Üçtutlar Mah., Merkez / Çorum Salı - Cumartesi, 10:00 - 18:00 0545 177 01 19 eda1erkan@gmail.com TR EN

Hitit Tabletleri ve Bir Kentin Hafızası: Yazmak, Kaydetmek ve Unutmamak

Hitit Tabletleri ve Bir Kentin Hafızası: Yazmak, Kaydetmek ve Unutmamak

Hitit tabletleri bize binlerce yıl öncesinden nasıl ulaştı? Kaydetmenin anlamını, günlük tutmanın ve aile hafızasını yazmanın psikolojik faydalarını okuyun.

Bir çekmecede unutulmuş eski bir mektup bulduğunuzu düşünün. Yazıyı tanıyorsunuz; belki büyükannenizin eli, belki gençliğinizde bir arkadaşınızın. Birkaç satır okuduğunuzda yıllar önceki bir gün, bir ses, bir duygu geri geliyor. Çorum'un toprakları, bu deneyimin çok daha büyük ölçekte yaşandığı bir yer. Hitit tabletleri, yaklaşık üç bin yıldan uzun bir süre önce kile kazınmış kanunları, mektupları, duaları ve antlaşmaları bugüne taşıyor. Bu yazıda tabletleri bir kentin hafızası olarak ele alıp kendi kişisel ve ailevi hafızamıza bakıyoruz: Neden kaydederiz, unutmak ve hatırlamak ruh sağlığımızı nasıl etkiler ve yazmak, düşüncelerimizi ve duygularımızı düzenlemekte bize nasıl yardımcı olabilir?

Hitit Tabletleri: Bir Kentin Hafızası Rakamlarla

Boğazköy'de, yani Hitit başkenti Hattuşa'da bulunan çivi yazılı tabletler, UNESCO'nun Dünya Belleği listesinde yer alıyor. Kayıtların çoğunda listeye giriş tarihi 2001 olarak geçiyor; bazı kaynaklarda 2002 yılı veriliyor. UNESCO'nun aktardığına göre bu arşiv yaklaşık 25.000 tablet içeriyor; bazı kaynaklarda bu sayı "30 binden fazla" olarak geçiyor. Kesin rakam ne olursa olsun, bu, eski dünyanın en büyük yazılı arşivlerinden biri.

Çorum'daki tek arşiv de Boğazköy değil. Ortaköy ilçesindeki Şapinuva'da 1990'da başlayan kazılarda yaklaşık 4.000 tablet ve parça bulundu; bir kaynakta bu sayı yaklaşık 5.000 olarak veriliyor. Kazılar 2019'dan bu yana Hitit Üniversitesi adına, Prof. Dr. Aygül Süel başkanlığında sürüyor.

Arşiv hâlâ büyüyor. Eylül 2026'da, Hattuşa'nın Büyükkale bölümünde Kadeş Barış Antlaşması'nın yeni bir Akadca kopyasına ait bir parçanın bulunduğu duyuruldu. Okunabilen satırların, kaçakların karşılıklı iadesi ve evlerin yıkılmaması gibi maddeleri içerdiği aktarıldı. Antlaşmanın 1906'da Boğazköy'de bulunan bir başka kopyası ise İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde bulunuyor.

Bu yeni parçadaki maddelerden biri, psikolojik açıdan da düşündürücü: evlerin yıkılmaması. Ev, yalnızca bir barınak değil; anıların, eşyaların ve aile hikâyelerinin biriktiği bir hafıza mekânıdır. Göç, deprem ya da taşınma nedeniyle evini kaybeden insanların çoğu zaman yalnızca bir binayı değil, bir hafıza dokusunu da yitirdiğini hissetmesi bu yüzdendir. Binlerce yıl önce bir antlaşmaya "evler yıkılmasın" maddesinin yazılmış olması, evin insan için taşıdığı anlamın ne kadar eski olduğunu hatırlatıyor.

Bu rakamların sınırları da var. Tabletlerin önemli bir kısmı kırık ya da eksik; her bir parçanın neyi anlattığı ancak uzun ve titiz çalışmalarla çözülebiliyor. Ayrıca tabletler, dönemin her kesimini eşit biçimde temsil etmiyor: Büyük çoğunluğu saray, tapınak ve devlet işleriyle ilgili. Sıradan insanların gündelik hayatı, duyguları ve hikâyeleri bu arşivde çok daha az yer buluyor.

Yine de tabletlerin bize hatırlattığı bir gerçek var: Kaydedilen şey kalır. Kaydedilmeyen ise çoğu zaman zamanla kaybolur.

Kayıt Tutmanın Sosyolojisi: Toplumlar Neden Yazar?

Toplumlar kayıt tutmaya farklı nedenlerle ihtiyaç duyar. Bu nedenleri kesin açıklamalar olarak değil, olası işlevler olarak düşünmek gerekir.

Düzen ve güven. Kanunlar, antlaşmalar ve sözleşmeler yazıya geçirildiğinde, insanlar neyin geçerli olduğunu bilir. Yazılı kayıt, sözün unutulmasına ya da çarpıtılmasına karşı bir güvencedir.

Süreklilik. Bir kral ölür, bir yönetici değişir; ama yazılı arşiv kalır. Bu, toplumun kendi geçmişiyle bağını korumasını sağlar.

Kimlik. Bir topluluk "biz kimiz?" sorusuna yanıt verirken çoğu zaman geçmişine bakar. Arşivler, bu sorunun yanıtlarının saklandığı yerlerdir.

Değişen kayıt biçimleri. Bugün kaydetme biçimlerimiz kökten değişti. Telefonlarımızda binlerce fotoğraf, mesaj ve video var; ama bunların çoğu dağınık, düzensiz ve kolayca kaybolabilir durumda. Aile albümleri ve mektuplar azalırken, aile hafızası da ekranlara ve bulut hesaplarına dağıldı.

Göç ve kopuş. Çorum'dan büyükşehirlere ya da yurt dışına göç eden aileler için, köyde ya da eski evde kalan eşyalar, fotoğraflar ve anlatılar zamanla erişilemez hâle gelebilir. Büyükler vefat ettiğinde, onlarla birlikte bir hikâye ağı da kaybolabilir.

Deprem ve afetler. 6 Şubat 2023 depremleri, pek çok ailenin fotoğraflarını, belgelerini ve anı eşyalarını bir anda kaybedebileceğini acı biçimde gösterdi. Bu deneyim, aile hafızasını yalnızca tek bir yerde değil, farklı biçimlerde ve farklı yerlerde saklamanın önemini de hatırlattı.

Bu etkenler, kaydetmenin yalnızca devletler için değil, aileler ve bireyler için de anlamlı olduğunu gösteriyor.

Hafıza ve Kimlik: Kendi Hikâyemizi Yazmak

Psikolojide hafıza, yalnızca bilgilerin depolandığı bir yer olarak görülmez; aynı zamanda kimliğimizi kuran bir süreçtir. "Ben kimim?" sorusuna verdiğimiz yanıt, büyük ölçüde hatırladıklarımızdan ve bunları nasıl anlattığımızdan oluşur. Psikolojide bu, otobiyografik bellek ve anlatı kimliği kavramlarıyla açıklanır: İnsanlar hayatlarını bir hikâye gibi düzenler ve bu hikâye, kendilerini nasıl gördüklerini şekillendirir.

Bu hikâye sabit değildir. Aynı olayı farklı dönemlerde farklı biçimlerde anlatabiliriz. Örneğin bir iş kaybını yıllar sonra "hayatımın en kötü dönemi" olarak değil, "yeni bir yöne dönmemi sağlayan bir kırılma noktası" olarak anlatabiliriz. Bu yeniden anlatma, geçmişi değiştirmez; ama geçmişle ilişkimizi değiştirebilir.

Hafıza, geçmişi olduğu gibi saklayan bir arşiv değil; her hatırladığımızda yeniden yazdığımız bir tablettir.

Unutmanın da bir işlevi vardır. Her ayrıntıyı hatırlamak mümkün değildir, gerekli de değildir. Ancak bazı anılar, özellikle acı verici olanlar, ne unutulabilir ne de düzenli bir hikâyenin parçası hâline getirilebilir. Bu durumda zihin, o anıların etrafında dönmeye devam edebilir. Bir yakını kaybetmiş biri için hatırlamak hem acı hem teselli olabilir; yas sürecinin bu yönünü yas süreci yazımızda daha ayrıntılı ele alıyoruz.

Geçmişi hatırlamanın bir başka biçimi de nostaljidir. Eski günleri özlemek, bazen hüzün verse de çoğu zaman bağlılık ve süreklilik duygusunu güçlendirebilir. Bu konuyu eski Çorum'u özlemek ve nostalji yazımızda ayrıca ele alıyoruz.

Yazmanın Psikolojik Faydaları: Günlük, Mektup ve Yaşam Öyküsü

Hititler bilgilerini kile kazıdı; biz bugün deftere, telefona ya da bilgisayara yazıyoruz. Araç değişse de yazmanın insan zihnine kattıkları benzer olabilir.

Duyguları düzenlemek. Psikoloji alanında uzun süredir incelenen "duygusal yazma" çalışmaları, zor deneyimler hakkında düşünce ve duyguları yazıya dökmenin bazı kişilerde iyi oluşa katkı sağlayabileceğini gösteriyor. Etki herkes için aynı değil ve yazmak bir tedavinin yerini tutmaz; ama zihinde dağınık duran bir yaşantıyı sözcüklere dökmek, onu daha anlaşılır kılabilir.

Döngüyü kırmak. Aynı düşüncenin zihinde dönüp durması, yani aşırı düşünme, pek çok insanın tanıdığı bir deneyimdir. Düşünceyi kâğıda yazmak, onu dışarıdan görmeyi ve "Bu düşünce ne kadar gerçekçi?" diye sorabilmeyi kolaylaştırabilir. Bu konuyu aşırı düşünme yazımızda daha ayrıntılı ele alıyoruz.

Örüntüleri fark etmek. Düzenli tutulan bir günlük, zamanla kişinin ruh hâlindeki dalgalanmaları, tetikleyicileri ve işe yarayan baş etme yollarını görmesini sağlar.

Mektup yazmak. Gönderilmeyecek bile olsa bir mektup yazmak, söylenemeyen sözleri dile getirmenin bir yolu olabilir. Vefat etmiş bir yakına, küs olunan bir kardeşe ya da geçmişteki kendinize yazılan bir mektup, duyguların ifade bulmasına yardımcı olabilir.

Yaşam öyküsü çalışması. Özellikle ileri yaşlarda kişinin hayatını gözden geçirmesi, önemli anları, başarıları ve zorlukları yazıya ya da sese kaydetmesi, hayatına bir bütün olarak bakabilmesine yardımcı olabilir. Bu tür çalışmalar, yaşlılıkta anlam duygusunu desteklemek için kullanılan yaklaşımlar arasında yer alır.

Diyelim ki emekli bir öğretmen, torununun ödevi için ailesinin geçmişini anlatmaya başlıyor. Anlattıkça kendi gençlik yıllarını, köyden şehre gelişini, ilk öğretmenlik yılını hatırlıyor. Torunu bunları not ediyor; birkaç hafta sonra ortaya küçük bir aile defteri çıkıyor. Öğretmen, aylardır ilk kez kendini "bir şey bırakan biri" olarak hissediyor. Torunu ise büyükbabasını ilk kez bir "hikâyenin kahramanı" olarak görüyor.

Hitit Tabletleri Gibi Kalıcı İzler: Aile Hafızasını Kaydetmek İçin Öneriler

Hitit tabletleri bize, kaydedilenin kuşaklar ötesine ulaşabildiğini gösteriyor. Kendi aile hafızanızı korumak ve yazmanın iyileştirici yönünden yararlanmak için şu adımları düşünebilirsiniz:

  • Kısa bir günlükle başlayın. Her gün uzun yazmak zorunda değilsiniz. Günün sonunda üç cümle yeterlidir: Ne oldu, ne hissettim, neye ihtiyacım var?
  • Büyüklerin hikâyelerini kaydedin. Büyükanne ve büyükbabalarınızla konuşurken sesli kayıt almak ya da not tutmak, kaybolabilecek hikâyeleri korur. "Gençliğinde en çok neyi severdin?", "Çorum eskiden nasıldı?" gibi sorular güzel bir başlangıçtır.
  • Fotoğrafları düzenleyin. Telefonunuzdaki ya da eski albümlerdeki fotoğrafları seçip kısa notlarla bir aile albümü hazırlamak, dağınık hafızayı bir araya getirir.
  • Gönderilmeyen mektuplar yazın. Söyleyemediğiniz şeyleri bir mektupla ifade etmek, duygularınızı düzenlemenize yardımcı olabilir.
  • Çocukları dâhil edin. Bir aile ağacı çizmek, eski eşyaların hikâyelerini anlatmak, çocukların hem aile hafızasına hem de yazma alışkanlığına sahip çıkmasını sağlayabilir.
  • Yazdıklarınızı yargılamayın. Günlük bir edebiyat eseri değildir. Yazım hataları, dağınık cümleler ya da çelişkili duygular tamamen doğaldır.
  • Mahremiyete özen gösterin. Kişisel yazılarınızı nerede ve nasıl saklayacağınıza karar verin. Kendinizi güvende hissetmek, daha açık yazabilmenizi sağlar.

Bir şeyi de belirtmek gerekir: Yazmak bazı insanlar için rahatlatıcıyken, bazıları için acı verici anıları canlandırabilir. Yazarken yoğun sıkıntı hissediyorsanız ara vermek ve kendinize nazik davranmak önemlidir.

Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?

Geçmişi düşünmek, hatırlamak ve bazen hüzünlenmek insan olmanın bir parçasıdır. Ancak şu durumlarda bir uzmanla görüşmek faydalı olabilir:

  • Belirli anılar istemeden ve sık sık zihninize geliyor, günlük hayatınızı zorlaştırıyorsa
  • Geçmişteki olaylarla ilgili yoğun suçluluk, utanç ya da öfke uzun süredir devam ediyorsa
  • Aynı düşüncelerin zihninizde dönüp durması uykunuzu ve odaklanmanızı belirgin biçimde etkiliyorsa
  • Bir kayıptan sonra aylar geçmesine rağmen gündelik hayata dönmekte zorlanıyorsanız
  • Unutkanlık, kafa karışıklığı ya da hafıza sorunları belirgin biçimde artıyorsa

Son madde nörolojik bir değerlendirme de gerektirebilir; bu nedenle bir hekime başvurmak önemlidir. Bu işaretler tek başına bir tanı anlamına gelmez. Ancak zihninizde dönen düşünceler kaygıya dönüştüyse kaygı ve panik sayfamızda daha fazla bilgi bulabilirsiniz.

Terapide Yazma ve Yaşam Öyküsü Çalışması Nasıl Kullanılır?

Terapide yazma, seanslar arasında kişinin kendini gözlemlemesine ve öğrendiklerini pekiştirmesine yardımcı olan bir araç olarak sıkça kullanılır.

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) çerçevesinde düşünce kayıtları önemli bir yer tutar. Kişi, zorlandığı bir durumu, o anda aklından geçen düşünceyi, hissettiği duyguyu ve bu düşünceye alternatif bakış açılarını yazar. Zamanla bu kayıtlar, kişinin kendi düşünce kalıplarını fark etmesini kolaylaştırır.

Yas, kayıp ya da zor yaşam deneyimleriyle çalışırken mektup yazma ve anlatı çalışmaları da kullanılabilir. Kişinin kendi hikâyesini yeniden anlatması, deneyimin anlamını yeniden değerlendirmesine yardımcı olabilir. Şema terapi bakış açısıyla, çocukluk anılarına dair yazılar, bugünkü duygusal tepkilerin kökenini anlamakta bir kaynak olabilir.

İleri yaştaki danışanlarla yapılan yaşam öyküsü çalışması ise kişinin hayatına bütüncül bir gözle bakmasını, başardıklarını hatırlamasını ve yaşadığı zorluklarla barışmasını destekleyebilir. Bu çalışmalar her zaman kişinin hızına ve isteğine göre yürütülür; hiçbir anı zorla açılmaz. Görüşmeler Çorum'da yüz yüze ya da online olarak yapılabilir.

Sıkça Sorulan Sorular

Hitit tabletleri nerede bulundu?

Hitit tabletlerinin en büyük bölümü, Hitit başkenti Hattuşa'nın bulunduğu Boğazköy'de ortaya çıkarıldı; UNESCO'ya göre bu arşiv yaklaşık 25.000 tablet içeriyor. Çorum'un Ortaköy ilçesindeki Şapinuva'da da yaklaşık 4.000 tabletlik ikinci bir arşiv bulunuyor.

Günlük tutmak gerçekten işe yarar mı?

Duygusal yazma üzerine yapılan araştırmalar, düşünce ve duyguları yazıya dökmenin bazı kişilerde iyi oluşa katkı sağlayabileceğini gösteriyor. Ancak etkisi kişiden kişiye değişir ve profesyonel desteğin yerini tutmaz.

Yazarken daha çok üzülüyorum, bırakmalı mıyım?

Zor anıları yazmak geçici olarak hüzün yaratabilir; bu doğaldır. Ancak sıkıntı çok yoğunsa ya da uzun süre geçmiyorsa ara vermek ve bu anıları güvenli bir ortamda bir uzmanla konuşmak daha uygun olabilir.

Yaşlı bir yakınımın hikâyelerini nasıl kaydedebilirim?

Rahat bir ortamda, belirli sorularla başlayabilirsiniz: çocukluğu, gençliği, ilk işi, evliliği. Sesli kayıt almak ya da not tutmak için önce izin istemek ve onun anlatmak istemediği konulara saygı göstermek önemlidir.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez. Yaşadığınız güçlükler için bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önerilir. Acil bir durumda lütfen 112'yi arayın.

Yazar

Eda Erkan Alapala

Klinik Psikolog. İstanbul Kent Üniversitesi Klinik Psikoloji Tezli Yüksek Lisans mezunu; bilişsel davranışçı terapi, çocuk merkezli oyun terapisi ve çocuk-ergen psikoterapisi alanlarında eğitimlerini tamamlamıştır.

Eğitimler
Okumaya devam edin

İlgili makaleler