Üçtutlar Mah., Merkez / Çorum Salı - Cumartesi, 10:00 - 18:00 0545 177 01 19 eda1erkan@gmail.com TR EN

Terapide Ağlamak Normal mi? Gözyaşının Seanstaki Yeri

Terapide Ağlamak Normal mi? Gözyaşının Seanstaki Yeri

Terapide ağlamak normal mi, terapist ne düşünür, hiç ağlayamamak sorun mu? Gözyaşının seanstaki anlamını ve utancı azaltmanın yollarını okuyun.

Seansın ortasında boğazınız düğümlenir, gözleriniz dolar ve kendinizi tutmaya çalışırken ilk gözyaşı yanağınıza iner. Hemen ardından bir özür gelir: "Pardon, ne oldu bana bilmiyorum." Terapide ağlamak, danışanların en sık utandığı anlardan biridir; oysa terapistin gözünden bakıldığında çoğu zaman en anlamlı anlardan biridir. Kimi danışan ilk seansta ağlamaktan korktuğu için terapiyi aylarca erteler, kimi seanstan çıktıktan sonra "Yine ağladım, çok zayıf görünmüşümdür" diye kendine kızar. Kimisi ise hiç ağlayamadığı için bir şeylerin yanlış gittiğinden şüphelenir. Bu yazıda seansta gözyaşının neden geldiğini, terapistin bu anlara nasıl baktığını, ağlamanın iyileşmeyle ilişkisini, ağlayamamanın ne anlama gelebileceğini ve bu konuda yaşadığınız utançla nasıl baş edebileceğinizi konuşuyoruz.

Terapide Ağlamak Normal mi?

Kısa cevap: Evet, son derece normaldir. Terapi odası, gündelik hayatta bastırılan duyguların yüzeye çıkabildiği nadir yerlerden biridir. Orada sizi dinleyen biri vardır; acele ettiren, konuyu değiştiren ya da "Hadi üzme kendini" diyen kimse yoktur. Bu güvenli ortamda uzun süredir taşıdığınız bir yükün dökülmesi oldukça doğaldır.

Terapistler için danışanın ağlaması şaşırtıcı ya da rahatsız edici bir durum değildir. Çoğu terapi odasında bir peçete kutusunun durması da tesadüf değildir; gözyaşı, odanın olağan misafirlerinden biridir. Kimi danışan ilk seansta, kimi aylar sonra, kimi neredeyse her seansta ağlar. Bunların hiçbiri "doğru" ya da "yanlış" bir terapi süreci anlamına gelmez.

Burada bir ayrımı yapmakta yarar var: Terapide ağlamak normaldir, ama zorunlu değildir. Gözyaşı, terapinin işe yaradığının bir kanıtı olarak aranmaz. Hiç ağlamadan derin bir değişim yaşayan danışanlar da vardır.

Seansta Neden Ağlarız?

Gözyaşının arkasında tek bir duygu yoktur. Seansta ağlamaya yol açan durumlar oldukça çeşitlidir ve her biri farklı bir şey anlatır.

Uzun süre bastırılan bir duygunun açığa çıkması

Gündelik hayatta güçlü durmak zorunda olan, evde herkesin dayandığı, işte sorun çıkarmayan kişi olmak yorucudur. Diyelim ki yıllardır yaşlı annesine bakan, bir yandan çocuklarını büyüten, bir yandan da çalışan biri, terapist "Peki sizinle kim ilgileniyor?" diye sorduğunda kendini tutamıyor. Gözyaşı, o soruyu ilk kez birinin sormuş olmasına verilen bir tepkidir.

Anlaşılmış hissetmek

Şaşırtıcı biçimde, insanlar bazen acı bir anı anlatırken değil, anlaşıldıklarında ağlar. Terapistin yansıttığı bir cümle, "Bu kadar yalnız kalmış olmanız çok zor olmalı" gibi, yıllardır kimsenin görmediği bir yeri görür ve gözyaşı gelir.

Yas ve kayıp

Bir yakının kaybı, biten bir ilişki, yaşanamamış bir çocukluk, gerçekleşmemiş hayaller. Yas, terapide en çok gözyaşı getiren temalardan biridir. 6 Şubat 2023 depremlerinden sonra pek çok kişi, o günlerde ağlamaya fırsat bulamadığını, ancak aylar sonra güvenli bir yerde bunu yaşayabildiğini fark etti.

Öfke ve çaresizlik

Ağlamak her zaman üzüntüden kaynaklanmaz. Kimi insan öfkelendiğinde ağlar ve bu onu daha da öfkelendirir, çünkü ağlamasının "zayıflık" olarak algılanacağından korkar. Haksızlığa uğramışlık, kontrolü kaybetmişlik de gözyaşı olarak ortaya çıkabilir.

Beklenmedik bir nezaket

Kimi zaman gözyaşını büyük bir anı değil, küçük bir jest tetikler. Seansa birkaç dakika geç kalıp nefes nefese gelen biri, terapist "Acele etmeyin, önce bir oturun" dediğinde ağlamaya başlayabilir. Bunun nedeni o cümlenin kendisi değil, kişinin hayatında böyle bir yumuşaklığa ne kadar az rastladığıdır. Sert ve talepkâr bir dünyada beklenmedik bir şefkat, uzun süredir kapalı tutulan kapıyı aralayabilir. Bu tür anlar, kişinin kendine ne kadar acımasız davrandığını fark etmesi için de önemli bir başlangıç olabilir.

Rahatlama

Bazen gözyaşı bir şeyin bittiği, bir yükün indiği anda gelir. Uzun süredir saklanan bir sırrı söyledikten sonra ya da bir karar netleştiğinde ağlamak, bedenin gevşemesinin bir parçası olabilir.

Gözyaşı Terapide Neye Hizmet Eder?

Ağlamanın kendiliğinden iyileştirici olduğu yaygın bir inanıştır: "Ağla, rahatlarsın." Gerçek biraz daha karmaşıktır. Ağlamak kimi zaman rahatlama getirir, kimi zaman getirmez. Terapide gözyaşını değerli kılan, ağlamanın kendisinden çok, ağlarken yanınızda biri olması ve o anın birlikte anlamlandırılmasıdır.

Terapide gözyaşının birkaç önemli işlevi vardır:

  • Bir duyguya ulaşıldığını gösterir. Konuşmanın zihinsel düzeyden duygusal düzeye indiği anlar, çoğu zaman değişimin başladığı anlardır.
  • Önemli bir konuya işaret eder. Hangi cümlede, hangi anıda gözlerinizin dolduğu, sizin için neyin önemli olduğuna dair değerli bir ipucudur.
  • Yeni bir deneyim sunar. Pek çok insan çocukken ağladığında azarlanmış, alay edilmiş ya da yalnız bırakılmıştır. Terapide ağlayıp yargılanmamak, bu eski öğrenmeye karşı yeni ve düzeltici bir deneyimdir.
  • İlişkiyi derinleştirir. Kırılgan bir anınızı biriyle paylaşmak ve bunun karşılığında şefkat görmek, terapötik ilişkiyi güçlendirir.

Gözyaşının iyileştirici yanı, dökülmesinden çok, döküldüğünde yanınızda kalan birinin varlığındadır.

Süreç İlerledikçe Terapide Ağlamak Nasıl Değişir?

Gözyaşının seanslardaki yeri, terapinin farklı aşamalarında değişebilir. Bu değişimi fark etmek, kendi sürecinizi anlamanıza da yardım eder.

İlk görüşmelerde ağlamak çoğu zaman birikmiş bir yükün boşalmasıdır. Uzun süredir kimseye anlatılmayan bir hikâye ilk kez söze dökülürken gözyaşı da onunla birlikte gelir. Bu dönemde danışan genellikle ağladığı için en çok özür dileyen dönemi yaşar.

Terapi ilerledikçe ağlamanın niteliği değişebilir. Daha az utanç, daha fazla izin içerir. Kişi gözyaşını bastırmak yerine onunla kalmayı, hatta neden geldiğini merak etmeyi öğrenir. Bazen de ağlamak azalır; bu, duyguların yok olduğu anlamına değil, artık daha düzenli ve daha az taşkın bir biçimde yaşanabildiği anlamına gelir.

Sürecin sonlarına doğru ise gözyaşı bazen bambaşka bir yerden gelir: Geride bırakılanın farkına varmaktan, kendine duyulan şefkatten ya da vedalaşmanın hüznünden. Aynı kişi, ilk seansta utançla sildiği gözyaşını son seansta bir gülümsemeyle karşılayabilir. Bu dönüşüm, terapinin sessiz kazanımlarından biridir.

Terapide Ağlamaktan Neden Utanırız?

Ağlamanın bu kadar doğal olmasına rağmen seansta ağlayan çoğu kişi utanır. Bu utancın kökleri genellikle çocukluğa ve kültüre uzanır.

"Ağlama, büyük kız oldun" ve "Erkek adam ağlamaz"

Türkiye'de pek çok çocuk, ağladığında susturulmuştur. Kız çocuklarına "Büyüdün artık, ayıp", erkek çocuklarına "Erkek adam ağlamaz" denir. Bu cümleler yetişkinlikte de kulakta yankılanır. Özellikle erkekler için terapide ağlamak, yalnızca bir duygu değil, yıllardır öğrenilmiş bir kuralı çiğnemek gibi hissettirebilir. Erkeklerin yardım isterken yaşadığı bu çekinceyi erkek psikoloğa gider mi yazısında ayrıca ele alıyorum.

Kontrolü kaybetme korkusu

"Bir kere başlarsam duramam" korkusu yaygındır. Oysa gözyaşı dalga gibidir: Yükselir, doruğa ulaşır ve kendiliğinden azalır. Terapist bu dalganın içinde sizi bırakmaz, gerektiğinde kendinizi toparlamanıza yardım eder.

Yük olma kaygısı

Kimi danışan ağladığında terapisti zor durumda bıraktığını, onu üzdüğünü düşünür. Bu düşünce, genellikle başkalarının duygularını kendi duygularının önüne koymayı öğrenmiş kişilerde görülür. Terapistin işi tam da bu duyguları karşılamaktır; ağlamanız onun için bir yük değil, sizi daha iyi anlamasının bir yoludur.

Ağlamanın yeri ve zamanı

Kültürümüzde ağlamanın kabul gördüğü yerler bellidir: taziye evleri, cenazeler, ayrılık anları. Bunların dışında, özellikle bir yabancının karşısında ağlamak "yersiz" bulunabilir. Terapi odası, bu kurala istisna olan bir yer olarak düşünülebilir. Hatta ilginç bir çelişki de vardır: Bir cenazede saatlerce ağlayabilen biri, aynı acıyı bir psikoloğun karşısında anlatırken gözyaşını "ayıp" bulabilir. Bunun nedeni çoğu zaman ağlamanın kendisi değil, kimin önünde ve hangi gerekçeyle ağlandığına dair yazılı olmayan kurallardır. Bu kuralları fark etmek, onlardan biraz olsun özgürleşmenin ilk adımıdır.

Ağlayamıyorsanız Bu Bir Sorun mu?

Terapide hiç ağlamayan danışanlar da bazen kaygılanır: "Herkes ağlıyor, ben neden ağlayamıyorum? Duygusuz muyum?" Ağlayamamak tek başına bir sorun işareti değildir. Kimi insan duygularını gözyaşıyla değil, sessizlikle, bedendeki bir gerginlikle ya da sözle ifade eder.

Bununla birlikte, ağlayamamanın bazı durumlarda üzerinde düşünülmeye değer bir anlamı olabilir:

  • Uzun süredir hiçbir şey hissetmediğinizi, içinizin boşaldığını düşünüyorsanız. Bu, depresyonda görülebilen bir duygusal donukluk olabilir.
  • Ağlamak istediğiniz hâlde gözyaşının "takılıp kaldığını" hissediyorsanız.
  • Duygularınızı tanımakta ve adlandırmakta genel olarak zorlanıyorsanız.
  • Ağır bir kayıp ya da travma sonrasında hiçbir tepki veremediğinizi fark ediyorsanız.

Diyelim ki babasının cenazesinden bu yana, yani yıllardır hiç ağlamamış bir adam terapiye geliyor. Kayıptan söz ederken sesi sakin, cümleleri düzenli; yalnızca elleri sürekli dizini ovuşturuyor. Burada terapistin dikkatini çeken şey gözyaşının yokluğu değil, duygunun bedende nereye saklandığıdır. Belki de o adam, cenaze günü ailenin "dimdik duran" kişisi olmak zorunda kalmış, ağlamayı ertelemiş ve sonra bir türlü sırası gelmemiştir. Terapide bu ertelenmiş yasın kendine bir yol bulması zaman alabilir ve bu yol her zaman gözyaşından geçmeyebilir; bazen bir mektup, bazen mezarlık ziyareti, bazen de yalnızca o günü ayrıntısıyla anlatabilmek olur.

Bu durumlarda amaç sizi ağlatmak değildir. Terapide amaç, duygularınızla daha esnek bir ilişki kurmanıza yardımcı olmaktır. Gözyaşı bu sürecin doğal bir sonucu olarak gelirse gelir; gelmezse de başka yollarla duygunun ifade edilmesi mümkündür.

Seansta Ağladığınızda Neler Yapabilirsiniz?

Terapide ağlamak sizin için zorsa, şu küçük adımlar o anı daha kolay taşımanıza yardım edebilir:

  1. Özür dilemeyi bırakmayı deneyin. "Pardon" demek bir alışkanlıktır. Bir dahaki sefere özür yerine "Bu konu beni çok etkiliyor" demeyi deneyebilirsiniz.
  2. Nefesinizi fark edin. Gözyaşını tutmaya çalışmak nefesi keser ve boğazı sıkar. Yavaş bir nefes almak, duygunun akmasına izin verir.
  3. Konuşmak zorunda değilsiniz. Ağlarken bir süre sessiz kalabilirsiniz. Terapist bu sessizliğe alan tanır.
  4. Ne hissettiğinizi sonra konuşun. Ağlama geçtikten sonra "Az önce ne oldu?" diye birlikte bakmak, o anı anlamlı bir deneyime dönüştürür.
  5. Utancınızı da söyleyin. "Ağladığım için kendimi aptal gibi hissediyorum" demek, utancı dışarı çıkarmanın ve onun da konuşulabilir olduğunu görmenin yoludur.
  6. Seans sonrasına zaman bırakın. Yoğun bir seansın ardından hemen bir toplantıya girmek yerine, mümkünse kısa bir yürüyüş yapın, yüzünüzü yıkayın, bir bardak su için.

Seanstan sonra kendinizi yorgun ya da ağır hissetmeniz de bu sürecin bir parçası olabilir. Bunun ne anlama geldiğini terapiden sonra kötü hissetmek yazısında ayrıntılı olarak bulabilirsiniz.

Terapist Ağlama Anlarına Nasıl Yaklaşır?

Terapistin bu anlardaki tutumu, yaklaşıma göre küçük farklar gösterse de bazı ortak ilkeler vardır. Terapist ağlamanızı durdurmaya çalışmaz, ama sizi o duygunun içinde yalnız da bırakmaz. Bazen sessizce bekler, bazen "Şu an neler oluyor?" diye nazikçe sorar, bazen de yalnızca orada olduğunu hissettirir.

Bilişsel davranışçı terapide gözyaşının geldiği an, o anda zihinden geçen düşüncelerin yakalanması için bir fırsattır: "Gözleriniz dolduğunda aklınızdan ne geçti?" Bu soru, çoğu zaman o duygunun arkasındaki inancı görünür kılar; örneğin "Kimse beni gerçekten önemsemedi" gibi. Şema terapi bakış açısından ise ağlama anları, karşılanmamış duygusal ihtiyaçlara dair önemli bir pencere açar. Terapist bu anlarda, çocukluğunda teselli görmemiş bir yanınıza şimdi şefkat gösterilmesine alan açabilir.

Ağlama çok sık ve yoğun hâle geliyorsa, hayatın genelinde de sürekli bir hüzün, umutsuzluk ya da enerji kaybı varsa, bu durum depresif bir dönemin işareti olabilir. Böyle bir durumda depresyon ve duygu durumu alanında destek almak yararlı olur. Gerekirse terapist, psikiyatri hekimi değerlendirmesini de önerebilir. Ağlama krizlerine kendinize zarar verme ya da yaşamınızı sonlandırma düşünceleri eşlik ediyorsa, bunu terapistinizle mutlaka paylaşın; acil durumlarda 112'yi arayın.

Sıkça Sorulan Sorular

Terapist peçete uzatınca ne anlama gelir?

Bu tamamen sizin konforunuz içindir; "Ağlamayı bırakın" demek değildir. Kimi terapist peçete kutusunu uzatmak yerine ulaşabileceğiniz bir yere koymayı tercih eder, böylece ne zaman alacağınıza siz karar verirsiniz. Bu jest sizi rahatsız ediyorsa söyleyebilirsiniz.

Ağlamaktan konuşamazsam seans boşa mı gider?

Hayır. Konuşamadığınız ama bir duyguyla temas ettiğiniz bir seans, çok konuşulan ama yüzeyde kalan bir seanstan daha anlamlı olabilir. Terapist sonraki seanslarda o ana geri dönerek neler yaşadığınızı birlikte anlamanıza yardım eder.

Hiç ağlayamıyorum, bu terapinin işe yaramadığını mı gösterir?

Hayır. Gözyaşı, terapide ilerlemenin ölçütü değildir. Bazı insanlar duygularını farklı yollarla ifade eder. Hiçbir şey hissedemediğinizi düşünüyorsanız, bunu terapistinizle konuşmak yararlı olur.

Terapist de ağlar mı?

Terapistler de insandır ve çok dokunaklı bir anda gözleri dolabilir. Bu nadir ve kısa bir an olarak kalır, ilgi sizin üzerinizde olmaya devam eder. Terapistin duygusal olarak etkilenmesi, anlattığınızın gerçekten duyulduğunun bir işareti olarak da görülebilir.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez. Yaşadığınız güçlükler için bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önerilir. Acil bir durumda lütfen 112'yi arayın.

Yazar

Eda Erkan Alapala

Klinik Psikolog. İstanbul Kent Üniversitesi Klinik Psikoloji Tezli Yüksek Lisans mezunu; bilişsel davranışçı terapi, çocuk merkezli oyun terapisi ve çocuk-ergen psikoterapisi alanlarında eğitimlerini tamamlamıştır.

Eğitimler