Üçtutlar Mah., Merkez / Çorum Salı - Cumartesi, 10:00 - 18:00 0545 177 01 19 eda1erkan@gmail.com TR EN

Gevher Nesibe Darüşşifası: Kayseri'de 800 Yıllık Bir Şifahane ve Ruh Sağlığı Tarihi

Gevher Nesibe Darüşşifası: Kayseri'de 800 Yıllık Bir Şifahane ve Ruh Sağlığı Tarihi

Gevher Nesibe Darüşşifası ne zaman, kim tarafından kuruldu? Kayseri'deki Çifte Medrese'nin tarihini, anlatılan müzik hikâyelerini ve bilinenleri okuyun.

Kayseri'nin merkezinde, yan yana duran iki taş yapıdan oluşan bir külliye var: Halk arasında Çifte Medrese diye bilinen bu yapının bir kanadı, Anadolu'daki erken dönem hastane yapılarından biri olarak anılan Gevher Nesibe Darüşşifası'dır. Bugün Selçuklu Uygarlığı Müzesi olarak ziyaret edilen yapı, tıp tarihine ilgi duyanlar kadar ruh sağlığının geçmişini merak edenlerin de uğrak noktası. Bu yazıda gevher nesibe darüşşifası hakkında kaynaklarla doğrulanmış bilgileri, popüler anlatılarda dolaşan ama teyit edilemeyen iddiaları ve bu tarihin bugünün ruh sağlığı anlayışına ne söylediğini birlikte ele alıyoruz. Amacımız bir müze rehberi yazmak değil; geçmişte "akıl ve ruh" sorunlarıyla nasıl ilgilenildiğini sakin ve dürüst bir gözle anlamak.

Gevher Nesibe Darüşşifası Nedir?

Darüşşifa, Arapça kökenli bir sözcük olup kabaca "şifa evi" anlamına gelir. Aynı kurum tipi için "bimaristan", "bimarhane" ya da "şifahane" adları da kullanılmıştır. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde bu kurumlar genellikle bir vakıf eliyle kurulur, hastalara ücretsiz hizmet verir ve masrafları vakfın gelirleriyle karşılanırdı. Yani bugünkü anlamda bir devlet hastanesinden çok, hayırseverlik geleneğinin bir parçası olarak düşünülmeleri gerekir.

Kayseri'deki yapı, kaynaklara göre 1206 yılında Selçuklu Sultanı I. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından, kız kardeşi Gevher Nesibe Sultan'ın vasiyeti üzerine yaptırılmıştır. Külliye iki bölümden oluşur: Bir tarafta hastane (darüşşifa), diğer tarafta tıp eğitiminin verildiği düşünülen medrese bulunur. "Çifte Medrese" adı da bu ikili yapıdan gelir. Yapı Selçuklu ve ardından Osmanlı döneminde sağlık ve eğitim kurumu olarak kullanılmış, günümüzde ise Selçuklu Uygarlığı Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.

Darüşşifa kavramının genel tarihini, Selçuklu ve Osmanlı'daki diğer örneklerle birlikte darüşşifa nedir başlıklı yazımızda ayrıca anlatıyoruz. Burada odağımız, Kayseri'deki bu yapının kendisi.

Bir Vasiyetten Doğan Hastane: Kuruluş Hikâyesi

Gevher Nesibe Darüşşifası'nın kuruluşunda bir kadının adının bulunması, tıp tarihi açısından dikkat çekici bir ayrıntıdır. Selçuklu ve Osmanlı dünyasında hanedan kadınlarının cami, medrese, çeşme ve darüşşifa gibi hayır kurumları yaptırması ya da bu kurumlara adını vermesi alışılmadık değildir. Örneğin Sivas'taki Divriği Darüşşifası da 1228'de Mengücekli Behram Şah'ın kızı Turan Melek adına yapılmıştır; Manisa'daki darüşşifa ise Ayşe Hafsa Sultan'ın başlattığı külliyeye eklenmiştir.

Kayseri örneğinde vasiyetin içeriğine ve Gevher Nesibe Sultan'ın hayatına dair halk arasında farklı hikâyeler anlatılır. Ancak bu hikâyelerin ayrıntıları için güvenilir birincil kaynak bulmak güçtür. Bu nedenle bizim söyleyebileceğimiz şudur: Yapı, Sultan'ın vasiyeti doğrultusunda kardeşi tarafından yaptırılmış ve onun adını taşımaktadır. Gerisi, kuşaktan kuşağa aktarılan anlatılar düzeyinde kalır.

Bu ayrımı yapmak önemsiz bir titizlik gibi görünebilir. Oysa tarihî yapılar hakkında internette dolaşan pek çok bilgi, zamanla süslenerek kesinmiş gibi aktarılır. Ruh sağlığı tarihi söz konusu olduğunda bu süslemeler özellikle "müzikle tedavi" konusunda yoğunlaşır.

Gevher Nesibe Darüşşifası'nda Müzikle Tedavi Yapıldı mı?

Kayseri'yi ziyaret edenlerin en sık duyduğu anlatılardan biri, darüşşifada ruhsal sıkıntı yaşayan hastaların müzikle tedavi edildiği ve bazı odalarda özel bir "müzik sistemi" bulunduğudur. Bu iddialar özellikle haber sitelerinde ve gezi yazılarında sıkça tekrarlanır.

Bu konuda dürüst olmak gerekiyor: Kayseri'deki yapıda müzikle tedavi yapıldığına ya da odalarda müzik için özel bir düzenek bulunduğuna dair iddialar, bu yazının dayandığı araştırmada akademik kaynaklarla doğrulanamamıştır. Yani "öyle anlatılır" denebilir; ama "kesin olarak böyleydi" denemez.

Buna karşılık Osmanlı döneminin başka bir kurumu için daha sağlam bir kayıt vardır. Edirne'deki II. Bayezid Darüşşifası'nda akıl hastalarına haftada üç gün bir saz takımının musiki icra ettiğini Evliya Çelebi Seyahatname'sinde anlatır. Yani darüşşifa geleneği içinde musikinin bir bakım unsuru olarak kullanıldığı biliniyor; ancak bunun her darüşşifa için, özellikle de 13. yüzyıl Kayseri'si için aynı biçimde geçerli olduğunu varsaymak doğru olmaz.

Tarihî kayıtları okurken şu soruyu sormak işe yarar: Bu bilgi kimin anlatımına dayanıyor ve o kişi olayı görmüş mü? Bir yapının 800 yıl sonra müzeye dönüştürülmüş hâlini gezerken duyduğumuz her hikâye, aynı ağırlıkta bir kanıt değildir.

Dönemin Tıbbı: Mizaç, Unsurlar ve Musiki Fikri

Selçuklu ve Osmanlı hekimliği büyük ölçüde Hipokrat ve Galen'den gelen, İslam dünyasındaki hekim-filozoflarca geliştirilen dört hılt (kan, balgam, sarı safra, kara safra) ve mizaç kuramına dayanıyordu. Bu kurama göre sağlık, bedendeki bu sıvıların dengesiyle ilgiliydi; hastalık ise dengenin bozulmasıydı. Ruhsal sıkıntılar da bu çerçevede, örneğin kara safranın fazlalığıyla açıklanabiliyordu.

Musikinin insana etkisi üzerine düşünceler de bu dünyada gelişti. Kindî udun dört telini dört unsur, mevsimler ve gök cisimleriyle ilişkilendiren bir müzik kuramı yazdı. Fârâbî, musikinin insan ruhunu etkilediğini savunan düşünürler arasında sayılır. İbn Sînâ ise Kitâbü'ş-Şifâ'nın bir bölümünü musikiye ayırarak onu sesleri ve aralarındaki süreleri inceleyen matematiksel bir ilim olarak tanımladı. Sonraki yüzyıllarda bazı risalelerde belirli makamların belirli hastalıklara ya da ruh hâllerine iyi geldiği yazıldı.

Bu düşünce dünyası tarihsel olarak çok zengindir. Ancak iki noktayı birbirinden ayırmak gerekir:

  • Tarihsel inanç: Dönemin hekimleri ve düşünürleri müziğin ruhu ve bedeni etkilediğine inanıyor, bunu kendi kuramlarıyla açıklıyordu.
  • Bugünkü kanıt: Dört hılt kuramı modern tıpta terk edilmiştir; "şu makam şu hastalığa iyi gelir" türü eşleştirmeler bilimsel olarak test edilmemiş ve kaynaktan kaynağa çelişen listelerdir.

Makamlarla hastalıkları eşleştiren listelerin nereden geldiğini ve neden bugün tedavi önerisi olarak kullanılamayacağını makamların insana etkisi yazımızda ayrıntılı olarak tartışıyoruz.

Geçmişin şifahanelerini anlamak için onları bugünün hastanelerine benzetmek de, efsaneyle süslemek de yanıltıcıdır; en sağlıklı yol, ne bildiğimizi ve ne bilmediğimizi açıkça ayırmaktır.

Bugün Gevher Nesibe Darüşşifası'nı Gezerken Nelere Dikkat Edilebilir?

Selçuklu Uygarlığı Müzesi'ni ziyaret etmeyi düşünüyorsanız, gezinizi daha anlamlı kılabilecek birkaç öneri paylaşmak isteriz. Bunlar bir müze rehberi niteliğinde değil; daha çok yapıya "ruh sağlığı tarihi" penceresinden bakmanıza yardımcı olacak sorular.

  1. Yapının ikili düzenine bakın. Hastane ile eğitim kurumunun yan yana olması, dönemin bilgi aktarımı hakkında ne düşündürüyor? Tıp, kitaptan olduğu kadar hastanın yanında da öğreniliyordu.
  2. Vakıf fikrini düşünün. Ücretsiz bakım, hayırseverlik ve toplumsal sorumluluk kavramları bugün hâlâ tartıştığımız konular. Ruhsal sıkıntı yaşayan birinin topluluk tarafından nasıl karşılandığı, kurumun varlık nedenine dair ipucu verir.
  3. Anlatılanları not edin, sonra sorgulayın. Rehberlerin ya da tabelaların aktardığı bilgileri kaynağıyla birlikte düşünün. "Bu bilgi bir belgeye mi dayanıyor, yoksa sonradan mı anlatılmış?" sorusu tarih okumayı keyifli bir dedektiflik çalışmasına dönüştürür.
  4. Mekânın atmosferine kendiniz dikkat edin. Taş duvarlar, avlu, ışığın düşüşü... Bir mekânın insanda uyandırdığı his gerçektir; ama bu hissin "iyileştirici" olduğu iddiası ayrı bir şeydir ve kanıt gerektirir.

Kayseri'ye bayram tatilinde akraba ziyareti için gidenler, okul gezisiyle gelen öğrenciler ya da şehri ilk kez görenler için bu yapı, kentin tarihine farklı bir açıdan bakma fırsatı sunuyor.

Geçmişten Bugüne Ruh Sağlığı Anlayışı Nasıl Değişti?

Darüşşifalar, ruhsal sıkıntı yaşayan insanların bir kurum içinde bakımının düşünüldüğü erken örneklerdir. Bu, kendi çağı için önemli bir adımdır. Ancak bugünün ruh sağlığı anlayışı birçok açıdan çok farklıdır.

Tanı ve değerlendirme

Geçmişte ruhsal sorunlar mizaç dengesizliği gibi genel kuramlarla açıklanırken bugün değerlendirme, kişinin öyküsü, belirtileri, yaşam koşulları ve gerektiğinde standart ölçme araçlarıyla çok yönlü yapılır. Ruhsal belirtilerin bedensel bir hastalıktan kaynaklanıp kaynaklanmadığı da hekim değerlendirmesiyle araştırılır.

Kanıta dayalı yaklaşımlar

Bugün psikoterapi yöntemleri araştırmalarla sınanır. Bilişsel davranışçı terapi gibi yaklaşımlar pek çok sorun için kontrollü çalışmalarla değerlendirilmiştir. Müzik ve sanat temelli yöntemler de araştırılmaktadır; örneğin Cochrane derlemeleri, müzik terapisinin olağan tedaviye eklendiğinde depresif belirtilerde kısa vadede azalma sağlayabileceğini, ancak kanıtın düşük-orta kesinlikte olduğunu belirtir. Yani müzik ve sanat bugün de ruh sağlığı alanında yer alıyor; ama tedavinin yerine geçen bir "reçete" olarak değil, destekleyici bir unsur olarak.

Mahremiyet ve haklar

Geçmişin kurumlarında kişinin rızası, gizliliği ve hakları bugünkü anlamıyla tanımlanmış değildi. Bugün ise danışanın onamı, gizliliği ve kendi sürecine katılımı ruh sağlığı hizmetinin temel taşlarıdır.

Toplumun bakışı ve damgalanma

Ruhsal sıkıntı yaşayan kişiye toplumun nasıl baktığı da yüzyıllar içinde değişti, ama bu değişim henüz tamamlanmış değil. Bugün hâlâ "psikoloğa gitmek" konusu bazı ailelerde fısıltıyla konuşuluyor; komşu ya da akraba ne der kaygısı, yardım istemeyi geciktirebiliyor. Oysa geçmişin vakıf kurucuları, ruhsal sıkıntıyı toplumun ilgilenmesi gereken bir mesele olarak görmüş ve buna kalıcı taş yapılar ayırmıştı. Bu bakış açısı, bugün damgalanmayla mücadele ederken de hatırlanmaya değer: Ruhsal zorlanma bir utanç konusu değil, bakım ve anlayış gerektiren bir insanlık hâlidir. Kendi ailenizde ya da çevrenizde bu konuda konuşmanın zor olduğunu fark ediyorsanız, küçük bir adımla, örneğin bir yakınınızla yaşadığınız zorluğu paylaşarak başlamak bile önemli bir değişimin parçası olabilir.

Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?

Tarih okumak, insanın kendi hayatına dair de düşünmesine yol açabilir. Darüşşifaların hikâyesi bize, ruhsal sıkıntının her çağda var olduğunu ve insanların buna bir karşılık aramaya çalıştığını hatırlatıyor. Bugün bu karşılık çok daha erişilebilir.

Aşağıdaki durumlardan biri ya da birkaçı birkaç haftadır sürüyorsa bir ruh sağlığı uzmanıyla görüşmeyi düşünebilirsiniz:

  • Uzun süredir devam eden çökkünlük, isteksizlik ya da hiçbir şeyden keyif alamama
  • Günlük işlerinizi yapmanızı zorlaştıran kaygı, huzursuzluk ya da panik hissi
  • Uyku ve iştahta belirgin değişiklikler
  • İlişkilerinizde, işinizde ya da okulunuzda belirgin bir zorlanma
  • Yaşadığınız bir kayıp ya da sarsıcı olay sonrasında toparlanamama hissi

Bu belirtiler tek başına bir tanı anlamına gelmez; ama dikkate alınmayı hak eder. Hangi durumda psikoloğa, hangi durumda psikiyatriye başvurulacağı konusunda kararsızsanız bir hekimle ya da bir ruh sağlığı uzmanıyla ön görüşme yapmak yol gösterebilir. Kendinize ya da bir başkasına zarar verme düşünceleriniz varsa vakit kaybetmeden 112'yi arayın.

Terapide Sanat ve Müzik Bugün Nasıl Ele Alınır?

Darüşşifa geleneğinde musikinin bir bakım unsuru olarak anılması, bugün yaratıcı yöntemlere duyulan ilgiyle ilginç bir süreklilik oluşturuyor. Günümüzde psikolojik destek sürecinde resim, müzik, yazı ya da oyun gibi yaratıcı araçlardan, kişinin ihtiyacına göre yararlanılabilir. Örneğin sözcüklerle anlatmakta zorlanılan bir duygu, bir çizimle ya da bir şarkı üzerinden konuşulmaya başlanabilir. Müziğin bugün bu alanda nasıl kullanıldığını müzik terapisi yazımızda ayrıca anlattık.

Bu araçlar, bireysel terapi sürecinde konuşmayı destekleyen birer kapı işlevi görebilir. Ancak burada temel çerçeve, kanıta dayalı bir psikoterapi yaklaşımı ve danışanla kurulan güvenli ilişkidir. Bir şarkı dinlemek ya da resim yapmak, kendi başına bir tedavi değildir; ama doğru bir çerçevede kişinin kendini anlamasına katkı sunabilir.

Yaratıcı yöntemler kullanılırken birkaç ilke gözetilir:

  • Ortaya çıkan ürünün yorumu danışana aittir; anlam birlikte keşfedilir, dışarıdan dayatılmaz.
  • Üretilen resim ya da yazı gizlilik kapsamındadır; saklanması ya da paylaşılması danışanın iznine bağlıdır.
  • Gerektiğinde psikiyatri hekimi değerlendirmesi ve tıbbi tedavi süreçle birlikte yürütülür.

Sıkça Sorulan Sorular

Gevher Nesibe Darüşşifası ne zaman ve kim tarafından yapıldı?

Yapı, 1206 yılında Selçuklu Sultanı I. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından, kız kardeşi Gevher Nesibe Sultan'ın vasiyeti üzerine yaptırılmıştır. Hastane ve medreseden oluştuğu için Çifte Medrese olarak da bilinir.

Çifte Medrese bugün ne olarak kullanılıyor?

Selçuklu ve Osmanlı döneminde sağlık ve eğitim kurumu olarak kullanılan yapı, bugün Selçuklu Uygarlığı Müzesi olarak ziyarete açıktır. Ziyaret saatleri ve güncel bilgiler için müzenin kendi duyurularına bakmanız önerilir.

Kayseri'deki darüşşifada hastalar müzikle mi tedavi ediliyordu?

Bu yaygın bir anlatıdır, ancak Kayseri'deki yapı için akademik kaynaklarla doğrulanmış değildir. Musikinin darüşşifalarda kullanıldığına dair daha sağlam kayıt, Evliya Çelebi'nin Edirne'deki II. Bayezid Darüşşifası için yaptığı anlatımdır.

Makam müziği bugün ruhsal sorunlara iyi gelir mi?

Müzik dinlemek pek çok kişide ruh hâlini olumlu etkileyebilir. Ancak belirli makamların belirli hastalıkları tedavi ettiği fikri tarihsel bir inançtır ve bilimsel olarak desteklenmemektedir. Süren ruhsal sıkıntılar için bir uzmana başvurmak daha doğru bir adımdır.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez. Yaşadığınız güçlükler için bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önerilir. Acil bir durumda lütfen 112'yi arayın.

Yazar

Eda Erkan Alapala

Klinik Psikolog. İstanbul Kent Üniversitesi Klinik Psikoloji Tezli Yüksek Lisans mezunu; bilişsel davranışçı terapi, çocuk merkezli oyun terapisi ve çocuk-ergen psikoterapisi alanlarında eğitimlerini tamamlamıştır.

Eğitimler
Okumaya devam edin

İlgili makaleler