Üçtutlar Mah., Merkez / Çorum Salı - Cumartesi, 10:00 - 18:00 0545 177 01 19 eda1erkan@gmail.com TR EN

Art Brut Nedir? Prinzhorn Koleksiyonu ve Kenardaki Sanat

Art Brut Nedir? Prinzhorn Koleksiyonu ve Kenardaki Sanat

Art brut nedir, psikiyatri hastalarının yapıtları neden sanat tarihine girdi? Prinzhorn koleksiyonunu, etik tartışmayı ve sanat terapisiyle farkını okuyun.

Bir müze salonunda, kimsenin adını duymadığı birinin karton parçalarına kurşun kalemle çizdiği yüzlerce küçük figürün önünde durduğunuzu düşünün. Etikette yalnızca bir baş harf, bir yıl ve "psikiyatri kliniğinde yapılmıştır" notu yazıyor. İçinizde hem hayranlık hem de bir rahatsızlık uyanıyor: Bu bir sanat eseri mi, bir hastalık belgesi mi, yoksa kimsenin izin almadan sergilediği bir mahremiyet mi? Art brut nedir sorusu tam olarak bu karışık duyguların ortasında durur. Bu yazıda art brut kavramını, ona kaynaklık ettiği anlatılan Prinzhorn koleksiyonunu, kavramın çevresindeki etik tartışmaları ve bu akımın sanat terapisinden neden ayrı tutulması gerektiğini sakin bir dille ele alıyoruz.

Art Brut Nedir? Kavramın Kısa Tanımı

"Art brut" Fransızca bir ifadedir ve kabaca "ham sanat", "işlenmemiş sanat" anlamına gelir. Sanat tarihinde, akademik sanat eğitiminin, galeri dünyasının ve yerleşik estetik kuralların dışında üretilmiş yapıtları anlatmak için kullanılır. İngilizcede benzer bir alanı anlatmak için "outsider art", yani "dışarıdaki sanat" ya da "kenardaki sanat" ifadesi de sık geçer.

Bu kategoriye giren yapıtların üreticileri çok çeşitlidir: Psikiyatri kurumlarında uzun süre kalmış kişiler, kendi kendine resim yapmayı öğrenmiş köylüler, emekli işçiler, yalnız yaşayan ve ürettiklerini kimseye göstermeyen insanlar. Ortak noktaları, çoğunlukla bir izleyici ya da pazar düşünmeden, içsel bir zorunlulukla üretmiş olmalarıdır.

Burada ilk önemli ayrımı yapmak gerekiyor: Art brut bir sanat kategorisidir, bir tanı ya da tedavi kavramı değildir. Bir yapıtın art brut sayılması, onu üreten kişinin ruhsal bir rahatsızlığı olduğu anlamına gelmez. Pek çok art brut yapıtı, hiçbir psikiyatrik tanısı olmayan kişilerce üretilmiştir.

Art brut ile naif sanat aynı şey mi?

Sık karıştırılan bir başka kavram "naif sanat"tır. Naif sanat da çoğunlukla akademik eğitim almamış kişilerin yapıtlarını anlatır; ancak bu sanatçılar genellikle bir izleyiciye seslenir, sergilenmeyi ve beğenilmeyi bekler. Art brut kavramında ise vurgu, yapıtın dış dünyanın beklentilerinden bağımsız, kişinin kendi iç dünyasının diliyle üretilmiş olmasındadır. Sınırlar elbette kesin değildir ve sanat tarihçileri bu konuda farklı görüşler savunur.

Prinzhorn Koleksiyonu: Kenardaki Sanatın Bilinen Kaynaklarından Biri

Art brut tartışmasında sık anılan kaynaklardan biri, Almanya'nın Heidelberg kentindeki psikiyatri kliniğinde 1920'li yıllarda bir araya getirildiği anlatılan ve Prinzhorn koleksiyonu olarak bilinen yapıtlar topluluğudur. Sanat tarihi kaynaklarına göre bu koleksiyon, psikiyatri hastalarının çizimlerinden, resimlerinden, yazılarından ve el yapımı nesnelerinden oluşur.

Bu bilgileri aktarırken bir not düşmek isteriz: Koleksiyonun ayrıntılı tarihi, kaç yapıttan oluştuğu ve nasıl toplandığı gibi konuları bu yazı için birincil kaynaklardan ayrıca doğrulayabilmiş değiliz. Bu nedenle burada yalnızca genel sanat tarihinde yaygın olarak anlatılan çerçeveyi veriyoruz; ayrıntı merak edenlerin sanat tarihi kaynaklarına başvurmasını öneririz.

Koleksiyonun neden bu kadar ses getirdiği ise daha kolay anlaşılır. Sanat tarihi anlatılarına göre 20. yüzyılın başında pek çok sanatçı, akademik kuralların dışında kalan, "bozulmamış" ya da "doğrudan" bir ifade biçimi arıyordu ve psikiyatri kliniklerinde üretilen yapıtların bu arayış içindeki kimi sanatçılara ilham verdiği aktarılır. Böylece, toplumun kenarına itilmiş insanların ürettikleri, sanat dünyasının merkezinde tartışılmaya başlandı.

Kenardaki sanat, bize yapıtlardan çok, kimin sesinin duyulmaya değer bulunduğunu sorgulatır.

Art Brut Nedir Sorusunun Etik Boyutu

Art brut nedir sorusunu yanıtlarken etik boyutu atlamak mümkün değildir. Psikiyatri hastalarının yapıtlarının toplanması, sergilenmesi ve el değiştirmesi, bugünün bakış açısıyla bakıldığında ciddi sorular doğurur.

Rıza ve sahiplik

Bir kişinin klinikte, belki en zor döneminde ürettiği bir çizim kime aittir? Bugün ruh sağlığı alanında kabul gören etik anlayışa göre, terapötik bir ortamda üretilen resim ya da nesne onu yapan kişiye aittir. Saklanması, fotoğraflanması ya da sergilenmesi yalnızca kişinin açık izniyle mümkündür; çocuklarda ise veli izni ile birlikte çocuğun kendi rızası da gözetilir. Geçmişte toplanan pek çok yapıtta bu tür bir rızanın alınıp alınmadığı bilinmez.

Mahremiyet

Ruh sağlığı hizmetinde üretilen yapıtlar, konuşulanlar gibi gizlilik kapsamındadır. Bir resmin altına kişinin tanısını, yatış süresini ya da kişisel öyküsünü yazmak, o kişinin en hassas bilgilerini ona sormadan kamuya açmak anlamına gelebilir. Bu yalnızca geçmişin sorunu da değildir. Bugün de bir hastanenin ya da bir derneğin düzenlediği iyi niyetli bir sergide, katılımcıların adları, fotoğrafları ve öyküleri gereğinden fazla açığa çıkabilir. Bu nedenle sergi fikri ne kadar güzel olursa olsun, katılımcıların neyi paylaşmak, neyi saklamak istediği her adımda yeniden sorulmalıdır.

Romantikleştirme ve damgalama

Art brut çevresindeki en derin tartışmalardan biri de ruhsal hastalığın romantikleştirilmesidir. "Dâhilerin hepsi biraz çılgındır" gibi kalıp sözler, acı çeken insanların deneyimini estetik bir merak nesnesine dönüştürebilir. Oysa psikoz, ağır depresyon ya da başka ruhsal sıkıntılar yaşayan kişiler için bu deneyimler çoğunlukla yorucu, korkutucu ve yalnızlaştırıcıdır. Yaratıcılık ile ruhsal hastalık arasında basit bir neden–sonuç ilişkisi kurmak hem bilimsel olarak savunulamaz hem de damgalayıcıdır.

Öte yandan madalyonun diğer yüzü de vardır. Bu yapıtların sergilenmesi, toplumun kenarına itilmiş insanların da zengin bir iç dünyası, estetik duyarlılığı ve söyleyecek sözü olduğunu görünür kılabilir. Etik soru, sergilemenin kendisinden çok, nasıl yapıldığıdır: Üreticiye saygı gösteriliyor mu, adı ve isteği gözetiliyor mu, yapıtı bir "vaka" olarak mı, yoksa bir insanın ifadesi olarak mı sunuluyor?

Art Brut ile Sanat Terapisi Arasındaki Fark Nedir?

Art brut ve sanat terapisi, ikisi de ruh sağlığı ile sanatın kesiştiği yerde durduğu için sık karıştırılır. Oysa amaçları, ortamları ve etik çerçeveleri çok farklıdır.

Bu farkı maddelerle özetleyelim:

  • Amaç: Art brut bir sanat tarihi ve koleksiyon kategorisidir; yapıta estetik ve kültürel açıdan bakılır. Sanat terapisinde ise amaç psikolojiktir: Resim ya da malzeme, kişinin duygularını ifade etmesine, fark etmesine ve onlarla yeni bir ilişki kurmasına aracılık eder.
  • Ürün mü, süreç mi: Art brut tartışmasında ilgi büyük ölçüde ortaya çıkan yapıttadır. Sanat terapisinin öncülerinden Edith Kramer ise yapıtın yorumundan çok yaratma sürecinin kendisini öne çıkarmıştı. Yani terapötik çalışmada "güzel bir resim" ortaya çıkması gerekmez.
  • Yorum: Sanat terapisinde yorumu kişinin kendisi yapar; uzman "bu ağaç senin annen" gibi dayatmacı yorumlarda bulunmaz, anlam birlikte keşfedilir.
  • Gizlilik: Terapide üretilen yapıtlar sergilenmek için değil, kişinin kendisi için yapılır ve gizlilik kapsamındadır.

Sanat terapisinin nasıl işlediğini daha ayrıntılı merak ediyorsanız sanat terapisi nedir yazımıza göz atabilirsiniz. Bu alandaki etik ilkeleri ise sanat terapisinde etik yazımızda ayrıca ele aldık.

Sanat terapisi kavramı nereden geldi?

Sanat terapisinin bir meslek alanı olarak şekillenmesi, art brut tartışmalarıyla aşağı yukarı aynı yüzyıla denk gelir, ama farklı bir yoldan ilerler. "Art therapy" terimini Birleşik Krallık'ta ressam Adrian Hill'in, bir tüberküloz sanatoryumundaki deneyimlerinden yola çıkarak ilk kullandığı aktarılır; Hill'in Art Versus Illness adlı kitabı 1945'te yayımlanmıştır. ABD'de ise 1940'larda Margaret Naumburg sanat terapisini, kendiliğinden çizim ve serbest çağrışıma dayanan dinamik bir psikoterapi biçimi olarak kurguladı. Bu öncülerin ilgisi, yapıtları toplamaktan çok, resim yapmanın insanın iç dünyasıyla temas kurmasına nasıl yardım edebileceğiydi.

Art Brut Bize Ruh Sağlığı Hakkında Ne Söyler?

Art brut yapıtları, bir kişinin ruhsal durumu hakkında tanı koymak için kullanılamaz. Bu çok önemli bir noktadır, çünkü popüler kültürde "resmine bakıp kişiyi çözmek" fikri hâlâ yaygındır. Araştırmalar, insan figürü çizimlerinin projektif testler içinde geçerlilik kanıtı en sınırlı olanlardan biri olduğunu göstermektedir. Bir resimdeki kalın çizgiler, koyu renkler ya da tuhaf figürler; kişinin o günkü hâlinden, elindeki malzemeden, alışkanlıklarından, kültüründen ve daha pek çok etkenden etkilenir.

Art brut bize başka bir şey söyler: İnsan, en zor koşullarda bile anlam üretmeye, kendini ifade etmeye ve dünyasına bir biçim vermeye eğilimlidir. Bir klinik odasında, eline geçen kâğıt parçalarına aylarca çizim yapan biri, belki de sözcüklerin yetmediği bir deneyimi taşınabilir kılmaya çalışıyordur. Bu, ruh sağlığı hizmetlerinde yaratıcı ifadeye neden alan açılması gerektiğini de düşündürür.

Bu düşünce bize hiç de yabancı değildir. Anadolu'da hiçbir sanat okulunda okumamış, ama oyalarına, kilimlerine, yazmalarına kendi hikâyesini işleyen kadınları; emekli olduktan sonra balkonda tahtadan küçük figürler oyan dedeleri hepimiz tanırız. Bu üretimlerin çoğu bir müzeye girmez, bir kataloga yazılmaz; ama onları yapanlar için bir dinlenme, bir anlatma ve bir var olma biçimidir. Art brut kavramı, bu tür sessiz üretimlerin de değerli olduğunu hatırlatır. Aynı zamanda bize bir uyarı da yapar: Bir insanın ürettiğine değer vermek, onun yerine karar vermeyi gerektirmez. Kimin ne zaman, nerede ve nasıl görüleceğine üreten kişi karar verir.

Diyelim ki emekli bir öğretmen, eşini kaybettikten sonra mutfak masasında akşamları küçük kâğıtlara desenler çizmeye başlıyor. Çizimlerini kimseye göstermiyor, bir çekmecede biriktiriyor. Torunu bir gün bunları bulup "Dede, bunlar sergilik!" diyor. Burada sorulması gereken ilk soru, çizimlerin ne kadar "değerli" olduğu değil; dedenin bunların görülmesini isteyip istemediğidir. Belki çizmek, onun yasıyla baş etme biçimidir ve bu süreç başkalarının bakışına açılmak zorunda değildir.

Kendi Yaratıcı Üretiminizle İlişkiniz İçin Öneriler

Art brut tartışması, kendi yaratıcı üretimimize bakışımız için de ilham verebilir. Aşağıdaki öneriler terapi değil, yaratıcı bir öz bakım alışkanlığı için düşünülmüştür:

  • Kimse için üretmeyin: Her çizimin, her yazının paylaşılması gerekmez. Bir defteri yalnızca kendinize ayırmak özgürleştirici olabilir.
  • "Güzel mi" sorusunu askıya alın: Üretirken değerlendirmeyi bir kenara bırakmayı deneyin. Önemli olan sürecin size ne hissettirdiğidir.
  • Malzemeyle oynayın: Pahalı boyalar gerekmez; gazete kâğıdı, kahve telvesi, kumaş artıkları da yeterlidir.
  • Başkalarının yapıtına saygı gösterin: Bir yakınınızın ürettiğini sosyal medyada paylaşmadan önce mutlaka izin isteyin. Çocuğunuzun resmini paylaşırken de onun fikrini sorun.
  • Resimden yorum çıkarmayın: Bir yakınınızın ya da çocuğunuzun resmine bakıp "Sen depresyondasın" gibi sonuçlar çıkarmak yerine, "Bana bunu anlatır mısın?" diye sormak çok daha yararlıdır.

Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?

Yaratıcı üretim pek çok kişiye iyi gelir; ancak bazı durumlarda bir ruh sağlığı uzmanıyla görüşmek önemlidir:

  • Yoğun ve uzun süren çökkünlük, kaygı ya da huzursuzluk günlük hayatınızı aksatıyorsa
  • Gerçeklik algınızda değişiklikler, başkalarının duymadığı sesleri duymak ya da yoğun şüphecilik gibi deneyimler yaşıyorsanız
  • Yaşadığınız bir kayıp ya da travmanın etkisi aylar geçmesine rağmen azalmıyorsa
  • Kendinizi ifade etmekte o kadar zorlanıyorsanız ki bu yalnızlaştırıcı hâle geldiyse

Psikolojik destek sürecinde resim, kum tepsisi ya da başka yaratıcı araçlardan yararlanılabilir; ancak süreç her zaman kişinin ihtiyacına göre şekillenir. Bireysel terapi sürecinde bilişsel davranışçı terapi gibi araştırmalarla desteklenen yöntemler temel alınır ve gerektiğinde psikiyatri hekimi değerlendirmesi önerilir. Kendinize zarar verme ya da yaşamınıza son verme düşünceleri yaşıyorsanız, acil durumlarda 112'yi arayın.

Sıkça Sorulan Sorular

Art brut yalnızca psikiyatri hastalarının yapıtlarını mı kapsar?

Hayır. Art brut, akademik sanat eğitiminin ve sanat piyasasının dışında, çoğunlukla içsel bir zorunlulukla üretilmiş yapıtları kapsar. Bu yapıtların bir kısmı psikiyatri kurumlarında yapılmıştır, ama pek çoğu hiçbir tanısı olmayan kişilere aittir.

Bir resme bakarak kişinin ruhsal durumu anlaşılabilir mi?

Hayır. Çizimler pek çok etkenden etkilenir ve tek başına tanı aracı olarak kullanılamaz. Resim, kişiyle konuşmayı açan değerli bir araç olabilir; ama ruhsal değerlendirme gözlem, görüşme ve gerekirse standart testlerle, çok yönlü biçimde yapılır.

Psikiyatri hastalarının yapıtlarını sergilemek etik midir?

Bu, büyük ölçüde nasıl yapıldığına bağlıdır. Bugünkü etik anlayışa göre yapıt üreten kişiye aittir; sergilenmesi açık izin, mahremiyetin korunması ve kişiye saygı gerektirir. Rızası alınmadan ya da kişiyi bir "vaka" olarak sunan sergilemeler ciddi etik sorunlar doğurur.

Yaratıcı olmak için acı çekmek gerekir mi?

Hayır. "Acı çeken sanatçı" imgesi kültürel bir kalıptır. Pek çok kişi en verimli dönemlerini iyi hissettiği zamanlarda yaşar. Ruhsal sıkıntılar çoğu zaman yaratıcılığı besleyen değil, tüketen bir yüktür ve desteği hak eder.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez. Yaşadığınız güçlükler için bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önerilir. Acil bir durumda lütfen 112'yi arayın.

Yazar

Eda Erkan Alapala

Klinik Psikolog. İstanbul Kent Üniversitesi Klinik Psikoloji Tezli Yüksek Lisans mezunu; bilişsel davranışçı terapi, çocuk merkezli oyun terapisi ve çocuk-ergen psikoterapisi alanlarında eğitimlerini tamamlamıştır.

Eğitimler
Okumaya devam edin

İlgili makaleler