Üçtutlar Mah., Merkez / Çorum Salı - Cumartesi, 10:00 - 18:00 0545 177 01 19 eda1erkan@gmail.com TR EN

Sanat Terapisinin Tarihi: Adrian Hill, Naumburg ve Kramer

Sanat Terapisinin Tarihi: Adrian Hill, Naumburg ve Kramer

Sanat terapisinin tarihi nasıl başladı? Adrian Hill'in sanatoryumdaki fikrinden Naumburg ve Kramer'in iki farklı yaklaşımına alanın öncülerini okuyun.

Bir tüberküloz sanatoryumunda, aylarca yatağa bağlı kalan bir ressam düşünün. Zaman geçmek bilmiyor, hastalığın belirsizliği her günü ağırlaştırıyor. Eline kâğıt ve kalem aldığında bir şeylerin değiştiğini fark ediyor ve aynı imkânı çevresindeki hastalara da sunmak istiyor. Sanat terapisinin tarihi, Batı'da sıkça bu sahneyle anlatılır. Ancak hikâye yalnız bir kişiyle başlamaz; antik iyileşme merkezlerinden darüşşifalara, savaş sonrası hastanelerden üniversite programlarına uzanan uzun bir yolu vardır. Bu yazıda alanın öncülerini, birbirinden farklı yaklaşımlarını ve bugün nerede durduğunu anlatıyoruz. Bunu yaparken tarihî olarak belgelenen bilgilerle sonradan eklenen anlatıları ayırmaya özen gösteriyoruz; çünkü yaratıcı terapilerin hikâyesi, abartıya kolayca açık bir hikâyedir.

Sanat Terapisinin Tarihi Nereden Başlar?

Sanatın insan ruhunu etkilediği fikri, "sanat terapisi" adından çok daha eskidir. Ancak bu eski fikirleri bugünkü anlamıyla bir terapi yöntemi gibi okumak yanıltıcı olur. Tarihi katmanlar hâlinde düşünmek daha doğrudur.

Antik dünya: Bergama Asklepionu gibi antik iyileşme merkezleri, uyku ve rüya, su, tiyatro ve müziğin bir arada kullanıldığı yerler olarak anlatılır. Bu anlatımın ayrıntıları tartışmalıdır; ama sanatın iyileşme fikriyle eskiden beri yan yana düşünüldüğünü gösterir. Aristoteles'in Poetika'da anlattığı "katarsis", yani tragedyanın acıma ve korku yoluyla bir tür arınma sağlaması fikri de yaratıcı terapilerin tarihinde sıkça anılır.

İslam dünyası ve darüşşifalar: Kindî, Fârâbî ve İbn Sînâ gibi filozof-hekimler musikiyi ciddi bir ilim olarak ele aldı. Selçuklu ve Osmanlı darüşşifalarında da musikinin bakımda yer aldığı anlatılır; örneğin Edirne'deki darüşşifada haftada üç gün bir saz takımının hastalara musiki icra ettiğini Evliya Çelebi yazar. Bu dönemdeki uygulamalar, bugün terk edilmiş olan dört hılt kuramına dayanıyordu. Yani bunlar tarihî uygulamalar ve inançlardır; bugünkü bilimsel kanıtla karıştırılmamalıdır.

Bu kökleri bilmek, bugün yaratıcı yöntemlere neden bu kadar ilgi duyulduğunu anlamamıza da yardım eder. İnsanlar yüzyıllardır acı, kayıp ve belirsizlik karşısında şarkı söylemiş, resim yapmış, hikâye anlatmıştır; ninniler, ağıtlar ve el işleri bunun gündelik örnekleridir.

Bu kökler değerlidir; ama modern anlamda sanat terapisi, yani eğitimli bir uzmanın, terapötik bir ilişki içinde sanat malzemelerini kullandığı yapılandırılmış çalışma, 20. yüzyılın ortasında şekillenmiştir.

Akıl Hastanelerinden Sanatoryumlara: Bir Fikrin Hazırlanışı

  1. yüzyılın başlarında bazı psikiyatristler, hastalarının kendiliğinden yaptığı resim ve heykellerle ilgilenmeye başladı. Bu konuda sık anılan bir örnek, genel sanat tarihi anlatımlarında Heidelberg'le ilişkilendirilen ve psikiyatri hastalarının yapıtlarından oluştuğu aktarılan Prinzhorn koleksiyonudur; koleksiyon, sonradan "art brut" adı verilen akımla da birlikte anılır. Ancak bu tür bir ilgi daha çok yapıtların kendisine, yani sanat ya da psikiyatri açısından "ilginç" bulunmalarına yönelikti; henüz bir terapi yöntemi tanımlanmış değildi. Bu ilgi, bugün de tartışılan etik soruları beraberinde getirir: Yapıtların sahiplerinin rızası ve yapıtların kime ait olduğu gibi.

İki dünya savaşının yarattığı yıkım ise tabloyu değiştirdi. Uzun süre hastanede kalan askerler, sanatoryumlarda aylarca yatan hastalar ve savaşın ruhsal izleriyle yaşayan insanlar, yeni destek biçimlerine ihtiyaç doğurdu. Bu ortamda sanat, yalnız oyalanma değil, bir ifade ve iyileşme alanı olarak düşünülmeye başlandı.

Adrian Hill: "Art Therapy" Teriminin Doğuşu

"Art therapy" terimini Birleşik Krallık'ta ilk kullanan kişi olarak ressam Adrian Hill anılır. Anlatıldığına göre Hill, tüberküloz nedeniyle kaldığı sanatoryumda resim yapmanın kendisine iyi geldiğini fark etmiş, ardından diğer hastaları da çizmeye ve boyamaya teşvik etmiştir. Bu deneyimlerini 1945'te yayımlanan Art Versus Illness (Hastalığa Karşı Sanat) adlı kitabında anlatmıştır. Terimin ilk kullanıldığı yıl kaynaklarda 1942 ile 1948 arasında farklı biçimlerde verilir; bu nedenle kesin bir tarih yerine "1940'lar" demek daha doğrudur.

Hill'in yaklaşımı, sonradan gelişen kuramsal modellere göre daha sadedir. Onun için önemli olan, hastalığın getirdiği kaygı ve tekdüzeliğin içinde kişinin yaratıcı bir uğraşla zihnini meşgul edebilmesi, kendini ifade edebilmesi ve bir şey üretmenin verdiği canlılığı yaşayabilmesiydi. Bugün bu yaklaşım, sanatın "kendi başına iyileştirici" yanına vurgu yapan çizginin erken bir örneği olarak görülür.

Neden bir sanatoryum?

Hill'in hikâyesinin bir sanatoryumda geçmesi rastlantı değildir. O dönemde tüberküloz tedavisi uzun süreli dinlenme gerektiriyordu; hastalar aylarca, bazen yıllarca aynı yerde kalıyordu. Belirsizlik, yalnızlık ve hareketsizlik, ruhsal yükü artıran etkenlerdi. Sanat, bu koşullarda hem zamanı anlamlı kılan hem de söze dökülmesi zor duygulara alan açan bir araç olarak öne çıktı.

Margaret Naumburg ve Edith Kramer: İki Farklı Bakış

Sanat terapisinin kuramsal temelleri büyük ölçüde ABD'de, iki kadın öncünün çalışmalarıyla şekillendi. Bu iki isim, bugün hâlâ alandaki iki ana eğilimi temsil eder.

Margaret Naumburg: 1940'larda sanat terapisini dinamik bir psikoterapi biçimi olarak kurguladı. Yaklaşımında kişi kendiliğinden, yani önceden plan yapmadan çizer; ardından çizimi üzerine serbest çağrışımla konuşulur. Burada resim, bilinçdışındaki malzemenin görünür hâle geldiği bir iletişim aracıdır. Önemli olan, resmin anlamının kişinin kendi çağrışımlarıyla ortaya çıkmasıdır.

Edith Kramer: Eserin yorumundan çok, yaratma sürecinin kendisini öne çıkardı. Kramer'e göre sanat yapmak, zor duyguların biçim kazanmasına ve dönüşmesine olanak tanır; bu süreç kendi başına değerlidir. Kramer'in yolu da dikkat çekicidir: 1930'larda Prag'da mülteci çocuklara resim öğretmiştir. Zor koşullar yaşayan çocuklarla çalışma deneyimi, onun süreç odaklı bakışını beslemiştir.

Naumburg resmi konuşmanın kapısı olarak, Kramer ise yaratmayı başlı başına bir iyileşme alanı olarak gördü; bugünkü uygulamalar çoğu zaman bu iki bakışı birlikte taşır.

Çizimden kişilik okumak: Tarihin bir yan yolu

Sanat terapisinin tarihi anlatılırken sık karıştırılan bir konu, çizimlerin psikolojik test olarak kullanılmasıdır. 20. yüzyılda insan figürü, ev ve ağaç çizimleri gibi bazı projektif testler yaygınlaştı ve "çizimden kişiliği okumak" fikri popüler kültüre de yerleşti. Ancak sonraki bilimsel incelemeler bu konuda temkinli olmayı gerektirir. 2000 yılında yayımlanan kapsamlı bir değerlendirme, projektif testler içinde insan figürü çizimlerinin geçerlilik kanıtının en sınırlı olanlar arasında yer aldığını bildirmiştir. Çocuk istismarını çizimlerden saptamaya yönelik araçlar için de bağımsız ekiplerce tekrarlanmış bulgular yok denecek kadar azdır.

Bu nedenle sanat terapisi ile "resim yorumlama" aynı şey değildir. Naumburg da Kramer de anlamın kişiyle birlikte keşfedilmesine önem vermiştir. "Siyah boya kullanan çocuk mutsuzdur" ya da "eli çizilmemiş figür bir sırrı gösterir" gibi kalıp yorumlar, alanın tarihine değil, onun popüler ve yanlış bir yan yoluna aittir. Bu konuyu ayrıntılı olarak ele aldığımız yazılarımızda da aynı ilkeyi vurguluyoruz: Resim, konuşmayı açan bir kapıdır; tanı aracı değildir.

Naumburg ve Kramer'in yaklaşımlarına dönersek, bu iki bakış birbirine rakip değildir. Bugün yaratıcı yöntemlerin kullanıldığı bir görüşmede, bazen ortaya çıkan resim üzerine konuşulur, bazen de asıl önemli olan resmi yaparken yaşanan deneyimdir. Alanın bugünkü çerçevesini sanat terapisi nedir yazımızda ayrıca anlatıyoruz.

Kardeş Alanlar: Psikodrama, Dans, Müzik ve Kum Tepsisi

Sanat terapisi, 20. yüzyılda gelişen tek yaratıcı yaklaşım değildir. Aynı dönemde başka sanat dallarıyla çalışan alanlar da kurumsallaştı.

  • Psikodrama: Jacob Levy Moreno, psikodramanın doğum gününü 1 Nisan 1921 olarak verir; tarih Viyana'daki Komödienhaus'ta yapılan bir gösteriye dayanır. Bu yöntemi psikodrama nedir yazımızda ayrıntılı olarak ele aldık.
  • Dans ve hareket terapisi: Marian Chace, 1966'da kurulan American Dance Therapy Association'ın kurucularından ve ilk başkanıdır.
  • Müzik terapisi: Dünya savaşlarından sonra ABD'de topluluk müzisyenleri gaziler hastanelerinde çaldı; bu deneyim eğitim ihtiyacını doğurdu. İlk müzik terapisi lisans programı 1944'te Michigan State College'da açıldı. 1950'de kurulan ulusal dernek, 1998'de başka bir dernekle birleşerek American Music Therapy Association adını aldı.
  • Kum tepsisi: Margaret Lowenfeld'in "Dünya Tekniği"nden yola çıkan, Jung'un öğrencisi Dora Kalff, 1950'lerin sonunda İsviçre'de "sandplay" yaklaşımını geliştirdi. Ayrıntılar için kum terapisi yazımıza bakabilirsiniz.
  • Dışavurumcu yazma: James Pennebaker'ın 1980'lerdeki deneyleri, zor deneyimleri yazıya dökmenin etkisini araştıran geniş bir literatürün başlangıcı oldu.

Bu alanların ortak noktası, sözel ifadenin yetmediği yerde başka bir ifade yolu sunmalarıdır. Farkları ise kullandıkları araçta ve dayandıkları kuramsal çerçevededir.

Sanat Terapisinin Tarihi Türkiye'de Nasıl İlerliyor?

Türkiye'de yaratıcı yaklaşımların kurumsallaşması daha yakın bir geçmişe sahiptir. Psikodramanın yerleşmesinde Prof. Dr. Abdülkadir Özbek'in rolü sıkça anılır; 1958'de Moreno'nun bir konferansından etkilendiği anlatılır. Psikodrama eğitimi bugün de büyük ölçüde dernekler ve enstitüler üzerinden verilir.

Müzik terapisi alanında Anadolu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü'nde bir müzik terapisi anabilim dalı ve tezsiz yüksek lisans programı bulunur. Ayrıca müzik terapisi, 2014'te yürürlüğe giren Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği'nde tanımlanan yöntemler arasındadır.

Sanat terapisi ise Türkiye'de akademik olarak hâlâ gelişme aşamasında görünür. "Sanat terapisi" adıyla ayrı bir lisansüstü programın yaygın olmadığı, alandaki eğitimlerin çoğunlukla sertifika ve atölye programları biçiminde verildiği söylenebilir. Üniversitelerde konuyu inceleyen tezler ise giderek artmaktadır. Bu, alanın Türkiye'deki tarihinin henüz yazılmakta olduğu anlamına gelir.

Tarihe bakarken nelere dikkat etmeli?

Yaratıcı terapilerin tarihini anlatan yazılarda sıkça iki uç görülür. Birinde her şey "atalarımız bunu zaten biliyordu" diye geçmişe bağlanır; diğerinde ise alan tamamen Batı'da doğmuş gibi anlatılır. Daha dengeli bir bakış şudur: Sanatın ruha etkisi fikri pek çok kültürde eskiden beri vardır; ama bu fikrin araştırmalarla sınanan, eğitimi ve etik ilkeleri olan bir meslek pratiğine dönüşmesi 20. yüzyılın işidir.

Tarihten Bugüne: Kanıt, Sınırlar ve Terapide Kullanımı

Bir alanın uzun bir tarihi olması, etkili olduğunu kendiliğinden göstermez. Sanat terapisinin tarihi ne kadar ilgi çekici olursa olsun, bugünkü kullanım araştırmalarla değerlendirilmelidir. Bu nedenle bugün sanat temelli yaklaşımların ne kadar desteklendiğine de bakmak gerekir.

Psikoz dışı ruh sağlığı sorunları olan yetişkinlerde sanat terapisini inceleyen ve 2015'te yayımlanan bir sağlık teknolojisi değerlendirmesi, ele aldığı 15 randomize kontrollü çalışmanın 10'unda kontrol grubuna göre belirtilerde anlamlı olumlu değişim bulmuş; ancak çalışmaların kalitesinin genel olarak düşük olduğunu bildirmiştir. 2018'de yayımlanan ve 2000–2017 arası 27 nicel çalışmayı inceleyen bir derleme de sonuçları umut verici, ama yöntemleri sınırlı bulmuştur. Kısacası sanat temelli çalışmalar destekleyici olabilir; ama tek başına bir tedavi gibi görülmemeli, gerektiğinde psikoterapi ve tıbbi tedaviyle birlikte düşünülmelidir.

Bugün psikolojik destek süreçlerinde resim, kil ya da kolaj gibi araçlar, sözel çalışmayı tamamlayan unsurlar olarak kullanılabilir. Örneğin bireysel terapi sürecinde, bilişsel davranışçı terapi gibi yapılandırılmış bir çerçeve içinde bir duyguyu çizmek, konuşmanın tıkandığı yerde yeni bir yol açabilir. Burada temel ilke değişmez: Resmin anlamını yapan kişi belirler; çizimden tanı konmaz.

Haftalardır süren mutsuzluk, kaygı, bir kayıp ya da travma sonrasında toparlanamama gibi durumlarda bir ruh sağlığı uzmanıyla görüşmek yararlı olabilir. Kendinize zarar verme düşünceleri yaşıyorsanız beklemeden 112'yi arayın.

Sıkça Sorulan Sorular

Sanat terapisinin kurucusu kimdir?

Tek bir kurucudan söz etmek zordur. "Art therapy" terimini ilk kullanan kişi olarak Birleşik Krallık'ta ressam Adrian Hill anılır. Kuramsal temellerin atılmasında ise ABD'de Margaret Naumburg ve Edith Kramer öne çıkar.

Naumburg ile Kramer'in yaklaşımı arasındaki fark nedir?

Naumburg, resmi serbest çağrışımla konuşulacak bir iletişim aracı olarak gördü ve sanat terapisini dinamik bir psikoterapi biçimi olarak kurguladı. Kramer ise yaratma sürecinin kendisinin iyileştirici olabileceğini vurguladı. Bugünkü uygulamalar çoğu zaman iki bakışı birlikte kullanır.

Osmanlı darüşşifaları sanat terapisinin başlangıcı sayılabilir mi?

Darüşşifalarda musikinin bakımda yer aldığı anlatılır ve bu, sanatın ruha etkisine dair eski bir sezgiyi gösterir. Ancak bu uygulamalar dört hılt kuramına dayanır ve bugünkü anlamda bir terapi yöntemi değildir. Bunları tarihî bir kök olarak görmek, modern sanat terapisiyle eş tutmaktan daha doğrudur.

Sanat terapisi bilimsel olarak kanıtlanmış mı?

Araştırmalar umut verici bulgular içerir; ancak çalışmaların çoğu küçük örneklemli ve yöntemsel açıdan sınırlıdır. Bu nedenle sanat temelli yaklaşımlar destekleyici olarak değerlendirilir ve gerektiğinde psikoterapi ya da tıbbi tedaviyle birlikte kullanılır.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez. Yaşadığınız güçlükler için bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önerilir. Acil bir durumda lütfen 112'yi arayın.

Yazar

Eda Erkan Alapala

Klinik Psikolog. İstanbul Kent Üniversitesi Klinik Psikoloji Tezli Yüksek Lisans mezunu; bilişsel davranışçı terapi, çocuk merkezli oyun terapisi ve çocuk-ergen psikoterapisi alanlarında eğitimlerini tamamlamıştır.

Eğitimler
Okumaya devam edin

İlgili makaleler