
  4. Duygularınıza isim verin. Duyguların az konuşulduğu bir ailede büyüdüyseniz, duygularınızı tanımak ve ifade etmek pratik gerektirebilir. Bir duygu günlüğü tutmak ve gün içinde hissettiklerinizi Türkçe ya da yaşadığınız ülkenin dilinde adlandırmak bu beceriyi geliştirebilir.
  5. Sınırları nazikçe koyun. Aile ile sınır koymak, ilişkiyi koparmak değildir. "Bu konuyu sizinle konuşmak istiyorum ama kararı ben vereceğim" gibi bir cümle hem saygılı hem de net olabilir.
  6. Kimliğinizi kendi kelimelerinizle tanımlayın. "Türk", "Alman", "Hollandalı-Türk", "Avrupalı" ya da sizin için anlamlı başka bir tanım... Size dışarıdan verilen etiketler yerine, kendi seçtiğiniz kelimeleri kullanmak güç verici olabilir.
  7. Benzer deneyimleri paylaşan kişilerle bağ kurun. İkinci kuşak olarak yaşadıklarınızı anlayan arkadaşlarla konuşmak, yalnız olmadığınızı hissettirir. Benzer deneyimler yaşayan farklı göçmen topluluklarından insanlarla da ortak noktalar bulabilirsiniz.
  8. Kendi çocuklarınıza aktarmak istediklerinizi seçin. Ebeveynseniz, kendi ailenizden hangi değerleri ve gelenekleri sürdürmek, hangilerini değiştirmek istediğinizi düşünün. Bu, bilinçli bir seçimdir ve size aittir.

Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?

Aşağıdaki durumlar birkaç haftadan uzun sürüyor ve günlük hayatınızı etkiliyorsa bir uzmanla görüşmek yararlı olabilir:

  • Aile ile kimlik, değerler ya da yaşam kararları konusunda süregelen ve yıpratıcı çatışmalar
  • Sürekli suçluluk, yetersizlik ya da "asla yeterince iyi değilim" hissi
  • Mükemmeliyetçilik ve tükenmişlik belirtileri
  • Uzun süreli hüzün, keyif alamama, uyku ve iştah değişiklikleri
  • Ayrımcılık deneyimlerine bağlı kaygı, öfke ya da güvensizlik
  • İlişkilerde tekrar eden sorunlar ve yakınlık kurmakta güçlük
  • Çocuklukta yaşanan ağır deneyimlerin bugünkü hayatı etkilemesi

Acil durumlar: Kendinize zarar verme ya da yaşamınıza son verme düşünceleriniz varsa bulunduğunuz ülkenin acil numarasını arayın: AB ülkelerinde 112, ABD ve Kanada'da 911, İngiltere'de 999 veya 112, Avustralya'da 000. Online terapi acil müdahale hizmeti değildir; ağır risk durumlarında yerel acil servisler ve yerel psikiyatri hizmetleri gereklidir.

Anadilde Online Terapide Nasıl Çalışılır?

İkinci ve üçüncü kuşak Türkler için terapinin dili kendi başına anlamlı bir konudur. Bazıları ailesiyle ilgili konuları Türkçe, iş ve arkadaşlık konularını yaşadığı ülkenin dilinde konuşmayı tercih eder. Online terapi sürecinde Türkçe konuşulur; Türkçeniz günlük konuşma düzeyindeyse sade bir dil kullanılır ve anlamadığınız noktaları sormanız teşvik edilir. Ayrıntılar için yurt dışındaki Türkler için Türkçe terapi sayfasına bakabilirsiniz.

Terapide genellikle şu başlıklar ele alınır:

Aile ve göç öyküsünün anlaşılması. Ailenizin göç deneyimi, sizin çocukluğunuz ve iki kültürle tanışma biçiminiz konuşulur. Bu, bugünkü duygularınızı ve davranışlarınızı daha iyi anlamanızı sağlar.

Bilişsel davranışçı terapi (BDT) temelli çalışma. "Ailemi hayal kırıklığına uğratırsam kötü bir evladım" ya da "Burada kendimi kanıtlamak için kusursuz olmalıyım" gibi düşünceler kanıtlarıyla birlikte incelenir ve daha dengeli alternatifler geliştirilir. Kaygıyı besleyen kaçınma davranışları üzerinde çalışılır.

Şema farkındalığı. Çocukluktan gelen ve bugün hâlâ etkili olan derin inanç kalıpları (örneğin kendini feda etme, yüksek standartlar, onay arama) fark edilir ve bunların günlük hayattaki etkileri ele alınır.

İletişim ve sınır becerileri. Aile ile zor konuları konuşmak, sınır koymak ve aynı zamanda bağı korumak için somut beceriler geliştirilir.

Değerlere dayalı kararlar. Kendi değerlerinizi netleştirmek ve önemli yaşam kararlarını bu değerlere göre vermek desteklenir.

Seans saatleri saat farkına göre planlanır; ödemeler online yapılabilir ve TL fiyatlandırma ile uluslararası kartla ödeme mümkündür.

Sıkça Sorulan Sorular

İkinci kuşak Türkler neden kendini arada kalmış hisseder?

Bunun birçok nedeni olabilir: Aile ve toplumdan gelen farklı beklentiler, her iki ülkede de "yabancı" görülme deneyimi, dil konusundaki belirsizlik ve ailenin göç öyküsünün getirdiği duygusal yük. Bu his yaygındır ve zamanla daha bütünleşik bir kimlik duygusuna dönüşebilir.

Ebeveynlerimin beklentilerini karşılayamadığım için suçluluk duyuyorum, bu normal mi?

Evet, ikinci kuşakta sık görülen bir duygudur. Ebeveynlerin fedakârlığını bilmek, kişide derin bir borç hissi yaratabilir. Bu duyguyu anlamak ve minnet ile kendi hayatınızı yaşama hakkı arasında bir denge kurmak, terapide de üzerinde çalışılabilecek bir konudur.

Türkçem zayıf, yine de Türkçe terapi alabilir miyim?

Evet. Günlük konuşma düzeyinde Türkçe bilen birçok kişi terapide Türkçeyi tercih eder. Gerektiğinde bazı kavramları yaşadığınız ülkenin dilinde ifade etmeniz doğaldır. Hangi dilde daha rahat olduğunuz ilk görüşmelerde birlikte değerlendirilir.

Üçüncü kuşak çocuklarıma Türk kimliğini nasıl aktarabilirim?

Türkçe konuşmak, aile hikâyelerini anlatmak, bayramları ve gelenekleri birlikte yaşamak ve Türkiye'deki akrabalarla bağı sürdürmek önemli adımlardır. Bunu baskıyla değil, sevgi ve merakla yapmak, çocuğun köklerini kendi isteğiyle sahiplenmesini kolaylaştırır.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez. Yaşadığınız güçlükler için bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önerilir. Acil bir durumda lütfen 112'yi arayın.

Yazar

Eda Erkan Alapala

Klinik Psikolog. İstanbul Kent Üniversitesi Klinik Psikoloji Tezli Yüksek Lisans mezunu; bilişsel davranışçı terapi, çocuk merkezli oyun terapisi ve çocuk-ergen psikoterapisi alanlarında eğitimlerini tamamlamıştır.

Eğitimler