Üçtutlar Mah., Merkez / Çorum Salı - Cumartesi, 10:00 - 18:00 0545 177 01 19 eda1erkan@gmail.com TR EN

Sevdiklerini Kaybetme Korkusu: Eşime, Çocuğuma Bir Şey Olacak Endişesi

Sevdiklerini Kaybetme Korkusu: Eşime, Çocuğuma Bir Şey Olacak Endişesi

Sevdiklerini kaybetme korkusu neden olur, telefon açılmayınca neden felaket senaryosu kurarız? Nedenlerini, sevgiyle ilişkisini ve hafifletme yollarını okuyun.

Eşiniz her akşam yedi gibi evde olur. Bugün saat yedi buçuk ve hâlâ yok. Aradınız, telefon çalıyor ama açılmıyor. İkinci aramada içinizde bir şey kıpırdıyor; üçüncüsünde artık mutfakta duramıyorsunuz. Zihniniz trafik kazası haberlerini, ambulans seslerini, hastane koridorlarını sırayla önünüze seriyor. Sekize çeyrek kala kapı açılıyor: Telefonu sessizde kalmış, market kuyruğu uzunmuş. Siz rahatlıyorsunuz ama bedeniniz saatlerce titremeye devam ediyor. Sevdiklerini kaybetme korkusu, özellikle anne, baba ve eşlerin sık yaşadığı ama çoğu zaman "çok seviyorum, ondan" diye açıklanan bir kaygı biçimidir. Sevginin içinde doğal bir kırılganlık vardır; ancak bu kırılganlık hayatı yönetmeye başladığında hem kişiyi hem de sevdiklerini yorar. Bu yazıda bu korkunun nereden geldiğini ve onunla nasıl daha sakin bir ilişki kurulabileceğini ele alıyorum.

Sevdiklerini Kaybetme Korkusu Nedir?

Sevdiğimiz insanlara bir şey olmasından korkmak insan olmanın parçasıdır. Bağ kurduğumuz her ilişki, onu yitirme ihtimalini de beraberinde getirir. Bu korkunun belli bir ölçüde var olması, ilişkiye verdiğimiz değerin doğal bir yansımasıdır.

Ancak bazı kişilerde bu korku arka planda sessizce durmak yerine, gündelik hayatın merkezine yerleşir. Sevilen kişi gözden uzaklaştığı her an tehlikede gibi algılanır. Bir gecikme, açılmayan bir telefon, okuldan gelen beklenmedik bir arama, sıradan bir baş ağrısı şikâyeti, hemen bir felaket senaryosunun başlangıcına dönüşür.

Psikolojide bu deneyim farklı başlıklar altında ele alınabilir: yetişkinlerde de görülebilen ayrılık kaygısı, genel bir endişe örüntüsünün parçası olarak ortaya çıkan felaketleştirme ya da bir kayıp veya travma sonrasında gelişen yoğun tetikte olma hâli. Hangisinin söz konusu olduğunu anlamak, bir uzman değerlendirmesi gerektirir.

Bu Korkunun Belirtileri Nelerdir?

Aşağıdaki işaretler kendinizi gözlemlemenize yardımcı olabilir; ancak hiçbiri tek başına bir tanı anlamına gelmez:

  • Sevdiğiniz biri ulaşılamaz olduğunda kısa sürede yoğun bir panik hissetmek
  • Açılmayan bir telefonu art arda aramak, ortak tanıdıkları aramaya başlamak
  • Konum paylaşım uygulamalarını gün içinde defalarca kontrol etmek
  • Eşinizin ya da çocuğunuzun yolculuk, gezi ya da uzak bir yere gitme planlarına karşı çıkmak
  • Yakınlarınızın sağlığıyla ilgili küçük şikâyetleri büyütmek, sürekli doktora gitmelerini istemek
  • Gece yatarken sevdiklerinize bir şey olacağına dair görüntülerin zihninize gelmesi
  • Ölüm, kaza ve hastalık haberlerinden uzak duramamak ya da tam tersine onlardan aşırı kaçınmak
  • "Ona bir şey olursa yaşayamam" düşüncesinin sık sık aklınızdan geçmesi

Bu belirtilerin bazıları sizde varsa ve aylardır gündelik hayatınızı etkiliyorsa, yaşadığınız şeyin bir kaygı örüntüsüne dönüştüğünü düşünmek yerinde olur.

Sevdiklerini Kaybetme Korkusu Neden Olur?

Bu korkunun kökleri kişiden kişiye değişir. Çoğu zaman birkaç etken birbirini besler.

Yaşanmış kayıplar

Çocukken bir ebeveynini erken kaybetmiş, ani bir ölüme tanıklık etmiş ya da yakın zamanda bir sevdiğini yitirmiş biri için kayıp soyut bir ihtimal değil, yaşanmış bir gerçekliktir. Zihin "Bir kez oldu, yine olabilir" der ve bir daha hazırlıksız yakalanmamak için sürekli nöbet tutar. Yas süreci tamamlanmadığında, kayıp korkusu o yasın devam eden bir sesi gibi çalışabilir.

Bağlanma örüntüleri

Çocuklukta bakım verenin bazen ulaşılabilir, bazen ulaşılmaz olduğu ilişkilerde büyüyen kişiler, yetişkinlikte yakın ilişkilerde daha kaygılı bir bağlanma biçimi geliştirebilir. Bu kişiler için sevilen kişiden haber alamamak, eski bir terk edilme korkusunu canlandırır. Bu konu bağlanma stilleri yazısında ayrıntılı olarak ele alınıyor.

Toplumsal felaketler ve haber akışı

6 Şubat 2023 depremleri, Türkiye'de pek çok insanın sevdiklerine ulaşamamanın ne demek olduğunu kendi bedeninde yaşamasına neden oldu. Saatlerce ya da günlerce haber bekleyen aileler, yıkıntıların başında bekleyen yakınlar ve televizyon başında izleyen milyonlar için "Ya bir daha olursa?" sorusu çok gerçektir. Sürekli kaza, şiddet ve afet haberleriyle karşılaşmak da zihnin felaket senaryolarına malzeme bulmasını kolaylaştırır.

Ebeveyn olmak

Pek çok kişi bu korkuyu ilk kez yoğun biçimde çocuğu doğduktan sonra yaşar. Bir bebeğin tamamen size bağımlı olması, sorumluluğun ağırlığı ve sevginin yoğunluğu, zihnin tehlikeleri daha sık taramasına yol açar. Doğum sonrası dönemde bebeğin nefesini defalarca kontrol etmek, bu korkunun sık görülen bir biçimidir. Çocuk büyüdükçe korku da biçim değiştirir: okul servisi, ilk kez tek başına sokağa çıkmak, ergenlikte arkadaşlarıyla dışarıda olmak, üniversite için başka bir şehre gitmek.

Düşünce ile olay arasındaki sınırın bulanıklaşması

Gündelik dilimizde "Ağzından yel alsın", "Kötü söyleme, olur" gibi sözler sıkça kullanılır. Bu sözlerin altında, bir şeyi düşünmenin ya da söylemenin onun gerçekleşme ihtimalini artıracağına dair eski bir inanç yatar. Psikolojide düşünce-eylem kaynaşması olarak bilinen bu eğilim, kaybetme korkusunu güçlendirebilir. Kişi bir yandan felaket görüntüleriyle boğuşurken, bir yandan da "Bunu düşündüğüm için olacak" diye ikinci bir korkuya kapılır. Sevdiklerini kaybetme korkusu bu noktada yalnızca bir endişe değil, aynı zamanda bir suçluluk duygusuna da dönüşür. Oysa düşünceler olayları yaratmaz; yalnızca zihnin korkuyu nasıl işlediğini gösterir.

Kontrol edilemeyene karşı çaresizlik

Bu korkunun altında çoğu zaman "Ona bir şey olursa elimden hiçbir şey gelmez" düşüncesi yatar. Sevdiklerimizin başına gelebilecek şeylerin büyük kısmı gerçekten kontrolümüz dışındadır. Bu gerçeklikle yüzleşmek zordur; zihin bu yüzden sürekli kontrol etmeye, aramaya, uyarmaya yönelir.

Korkunun İlişkilere ve Günlük Hayata Etkisi

Kaybetme korkusu sevgiden doğar ama zamanla ilişkiyi zorlayabilir.

Eşler arasında: "Neden telefonu açmadın?", "Neden haber vermedin?" soruları sevgiyle sorulsa da karşı tarafta denetlenme ve kısıtlanma hissi yaratabilir. Eş, her gecikmede açıklama yapmak zorunda hissettiğinde ilişkide bir gerginlik başlar. Bazen eş, tartışma çıkmasın diye bazı planlarını anlatmamaya başlar; bu da kaygıyı daha da artırır.

Çocuklarla: Çocuğuna bir şey olmasından aşırı korkan ebeveyn, onu tehlikelerden korumaya çalışırken deneme ve öğrenme alanını daraltabilir. Arkadaşına gidemeyen, okul gezisine katılamayan, bisikletle mahallede dolaşamayan çocuk, dünyanın tehlikeli ve kendisinin kırılgan olduğu mesajını alabilir. Ergenlikte ise bu tutum, gencin gizlemesine ve sınırları zorlamasına yol açabilir.

Kişinin kendisi: Sürekli tetikte olmak, uykuyu, iştahı ve iş performansını etkiler. Sevdikleriyle geçirilen zaman bile korkunun gölgesinde yaşanır; birlikte olunan güzel bir an, "Ya bu son olursa?" düşüncesiyle bölünebilir.

Sevgiyi korkuyla ölçmeye başladığımızda, ikisi birbirine karışır.

Kaybetme Korkusuyla Baş Etmek İçin Neler Yapabilirsiniz?

Bu korkuyu tamamen ortadan kaldırmak gerçekçi bir hedef değildir; çünkü sevginin doğal bir parçasıdır. Amaç, korkunun hayatınızı yönetmesini engellemektir.

Bekleme süresini önceden belirleyin

Açılmayan bir telefon karşısında ne kadar beklemenin makul olduğuna kriz anında değil, sakin bir zamanda karar verin. Örneğin "Eşim bir saat içinde dönmezse ve telefonu açmazsa iş yerini ararım" gibi bir kural. Bu kural zihne bir yol haritası sunar; o süre dolmadan atacağınız her adımın korkudan geldiğini fark etmenizi sağlar.

Kontrol davranışlarını yavaş yavaş azaltın

Konum uygulamasına bakmak, art arda aramak ya da sürekli mesaj atmak kısa vadede rahatlatır ama uzun vadede korkuyu besler. Bu davranışları birden bırakmak yerine azaltın: Günde on kez yerine beş kez, sonra üç kez. Kontrol etme isteği geldiğinde on beş dakika beklemeyi deneyin ve bu süre içinde kaygınızın kendiliğinden nasıl değiştiğini gözlemleyin.

Felaket senaryosunu sonuna kadar götürmeyin, gerçekçi alternatifleri sıralayın

Telefon açılmadığında zihniniz ilk olarak en kötü ihtimali öne sürer. Bunu fark ettiğinizde, gecikmenin ya da cevapsızlığın en sık görülen nedenlerini bir kâğıda yazın: telefon sessizde, şarj bitti, toplantıda, trafikte, yanında biri var. Bu liste, zihnin tek bir senaryoya kilitlenmesini gevşetir.

Yakınlarınızla açık bir anlaşma yapın

Eşinizle ya da büyük çocuklarınızla, korkunuzu suçlamadan anlatabileceğiniz bir konuşma yapın. "Bu benim kaygım, senin sorumluluğun değil; ama uzun yola çıktığında varınca bir mesaj atarsan bana iyi gelir" gibi makul ve sınırlı bir anlaşma, hem sizi hem onları rahatlatır. Anlaşmanın sınırlı olması önemlidir; her saat başı haber vermeyi beklemek, karşı tarafı bunaltır.

Haber tüketiminizi düzenleyin

Kaza, afet ve şiddet haberlerini sürekli takip etmek, zihnin felaket senaryolarına malzeme sağlar. Haberleri belirli saatlerde ve sınırlı sürede izlemek, ayrıntılı görüntülere maruz kalmamak, sosyal medyada bu tür içerikleri sessize almak yararlı olabilir.

Korkuyu anlamlı zamana dönüştürün

"Ya onu kaybedersem?" düşüncesi geldiğinde, kendinize "Şu an buradaysa, onunla nasıl bir zaman geçirmek isterim?" diye sorun. Korkuyu şimdiki anda birlikte olmanın değerini hatırlatan bir işarete dönüştürmek, onun gücünü azaltabilir. Yaşlanan anne babası için sürekli kaygılanan biri, bu kaygıyı her gün telefonla "İlacını içtin mi?" diye sormak yerine, haftada bir onlarla oturup eski fotoğraflara bakmaya, hikâyelerini dinlemeye çevirebilir.

Ölüm ve kayıp hakkında konuşabilmek

Kayıp korkusu çoğu zaman konuşulmadan büyür. Güvendiğiniz biriyle ölüm, kayıp ve yas üzerine açıkça konuşabilmek, bu konuların zihinde taşıdığı dehşeti hafifletebilir. Ölümle ilgili kaygılarınız daha genelse ölüm kaygısı yazısı da size yol gösterebilir.

Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?

Sevdiklerimiz için endişelenmek doğaldır. Ancak şu durumlarda bir ruh sağlığı uzmanından destek almak yararlı olabilir:

  • Korku günlük hayatınızın büyük bir kısmını kaplıyor, işinizi ya da uykunuzu bozuyorsa
  • Sevdiklerinizin gezilerini, yolculuklarını ya da bağımsızlıklarını belirgin biçimde kısıtlıyorsanız
  • Korku nedeniyle ilişkilerinizde sık tartışmalar yaşanıyorsa
  • Kontrol davranışları saatlerinizi alıyorsa
  • Bir kayıp ya da travmatik olayın ardından korku giderek ağırlaşıyorsa
  • Korkuya panik atak, uykusuzluk ya da çökkün ruh hâli eşlik ediyorsa

Kendinize zarar verme ya da yaşamınızı sonlandırma düşünceleri yaşıyorsanız bu bir acil durumdur; vakit kaybetmeden 112'yi arayın. Belirtilerin ilaç tedavisi gerektirip gerektirmediği bir psikiyatri hekimi tarafından değerlendirilebilir. Sevgiyi korkudan ayırmayı öğrenmek, kaygı ve panik alanındaki psikoterapi çalışmalarının da bir parçasıdır.

Terapide Kaybetme Korkusu Nasıl Ele Alınır?

Terapide ilk adım, korkunun hikâyesini anlamaktır: Ne zaman başladı, hangi durumlarda artıyor, geçmişte yaşanmış kayıplar ya da ayrılıklar var mı?

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), felaket senaryolarını tetikleyen durumları, otomatik düşünceleri ve bunlara eşlik eden kontrol davranışlarını birlikte haritalamaya yardımcı olur. "Telefonu açmıyorsa kesin bir şey oldu" gibi düşünceler, gerçek hayattaki kanıtlarla sınanır. Kontrol ve güvence arama davranışları, kişinin dayanabileceği adımlarla azaltılır. Böylece kişi, kontrol etmeden de kaygının geçebildiğini deneyimler.

Belirsizliğe tahammül üzerine yapılan çalışmalar da önemlidir. Sevdiklerimizin her an güvende olduğunu bilmek mümkün değildir; terapide kişinin bu belirsizlikle yaşayabilme kapasitesi adım adım güçlendirilir.

Yas ve kayıp çalışması, korkunun altında tamamlanmamış bir yas varsa sürecin merkezine yerleşir. Kaybedilen kişiyle ilgili duyguların konuşulabilmesi, bugünkü kayıp korkusunu hafifletebilir.

Şema odaklı bakış, "terk edilme" ya da "zarar görebilirlik" gibi erken dönemde oluşmuş temel inançların bugünkü korkuyu nasıl beslediğini anlamaya yardımcı olur. Bu inançların kökenini görmek, kişinin kendine ve korkusuna daha şefkatli yaklaşmasını kolaylaştırır.

Sıkça Sorulan Sorular

Çocuğuma bir şey olacak korkusu nasıl geçer?

Bu korku tamamen kaybolmaz ama yoğunluğu azaltılabilir. Kontrol davranışlarını adım adım azaltmak, çocuğa yaşına uygun bağımsızlık alanları tanımak ve felaket senaryolarını gerçekçi alternatiflerle dengelemek yardımcı olur. Korku çocuğun gelişimini kısıtlayacak düzeydeyse bir uzmandan destek almak yerinde olur.

Bir kayıp yaşadıktan sonra bu korkunun artması normal mi?

Evet, bir sevdiğini kaybettikten sonra diğer yakınlarına bir şey olmasından korkmak oldukça yaygındır. Zihin, kaybın yeniden yaşanmasını önlemek için tetikte kalır. Bu korku aylar geçtikçe hafiflemiyor ya da günlük hayatı belirgin biçimde zorlaştırıyorsa, yas sürecinde destek almak faydalı olabilir.

Eşim bu korkumdan bunaldı, ne yapmalıyım?

Önce korkunuzun sizin yaşadığınız bir kaygı olduğunu ve eşinizin davranışlarının sorumluluğunda olmadığını kabul etmek önemlidir. Eşinizle sakin bir zamanda konuşup sınırlı ve makul bir haberleşme anlaşması yapabilirsiniz. Kaygı ilişkinizi zorlamaya devam ediyorsa bireysel ya da çift olarak destek almak düşünülebilir.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez. Yaşadığınız güçlükler için bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önerilir. Acil bir durumda lütfen 112'yi arayın.

Yazar

Eda Erkan Alapala

Klinik Psikolog. İstanbul Kent Üniversitesi Klinik Psikoloji Tezli Yüksek Lisans mezunu; bilişsel davranışçı terapi, çocuk merkezli oyun terapisi ve çocuk-ergen psikoterapisi alanlarında eğitimlerini tamamlamıştır.

Eğitimler