Varoluşçu terapi nedir, kimlere iyi gelir? Ölüm, özgürlük, yalnızlık ve anlam sorularının terapide nasıl ele alındığını ve günlük hayata yansımasını okuyun.
Bazı sıkıntıların belirgin bir adı yoktur. Ne tam olarak depresyon, ne kaygı bozukluğu, ne de bir ilişki sorunu. Daha çok sabah aynada kendinize bakarken beliren bir soru gibidir: "Ben bu hayatı gerçekten seçtim mi?" Ya da bir yakınınızın ani kaybından sonra yerleşen tuhaf bir boşluk: "Madem her şey bir gün bitecek, bu koşturmanın anlamı ne?" Varoluşçu terapi, tam da bu tür sorularla çalışmayı amaçlayan bir psikoterapi yaklaşımıdır. Bu yazıda varoluşçu yaklaşımın hangi düşüncelere dayandığını, terapide ele aldığı dört temel konuyu, bir seansın nasıl ilerlediğini ve anlam arayışının ne zaman profesyonel destek gerektiren bir sıkıntıya dönüşebileceğini anlatıyoruz.
Varoluşçu Terapi Nedir?
Varoluşçu terapi, insanın sıkıntılarını yalnızca bir bozukluğun belirtileri olarak değil, insan olmanın kaçınılmaz gerçekleriyle karşılaşmasının sonucu olarak da ele alan bir psikoterapi yaklaşımıdır. Kökleri Kierkegaard, Nietzsche, Heidegger ve Sartre gibi düşünürlerin felsefesine uzanır. Psikoterapiye taşınmasında ise Ludwig Binswanger, Rollo May, Viktor Frankl ve Irvin Yalom gibi isimler belirleyici olmuştur.
Bu yaklaşımın en çok bilinen örneklerinden biri, Frankl'ın geliştirdiği logoterapidir. Frankl, toplama kampı deneyimlerinden yola çıkarak, insanın en ağır koşullarda bile bu koşullara karşı takınacağı tutumu seçme özgürlüğünü koruduğunu ve anlam bulmanın dayanma gücünü artırdığını savunmuştur. Yalom ise varoluşçu düşünceyi gündelik klinik pratiğe çeviren kitaplarıyla bu yaklaşımı geniş kitlelere tanıtmıştır.
Varoluşçu yaklaşım, belirli bir teknikler paketinden çok bir bakış açısıdır. Terapist danışanı "düzeltilmesi gereken bir sorun" olarak değil, kendi hayatının anlamını kurmaya çalışan bir insan olarak görür. Bu nedenle pek çok terapist, bilişsel davranışçı, psikodinamik ya da insancıl yaklaşımlarla çalışırken varoluşçu temalara da yer verir.
Varoluşçu Terapinin Ele Aldığı Dört Temel Soru
Yalom, insanın er ya da geç yüzleştiği dört temel varoluşsal gerçekten söz eder. Bunlar, varoluşçu terapinin üzerinde durduğu ana temalardır.
Ölüm
Her insan bir gün öleceğini bilir; ama çoğumuz bu bilgiyi gündelik hayatta bir kenara iteriz. Ağır bir hastalık, bir yakının kaybı ya da bir afet, bu bilgiyi aniden önümüze koyar. 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından pek çok kişinin "Eşyalar, birikimler, planlar bir gecede anlamını yitirebiliyor" duygusunu yaşaması bunun yakın bir örneğidir. Varoluşçu bakış, ölüm farkındalığının yalnızca korku değil, hayatı daha bilinçli yaşamak için bir uyarıcı da olabileceğini savunur. Bu konuda daha fazla bilgi için ölüm kaygısı yazımızı okuyabilirsiniz.
Özgürlük ve sorumluluk
Varoluşçu düşünceye göre insan, hayatının yazarıdır; seçimlerinin sorumluluğu ona aittir. Bu fikir hem özgürleştirici hem de ürkütücüdür. Çünkü "Başka çarem yoktu" demek, bazen "Bunu ben seçtim" demekten çok daha rahatlatıcıdır. Varoluşçu terapi, kişinin sorumluluktan kaçtığı noktaları nazikçe görünür kılar; aynı zamanda gerçek kısıtları, yani ekonomik koşulları, aile yükümlülüklerini ve toplumsal baskıları da göz ardı etmez.
Türkiye'de bu tema çoğu zaman özel bir biçim alır. Meslek, evlilik, yaşanacak şehir gibi büyük kararların önemli bir kısmı ailenin beklentileriyle, "elalem ne der" kaygısıyla ya da "kısmet böyleymiş" anlayışıyla birlikte verilir. Varoluşçu terapi bu kültürel bağları küçümsemez; aileye bağlılık da bir değer olabilir. Ama kişinin, kendi hayatına dair kararlarda ne kadar söz sahibi olduğunu, nerede gerçekten seçim yaptığını ve nerede seçimden kaçtığını fark etmesine yardım eder. Bazen değişen şey kararın kendisi değil, kişinin o karara sahip çıkmasıdır.
Varoluşsal yalnızlık
Ne kadar yakın ilişkilerimiz olursa olsun, kimse dünyayı tam olarak bizim gözümüzden göremez; doğarken ve ölürken bir anlamda yalnızızdır. Bu, gündelik yalnızlık hissinden farklı, daha temel bir yalnızlıktır. İnsanlar bazen bu yalnızlıktan kaçmak için ilişkilerde kendilerini kaybeder, birine tutunur ya da sürekli kalabalık arar. Varoluşçu terapi, bu yalnızlığı kabul ederken başkalarıyla daha gerçek bağlar kurmanın yollarını araştırır.
Anlamsızlık
Evrende hazır bir anlam bulunmuyorsa, anlamı kim, nasıl kuracak? Varoluşçu yaklaşım, anlamın bulunmaktan çok yaratıldığını; bir işe, bir ilişkiye, bir değere bağlılıkla ortaya çıktığını savunur. Anlamsızlık hissi çoğu zaman "yanlış hayatı yaşıyorum" sezgisinin bir işaretidir.
Varoluşçu terapide soru "Bu duygudan nasıl kurtulurum?" değil, "Bu duygu bana nasıl yaşadığım hakkında ne söylüyor?" sorusudur.
Bir Seansta Neler Olur? Tekniklerden Çok Bir Tutum
Varoluşçu terapinin standart bir protokolü yoktur. Yine de seanslarda öne çıkan bazı özellikler vardır.
Şimdi ve burada ilişki: Terapist danışanla gerçek, içten bir ilişki kurmaya önem verir. Seansta yaşanan duygular, örneğin danışanın terapiste karşı mesafeli davranması ya da hep onaylanmayı beklemesi, dışarıdaki ilişkilerinin bir yansıması olarak konuşulabilir.
Fenomenolojik dinleme: Terapist, danışanın deneyimini kendi kuramına göre hemen yorumlamak yerine, onun dünyayı nasıl yaşadığını olduğu gibi anlamaya çalışır. "Size göre başarısızlık ne demek?" gibi sorular, sözcüklerin kişiye özgü anlamlarını ortaya çıkarır.
Seçimleri görünür kılmak: "Mecburum" denilen durumlar incelenir. Diyelim ki üç yıldır KPSS'ye hazırlanan bir genç, her sınavdan önce derin bir isteksizlik yaşıyor. Konuşmalar ilerledikçe, memuriyetin aslında annesiyle babasının "güvenceli iş" hayali olduğu, kendisinin ise bu yolu hiç gerçekten seçmediği ortaya çıkıyor. Terapist ona bir karar dayatmaz; ama "Bu yolda kalırsan da, değiştirirsen de, seçen sen olacaksın" gerçeğini birlikte görmelerine yardım eder.
Sınır durumlarını konuşmak: Hastalık, kayıp, emeklilik, boşanma, çocukların evden ayrılması gibi dönüm noktaları, varoluşsal soruların en yoğun hissedildiği zamanlardır. Bu dönemler terapide yalnızca kriz olarak değil, hayatı yeniden düşünme fırsatı olarak da ele alınır.
Bu Yaklaşım Kimlere İyi Gelebilir?
Varoluşçu bakış, belirli bir tanıya özgü değildir; daha çok belirli yaşam dönemlerinde ve belirli türden sorularla gelen kişiler için anlamlı olabilir:
- Başarılı görünen ama içten içe boş hissettiren bir hayat sürdüğünü düşünenler
- Ağır bir hastalık tanısı almış ya da bir yakınının hastalığıyla yüzleşen kişiler
- Bir kayıp, boşanma, emeklilik ya da göç gibi büyük bir geçiş yaşayanlar
- Önemli bir kararın eşiğinde, seçimin ağırlığı altında donup kalanlar
- Daha önce belirtiye odaklı bir terapi almış, belirtileri azalmış ama "Şimdi ne için yaşıyorum?" sorusu açıkta kalmış olanlar
Öte yandan yoğun panik atakları, belirgin takıntılar ya da ağır depresyon gibi durumlarda, önce bu belirtilere yönelik yapılandırılmış yöntemlerin devreye girmesi gerekebilir. Varoluşsal sorular bu çalışmanın içinde ya da ardından da ele alınabilir.
Varoluşsal Sıkıntı ile Depresyon Arasındaki Fark
Anlam arayışı yaşayan herkes depresyonda değildir; ancak ikisi bazen iç içe geçebilir. Ayrımı yapmak, doğru desteğe ulaşmak açısından önemlidir.
Varoluşsal sıkıntıda kişi çoğu zaman günlük işlerini sürdürebilir, uyku ve iştah büyük ölçüde korunur, sorular ağır ama düşünsel bir merakla birlikte gelir. Kişi "Bu hayatın anlamı ne?" diye sorarken bir yandan da cevabı aramaya devam eder.
Depresyonda ise çökkün ruh hali, ilgi ve zevk kaybı, enerji düşüklüğü, uyku ve iştah değişiklikleri, değersizlik ve suçluluk duyguları gibi belirtiler haftalarca sürer. Sorular merakla değil, umutsuzlukla sorulur: "Hiçbir şeyin anlamı yok, hiçbir şey değişmeyecek."
İkisinin bir arada bulunması da mümkündür. Bu ayrım tek başına bir tanı aracı değildir; ancak sıkıntınızın hangi yöne ağırlık verdiğini düşünmenize yardımcı olabilir. Eğer anlamsızlık hissi sizi giderek içine çekiyorsa, hayatın anlamı yok düşüncesiyle baş etmeyi anlattığımız yazı da yararlı olabilir.
Gündelik Hayatta Varoluşsal Sorularla Çalışmak
Varoluşçu düşünce yalnızca terapi odasında değil, gündelik hayatta da bir pusula olabilir. Aşağıdaki çalışmaları kendi temponuzda deneyebilirsiniz:
- Yaşlılığınızdaki sizden bir mektup: Kendinizi hayatınızın sonuna yakın hayal edin ve bugünkü size bir mektup yazın. Neyi daha çok yapmanızı, neyi bırakmanızı isterdi? Bu çalışma ürkütücü değil, çoğu zaman netleştiricidir. Mektubu yazdıktan sonra birkaç gün bekleyip yeniden okumak, ilk anda gözden kaçan cümleleri fark etmenizi sağlar.
- "Mecburum" listesi: Bir hafta boyunca "zorundayım" dediğiniz şeyleri not edin. Sonra her birinin yanına şunu yazın: "Bunu seçiyorum, çünkü..." Bazı maddeler gerçekten bir değeri yansıtır, bazıları ise sorgulanmamış bir alışkanlıktır.
- Anlam kaynaklarını haritalamak: Frankl'a göre anlam üç yoldan gelir: bir şey yaratmak ya da bir işe emek vermek, birini sevmek ya da bir deneyimin içinde olmak ve değiştiremediğimiz acıya karşı bir tutum almak. Hayatınızda bu üç alanın her birinde neler var?
- Yalnız kalabilmek: Telefonsuz, müziksiz, birkaç dakikalık sessiz yürüyüşler yapın. İçinizde yükselen düşünceleri hemen bastırmadan dinleyin. Kalabalığa sürekli kaçışın neyi örttüğünü fark etmek önemli bir adımdır.
- Küçük bir sorumluluk almak: Uzun zamandır ertelediğiniz, değer verdiğiniz bir konuda küçük ama gerçek bir adım atın. Anlam, çoğu zaman düşünerek değil, yaparak belirginleşir.
Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?
Anlam ve varoluş üzerine düşünmek sağlıklı bir insan deneyimidir. Ancak aşağıdaki durumlarda bir uzmanla görüşmek önemlidir:
- Anlamsızlık hissi haftalardır sürüyor ve işinizi, ilişkilerinizi, öz bakımınızı belirgin biçimde etkiliyorsa
- Bir kayıp, hastalık ya da afet sonrasında hayata yeniden bağlanmakta zorlanıyorsanız
- Ölüm düşüncesi gün içinde sık sık zihninizi meşgul ediyor ve kaygıya yol açıyorsa
- Uyku, iştah ve enerji düzeninizde belirgin değişiklikler varsa
- "Yaşamasam da olur" ya da kendinize zarar verme düşünceleri aklınızdan geçiyorsa
Son madde sizin için geçerliyse bu düşünceleri kendinize saklamayın; güvendiğiniz biriyle ve bir ruh sağlığı uzmanıyla en kısa sürede konuşun. Acil durumlarda 112'yi arayın.
Terapide Anlam ve Değer Soruları Nasıl Ele Alınır?
Varoluşçu terapi ayrı bir ekol olarak bu alanda eğitim almış terapistlerce uygulanır. Klinik Psikolog Eda Erkan Alapala ise Kognitif ve Davranışçı Terapiler Derneği'nde EABCT standartlarında dört yıllık Bilişsel Davranışçı Terapi eğitimi almış bir klinik psikologdur ve bu çerçevede çalışmaktadır. Bununla birlikte anlam, değerler ve sorumluluk soruları, bilişsel davranışçı geleneğin içinde de önemli bir yer tutar. Özellikle üçüncü dalga yaklaşımlar arasında yer alan kabul ve kararlılık terapisi, kişinin neye değer verdiğini netleştirmeyi ve zor duygular varken bile bu değerler doğrultusunda adım atmayı merkeze alır; bu yönüyle varoluşçu düşünceyle güçlü bir akrabalık taşır.
Anlamsızlık hissi depresif belirtilerle birlikte seyrediyorsa, depresyon ve duygu durumu alanındaki çalışmalarda hem belirtiler hem de kişinin hayatına yön veren değerler birlikte ele alınabilir. Görüşmeler Çorum'da yüz yüze ya da online yürütülebilir.
Pratikte bu, örneğin şöyle görünebilir: Uzun süredir isteksizlik yaşayan biriyle önce uyku, hareket ve günlük düzen gibi belirtileri hafifletecek adımlar planlanır. Ardından ya da bununla eş zamanlı olarak, kişinin hayatının hangi alanlarında kendine yabancılaştığı, eskiden neye değer verdiği ve bugün küçük de olsa hangi adımla o değere yeniden yaklaşabileceği konuşulur. Böylece anlam sorusu soyut bir tartışma olarak kalmaz, haftalık hayatın içine yerleşir.
Sıkça Sorulan Sorular
Varoluşçu terapi dine ya da inançlara karşı mıdır?
Hayır. Varoluşçu düşünürler arasında hem inançlı hem de inançsız isimler vardır. Terapide amaç kişiye bir dünya görüşü dayatmak değil, kendi inanç ve değerleri içinde anlamı nasıl kurduğunu birlikte keşfetmektir. Kişinin inancı, anlam kaynaklarından biri olarak saygıyla ele alınır.
Varoluşçu terapi felsefe bilmeyi gerektirir mi?
Gerektirmez. Seanslarda felsefi kavramlar tartışılmaz; kişinin kendi hayatından, seçimlerinden ve duygularından konuşulur. Felsefi kökenler terapistin bakış açısını besler, danışandan böyle bir bilgi beklenmez.
Bu yaklaşım hangi yaş gruplarına uygundur?
Çoğunlukla yetişkinlerle çalışılır; özellikle otuzlu yaşlardaki yön arayışı, orta yaş dönemi, emeklilik ve yaşlılık gibi geçiş dönemlerinde varoluşsal sorular belirginleşir. Ergenlerin kimlik ve anlam arayışında da bu bakış açısından yararlanılabilir.
Varoluşçu terapi kısa süreli olabilir mi?
Belirli bir yaşam olayına, örneğin bir kayba ya da önemli bir karara odaklanan çalışmalar birkaç aylık bir süreye sığabilir. Daha geniş bir yaşam sorgulaması ise genellikle daha uzun zaman ister. Süre, kişinin ihtiyacına göre birlikte belirlenir.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez. Yaşadığınız güçlükler için bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önerilir. Acil bir durumda lütfen 112'yi arayın.