Üçtutlar Mah., Merkez / Çorum Salı - Cumartesi, 10:00 - 18:00 0545 177 01 19 eda1erkan@gmail.com TR EN

Psikanaliz Nedir? Divan, Serbest Çağrışım ve Günümüzdeki Yeri

Psikanaliz Nedir? Divan, Serbest Çağrışım ve Günümüzdeki Yeri

Psikanaliz nedir, divanda gerçekten ne olur? Serbest çağrışımı, seans sıklığını, yöntemin eleştirilerini ve uzun süreli analizin kimlere uygun olduğunu okuyun.

Filmlerde hep aynı sahne vardır: Biri koyu renk bir divana uzanmış, arkasında not defteriyle oturan sakallı bir adam "Peki bu size neyi hatırlatıyor?" diye soruyor. Bu görüntü o kadar yaygın ki, pek çok kişi psikoloğa gitmenin de böyle bir şey olduğunu düşünüyor. Oysa divan, ruh sağlığı alanındaki pek çok yöntemden yalnızca birine, psikanalize aittir. Peki psikanaliz nedir, bir seansta gerçekte neler olur, Freud'un yüzyıl önce ortaya koyduğu fikirler bugün hâlâ geçerli mi? Bu yazıda psikanalizi hem bir kuram hem de bir tedavi yöntemi olarak ele alıyor; divanın, serbest çağrışımın ve seans sıklığının mantığını, yönteme yöneltilen eleştirileri ve uzun süreli bir analizi düşünenlerin kendine sorması gereken soruları anlatıyoruz.

Psikanaliz Nedir?

Psikanaliz, 19. yüzyılın sonlarında Viyana'da nörolog Sigmund Freud tarafından geliştirilen ve üç anlamda kullanılan bir kavramdır:

  1. Bir zihin kuramı: İnsan davranışının önemli bir kısmının farkındalığın dışındaki istekler, korkular ve çatışmalar tarafından yönlendirildiğini öne süren bir bakış açısı.
  2. Bir araştırma yöntemi: Kişinin aklına gelenleri sansürsüz anlatması yoluyla bu farkında olunmayan süreçlerin incelenmesi.
  3. Bir tedavi biçimi: Bu inceleme sayesinde kişinin kendini daha iyi tanıması ve sıkıntılarının kaynağıyla yüzleşmesi amacıyla uzun süre, sık aralıklarla yürütülen bir çalışma.

Freud'un hastalarından biri bu çalışmaya "konuşma tedavisi" adını vermişti. Bu ifade psikanalizin özünü hâlâ iyi anlatır: Sıkıntıların kaynağına, onlar hakkında özgürce konuşarak ulaşılabileceği düşüncesi. Bugün kullandığımız pek çok psikoterapi yöntemi, ister onu sürdürsün ister ona karşı çıksın, bu fikirle bir ilişki içinde gelişmiştir.

Psikanalizin Temel Fikirleri

Psikanalitik kuram yüz yılı aşkın bir sürede çok farklı yönlere evrildi; ancak bazı temel fikirler hemen hemen tüm akımlarda ortaktır.

Zihnin görünmeyen bölümü

Freud, zihni bir buzdağına benzetir: Görünen kısım, o an farkında olduğumuz düşünce ve duygulardır; çok daha büyük olan su altındaki kısım ise farkında olmadığımız anılar, istekler ve korkulardan oluşur. Psikanaliz bu görünmeyen bölümün dil sürçmeleri, rüyalar, unutmalar ve tekrar eden davranışlar yoluyla kendini gösterdiğini savunur.

İç çatışma

Freud'a göre zihin, birbirine karşıt güçlerin karşılaştığı bir alandır. Basitleştirerek söylersek: Bir yanımız istediğini hemen ister, bir yanımız aile ve toplumdan içselleştirdiğimiz kurallarla onu yasaklar, bir başka yanımız ise bu ikisi arasında gerçek dünyanın koşullarına uygun bir yol bulmaya çalışır. Bu yapı, Freud'un terminolojisinde "id", "süperego" ve "ego" olarak adlandırılır. Pek çok psikolojik sıkıntı, bu güçler arasındaki çatışmanın çözülemediği noktalarda ortaya çıkar.

Savunmalar ve semptomlar

Zihin, dayanılmaz bulduğu duyguları bastırma, yer değiştirme, yansıtma gibi savunmalarla uzak tutar. Psikanalitik bakışa göre kaygı, takıntılar ya da açıklanamayan bedensel yakınmalar gibi belirtiler, çoğu zaman bu çatışmaların ve savunmaların bir uzlaşma biçimi olarak ortaya çıkar. Belirti hem bir sıkıntıdır hem de kendi dilinde bir şey anlatır.

Divan, Serbest Çağrışım ve Seansın Düzeni

Psikanalizi diğer terapilerden ayıran en belirgin özellikler, seansın nasıl kurulduğuyla ilgilidir.

Divan: Danışan, psikanaliz dilinde "analizan", divana uzanır; analist genellikle onun arkasında, görüş alanının dışında oturur. Bunun amacı danışanı rahatsız etmek değil, yüz yüze konuşmanın getirdiği karşılıklı tepkileri azaltmaktır. Karşınızdaki kişinin yüz ifadesini izlemediğinizde, onu memnun etme ya da onaylanma kaygısı geri çekilir ve iç dünyanıza daha fazla dikkat verebilirsiniz.

Serbest çağrışım: Psikanalizin temel kuralı, aklınıza gelen her şeyi, saçma, utandırıcı ya da konuyla ilgisiz görünse bile, ayıklamadan söylemektir. Bu kulağa kolay gelir ama pratikte oldukça zordur. Çoğumuz konuşmadan önce düşüncelerimizi düzenlemeye, mantıklı bir hikâye kurmaya alışkınızdır. Serbest çağrışımda değerli olan tam da bu düzenin dışında kalan, "Bunu söylemesem mi?" dediğimiz kısımlardır.

Analistin tutumu: Analist çoğunlukla az konuşur, öğüt vermez, kendinden söz etmez. Dinler, zaman zaman yorum yapar, danışanın anlattıkları arasındaki bağlantıları ve tekrar eden temaları gösterir. Bu tutum, danışanın analiste yönelttiği duyguların, yani aktarımın, daha açık biçimde ortaya çıkmasına alan açar.

Sıklık ve süre: Klasik psikanalizde seanslar haftada üç ile beş kez yapılır ve analiz birkaç yıl sürebilir. Bu yoğunluk, çalışmanın gündelik hayatın akışıyla kopmadan, sürekli bir iç süreç olarak yaşanmasını amaçlar. Uzun süreli terapiler hakkında genel bilgi için terapi ne kadar sürer yazımıza göz atabilirsiniz.

Rüyalar: Freud rüyaları "bilinçdışına giden kral yolu" olarak tanımlamıştı. Psikanalizde rüyalar, rüya tabirlerindeki gibi sabit sembol sözlükleriyle değil, rüyayı gören kişinin o rüyayla ilgili çağrışımlarıyla anlaşılmaya çalışılır. Aynı yılan imgesi bir kişi için çocukluktaki bir köy evini, bir başkası için iş yerindeki güvenilmez bir arkadaşı çağrıştırabilir. Konuyu rüya analizi yazımızda ayrıca ele alıyoruz.

Psikanalizde önemli olan anlatılan hikâyenin kendisi kadar, hikâyenin nerede durduğu, neyin atlandığı ve hangi sözcükte sesin titrediğidir.

Freud'dan Bugüne: Psikanalizin Dönüşümü

Psikanaliz Freud'la başladı ama onunla sınırlı kalmadı. Freud'un çevresinden ayrılan Carl Gustav Jung ve Alfred Adler kendi okullarını kurdu. Daha sonra Melanie Klein ve Donald Winnicott, bebeğin anneyle kurduğu ilk ilişkilerin iç dünyayı nasıl biçimlendirdiğini inceleyen nesne ilişkileri kuramını geliştirdi. Ego psikolojisi, benlik psikolojisi, Jacques Lacan'ın dil merkezli yaklaşımı ve ilişkisel psikanaliz bu çeşitliliğin diğer örnekleridir.

Bu dönüşümün belki de en önemli sonucu, analistin "her şeyi bilen, yorumlarını yukarıdan veren" figürden, danışanla birlikte anlam arayan bir ortağa doğru evrilmesidir. Günümüzde pek çok analist, klasik divan düzeninin yanı sıra yüz yüze ve daha az sıklıkta yapılan psikanalitik psikoterapiler de yürütür. Psikanalizden türeyen bu daha esnek çalışma biçimini psikodinamik terapi nedir yazımızda ayrıntılı olarak anlattık.

Türkiye'de de Freud'un kitapları uzun yıllardır en çok okunan psikoloji kitapları arasında yer alır ve psikanalitik eğitim veren, uluslararası kuruluşlarla bağlantılı dernekler bulunur. Ancak psikanalitik çalışan uzmanlar daha çok büyük şehirlerde yoğunlaşır. Bu nedenle küçük şehirlerde yaşayanlar için yüz yüze analiz her zaman ulaşılabilir değildir; bazı analistler çevrim içi çalışmayı da kabul etmektedir.

Günümüzde Psikanaliz Nedir, Kimler İçin Uygundur?

Bugün psikanaliz, hızlı belirti giderimi arayan kişiler için öncelikli bir seçenek olarak görülmez. Daha çok, kendini derinlemesine tanımak ve hayatı boyunca tekrar eden kalıpları köklü biçimde anlamak isteyenlere yönelik bir yolculuktur.

Diyelim ki kırklı yaşlarında, dışarıdan bakıldığında her şeyi yolunda bir mimar var: işi iyi, ailesi var, sağlığı yerinde. Ama içinde sürekli bir eksiklik hissi, kimseye tam olarak yakınlaşamama ve her başarının ardından gelen tuhaf bir boşluk duygusu taşıyor. Belirli bir krizi yok; sadece "Ben kimim ve neden böyle yaşıyorum?" sorusuyla ilgilenmek istiyor. Bu kişi için uzun süreli bir analiz anlamlı bir seçenek olabilir.

Psikanalizi düşünürken gerçekçi olarak şu koşulları değerlendirmek gerekir:

  • Zaman: Haftada birkaç seans ve birkaç yıla yayılan bir süreç.
  • Maddi olanaklar: Uzun süreli ve sık seanslar ciddi bir bütçe gerektirir; hayat pahalılığı döneminde bu, pek çok kişi için belirleyici bir faktördür.
  • Görece istikrarlı bir yaşam: Analiz, akut bir kriz ya da çok yoğun belirtiler sırasında başlamak için çoğu zaman uygun değildir. Önce bu belirtilerin yatışması gerekebilir.
  • Merak ve sabır: Hemen yanıt almak yerine soruların içinde kalabilmek.

Başlamadan önce kendinize sorabileceğiniz sorular

"Psikanaliz nedir" sorusunun kişisel karşılığını bulmak için şu sorular üzerinde biraz düşünmek yararlı olabilir:

  • Terapiden şu an en çok ne istiyorum: belirli bir sıkıntının hafiflemesi mi, yoksa kendimi daha geniş bir çerçevede anlamak mı?
  • Hemen somut öneriler almadığımda nasıl hissederim? Belirsizlik beni meraklandırır mı, yoksa çaresiz mi bırakır?
  • Önümüzdeki birkaç yıl için hayatımda düzenli seanslara yer açabilir miyim? İş değişikliği, taşınma ya da bebek gibi büyük planlarım var mı?
  • Daha önce kısa süreli bir terapi denedim mi? Neyi yararlı buldum, neyi eksik hissettim?

Bu soruların doğru ya da yanlış bir cevabı yok. Ancak verdiğiniz yanıtlar, analistle ya da başka bir terapistle yapacağınız ilk görüşmede beklentilerinizi daha açık konuşmanızı sağlar.

Ağır depresyon, yoğun panik atakları, intihar düşünceleri ya da gerçeklikle bağın zayıfladığı durumlarda, öncelikle daha yapılandırılmış ve destekleyici yaklaşımlar ile gerektiğinde psikiyatri hekimi değerlendirmesi önerilir.

Psikanalize Yöneltilen Eleştiriler ve Bilimsel Tartışma

Psikanaliz, psikoloji tarihinde en çok tartışılan yaklaşımlardan biridir ve bu tartışmayı bilmek, bilinçli bir seçim yapmanıza yardımcı olur.

  • Sınanabilirlik: Freud'un pek çok kavramı, deneysel olarak doğrulanması ya da yanlışlanması zor biçimde formüle edilmiştir. Bu durum, yöntemi bilimsel psikolojiden uzaklaştıran temel eleştirilerden biridir.
  • Araştırma güçlüğü: Klasik, yıllar süren analizleri kontrollü araştırmalarla incelemek oldukça zordur. Daha kısa ve odaklı psikodinamik terapiler için kanıtlar daha fazladır.
  • Kültürel ve tarihsel sınırlar: Freud'un bazı fikirleri, yaşadığı dönemin Viyana burjuvazisinin değerlerini yansıtır ve bugün psikanalistlerin önemli bir kısmı tarafından da revize edilmiştir.
  • Erişilebilirlik: Uzun süre ve yüksek maliyet, yöntemi toplumun yalnızca belirli kesimleri için ulaşılabilir kılar.

Öte yandan psikanalizin bıraktığı miras inkâr edilemez: bilinçdışı süreçlerin varlığı, savunma mekanizmaları, erken ilişkilerin önemi ve terapist ile danışan arasındaki ilişkinin kendisinin bir değişim aracı olabileceği fikri, bugün farklı ekollerden pek çok terapistin şu ya da bu biçimde kabul ettiği düşüncelerdir.

Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?

Psikanalize ilgi duymak ile acil bir psikolojik desteğe ihtiyaç duymak farklı şeylerdir. Aşağıdaki durumlarda, hangi yöntemle olacağına bakmaksızın, beklemeden bir uzmana başvurmanız önemlidir:

  • Haftalardır süren ve günlük işlerinizi aksatan bir çökkünlük ya da kaygı yaşıyorsanız
  • Uyku, iştah ve enerjinizde belirgin bozulmalar varsa
  • Yoğun panik atakları ya da kontrol edemediğiniz takıntılar hayatınızı daraltıyorsa
  • Kendinize zarar verme ya da yaşamınıza son verme düşünceleri aklınızdan geçiyorsa

Son madde söz konusu olduğunda bir an önce bir ruh sağlığı uzmanına ya da psikiyatri hekimine başvurun; acil durumlarda 112'yi arayın.

Psikanaliz düşünüyorsanız, ilk görüşmelerde analiste hangi kurumda eğitim aldığını, kendisinin de bir eğitim analizinden geçip geçmediğini, seans sıklığının ve sürecin nasıl planlandığını sormanız son derece yerindedir.

Terapide İç Dünyanın Keşfi Nasıl Ele Alınır?

Psikanaliz, uzun ve yoğun bir eğitim gerektiren, ayrı bir uzmanlık alanıdır. Klinik Psikolog Eda Erkan Alapala psikanaliz uygulamaz; Kognitif ve Davranışçı Terapiler Derneği'nde EABCT standartlarında dört yıllık Bilişsel Davranışçı Terapi eğitimini tamamlamış ve bu çerçevede çalışmaktadır. Bilişsel davranışçı yaklaşım ve şema odaklı çalışmalar da kişinin farkında olmadan sürdürdüğü inançları, otomatik düşünceleri ve çocukluktan gelen kalıpları ele alır; ancak bunu daha yapılandırılmış, hedefleri açıkça konuşulan ve süresi önceden değerlendirilen bir süreçle yapar.

Bireysel terapi sürecinde ilk görüşmelerde sizin için neyin önemli olduğu, beklentileriniz ve olanaklarınız birlikte değerlendirilir. Sizin için uzun süreli psikanalitik bir çalışmanın daha uygun olduğu düşünülürse, bu da açıkça konuşulur.

Sıkça Sorulan Sorular

Psikanalizde divana uzanmak zorunlu mu?

Klasik psikanalizde divan kullanımı yöntemin bir parçasıdır; ancak analist genellikle bunu ilk görüşmelerden sonra önerir ve danışanın hazır olup olmadığını dikkate alır. Yüz yüze yürütülen psikanalitik psikoterapilerde divan kullanılmaz.

Psikanaliz rüyalarımı yorumlayıp bana anlamını söyler mi?

Hayır, en azından bir rüya tabiri kitabı gibi değil. Analist rüyanın hazır bir anlamını vermez; sizin rüyayla ilgili aklınıza gelenleri dinleyerek rüyanın sizin için ne taşıdığını birlikte anlamaya çalışır.

Psikanaliz ile psikolog görüşmesi arasında ne fark var?

Her psikolog psikanaliz yapmaz. Psikanalist olmak için psikoloji ya da psikiyatri eğitiminin ardından yıllar süren özel bir eğitim, kişinin kendi analizini yapması ve süpervizyon gerekir. Bir psikologla yapılan terapi görüşmesi bilişsel davranışçı, sistemik ya da başka bir yaklaşıma dayanıyor olabilir.

Psikanaliz bitince ne olur?

Analizin sonu genellikle önceden konuşulur ve zamana yayılarak planlanır. Amaç her sorunun ortadan kalkması değil, kişinin kendini anlama ve zorluklarla baş etme kapasitesinin, analist olmadan da sürdürülebilecek ölçüde gelişmesidir.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez. Yaşadığınız güçlükler için bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önerilir. Acil bir durumda lütfen 112'yi arayın.

Yazar

Eda Erkan Alapala

Klinik Psikolog. İstanbul Kent Üniversitesi Klinik Psikoloji Tezli Yüksek Lisans mezunu; bilişsel davranışçı terapi, çocuk merkezli oyun terapisi ve çocuk-ergen psikoterapisi alanlarında eğitimlerini tamamlamıştır.

Eğitimler